14 Yaşında Karakola Düşüyor

Erkin Usman
İlk aşkı ‘Vacide’ye mektubu dert açtı

12 Eylül 2005 günün Cumhuriyet’te yayınlanan “veda yazısı” bir bakıma sonun başlangıcı gibiydi.
Büyük Usta, İzmir dönüşü ciddi biçimde rahatsızdı.
Bu rahatsızlık bünyesini öylesine etkilemişti ki; yazmak zor gelmeye başlamıştı.
Attila İlhan “veda yazısı”nda şöyle diyordu:
“Şaka maka, bir yıl daha geçti; ayıptır söylemesi, elden geldiğince, yaşamakta olduklarımızı, yakıntarihimizin penceresinden bakarak değerlendirmeye, gerektiğinde tartışmaya çalıştık. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az”
Bu münasebetle, bir süre için izninizi rica ediyorum, siz de halkımızın o güzel tabiriyle, kulağınızı dinleyin.”
Son’un başlangıcıydı sanki…
Ve,Attila İlhan aramızdan böyle diyerek ayrıldı.
* * *
Tarih 8 Eylül 2005.
Attila İlhan İzmir Enternasyonal Fuar’ındaki Büyük Sergi Merkezi’ne girerken merdivende rastladığı Sancar Maruflu’ya takıldı:
“Kaç yaşına girersen gir, ne kadar tontonlaşırsan tontonlaş sen hep Sancar’sın. Yani, Neriman Öğretmenin oğlu Sancar.”
Attila İlhan o günün akşamında 94 yaşını bulan Neriman öğretmen’in kapısını çalacak, ellerini öpecek ve hayır duasını aldıktan sonra Bostanlı Deniz Restoran’ın yolunu tutacaktı.
Bu O’nun “son İzmir gecesi”ydi.
* * *
Büyük Usta, Deniz Restoran’ın köşe masalarından birine oturdu.
Manzara harikaydı.
İşte bu sırada karşısında Emre Halulu’yu buldu.
Attila İlhan hem Emre’nin babası Rüknettin Halulu’nun, hem da amcası gazeteci Tarık Halulu’nun arkadaşı.
Emre, Büyük Usta’nın elini öptü; bir garsonun eline sıkıştırdığı dijital makinesi ile bir de fotoğraf çektirdi.
* * *
Vakit hayli ilerlemişti.
Emre o gece bizim evin kapısına dayandı.
“Abi…” dedi. Büyük Usta’ya rastladığını anlattı ve ekledi:
“Seni sordu.”
Deniz Restoran’a ulaştığımda “Attila İlhan beş dakika
önce kalktı” dediler.
Attila Ağabey’i son bir defa görememiştim.
* * *
Neriman Maruflu Cumhuriyet’in ilk öğretmenlerinden.
Yaş 94…
Yaşlılığın verdiği ağırlık var ama; bellek yerinde.
Yaşadıklarını “dün gibi” hatırlıyor.
Eşi Cevat Ziya Maruflu, Attila İlhan’ın babası Bedri Bey ile çok samami görüşen iki arkadaştı.
* * *
Neriman Maruflu anlatıyor:
“Attila’nin annesi Memnune hanım ile Mavi Köşe’de karşılıklı evlerde otururduk. Memnune hanım, Karşıyaka’nın en eski eczacılarından Kenan Gemicigil’in kardeşidir. Çarşı’nın ünlü Sirano Mağazasının sahibi Cevat Dalay da onlara akraba.”
* * *
Neriman Maruflu Memnune Hanım’ın bir akrabasını daha tanıtıyor.
Şeyh’ül Muhabirin Lütfü Aksungur ağabey.
İşte bu hava içinde, Bedri İlhan’ın memuriyeti yüzünden sık sık şehir değiştirmesinin sonunda, Attila İlhan Cumhuriyet İlkokulunun üçüncü sınıfından itibaren Neriman öğretmenin öğrencisi olmuştur.
Öğretmeni, o günlerin küçük Attilası’nı şöyle tanımlıyor:
“Son derece zeki, araştırıcı, okuduğunu iyi anlayan, karakter sahibi bir çocuk…”
* * *
İlkokul bitmiş, Attila İlhan’ın ortaokul günleri başlamıştır.
Ama, o hala Neriman öğretmenin yanındadır. Bir abla kardeş, sırdaştır eski öğretmeni.
İlk aşkı Vacide’dir.
Vacide’ye yazdığı mektupları ve şiirleri önce Neriman Öğretmene okurdu.
Öğrencilik yıllarındaki müsamerelerde Attila İlhan’ın sanat yönünü ilk keşfedenler Cumhuriyet İlkokulu Müdürü Hocaların Hocası İsmail Özkunt, eğitimci Ahsen Gürtin ve edebiyatçı Macit Aray olmuştu.
* * *
İşte günlerden bir gün, Attila İlhan Vacide’ye yazdığı duygu yüklü mektubuna Nazım Hikmet’in bir aşk şiirini de koyup gönderir…
İşte Nazım’ın o şiiri…
” Çürüksüz ve cam gibi berrak bir kış günü
sımsıkı etini dişlemek sıhhatli, beyaz bir elmanın.
Ey benim sevgilim, karlı bir çam ormanında nefes almanın
bahtiyarlığına benzer seni sevmek…”
* * *
Bu mektup, Vacide’nin babasının eline geçer. Baba, koyu bir komünist düşmanı, tipik bir Milli Şefçi.
Hışımla evden çıkar ve soluğu karakolda alır Vacide’nin babası.
Biraz sonra başkomiser ciple Attila İlhan’ın evinin kapısına dayanır.
14 yalındaki Attila yaka paça karakola götürülür ve nezarete tıkılır.

Yarın: Paris günleri ve sonrası

Rüzgar Gülü
Önümden çekilirsen
İstanbul görünecek
nerede olduğumu bileceğim
sisler utanacak, eğilecek
ağzının ucundan öpeceğim
saçına kalbimi takacağım
avcunda bir şiir büyüyecek
nerede olduğumu bileceğim
bu çıplak geceler yok mu
bu plak böyle ağlamıyor mu
camları kırmak işten değil
delirecek miyim neyim
kirpiklerimden mısra dökülüyor
kenya’da simsiyah yalnızım
yoksul bir şilepte gemiciyim
malezya’da yük bekliyorum
önümden çekilirsen ,
İstanbul görünecek
nerede olduğumu bileceğim
gözlerini söndürme
muhtacım ben senin aydınlığına
muhtacım yepyeni
bir ilkbahar harcayıp
bir yaz boğup,
bir sonbahar harcayıp
rüzgar gülünü arayacağım
oran’da pernanbouc’ta
timbuktu’da vinçler
yine akşamları indirecekler
yine karanlığa bulaşacağım
gözlerin rüzgarda savrulacak
ikimiz iki sap buğday olsak
sen benim olsan,
ben senin olsam
bir gece vakti aklına gelsem
uykunu tutsam bırakmasam
seni kucaklasam, kucaklasam
birbirimizin kalbini dinlesek
dünyanın kalbini dinlesek
büyük ateşler yaksalar
iki güvercin uçursalar
nerede olduğumuzu bilsek

Her aşıkın cebinde, bir Attila İlhan şiiri
Bir sohbetti yaptığımız.
Yanımızda bir de Okan Yüksel var.
Okan, Attila İlhan’ın en sevdiği İzmirlilerden biri.
Konu,”Attila İlhan’ın şiirlerinde erotizm…”
Dört yıl kadar öncesiydi.
Attila İlhan, İzmir Kitap Fuarı’na şöyle bir uğramıştı.
Mekan Lozan Pastanesi…
“Bakın çocuklar…” dedi ve gözlerini ufka dikti.
Sonra anlatmaya başladı:
“Cinsel diyalektiğin gerek insanlar arası, gerekse insan içi çelişme ve gelişmelerini, romana olduğu kadar şiire de geçirmek, bana ilginç görünmüştür ”
* * *
Kahvesini yudumladı.
Şiir merakının ilk yıllarında toplumculuk kavgası yaptığını da anlattı.
“Bu aradı erotik şiirler de yazdım, yazdım… Sonra, yırtıp attım. Yine yazdım, yine attım. O günkü hayat biçimim içinde bunlar değersizdi. Ayıptı…” dedi ve daha sonraları yazdığı cinselliği işleyen şiirlerin altında yatan nedenleri ve saptamaları ise şöyle dile getirdi:
“Bireysel diyalektik hiç kuşkusuz cinselliği de kapsıyordu, ikisi birden doğasal diyalektiğin kapsamına giriyorlardı.”
* * *
Her aşıkın cebinde, sevgiliye okunacak bir Attila İlhan şiiri var.
Peki, ye Attila İlhan “aşk için ne düşünüyor?”
Dinleyelim:
” Aşk bir tür suç ortaklığıdır.”
* * *
İşte Attila İlhan burada aşkı bir eğitim olarak nitelendiriyor. Aşık olmak, cinsellik bunların tümünün öğrenilebilir şeyler olduğunu savunuyor. Aşkı çok çıplak tarif etmek gerektiğindeyse; cinsel çekimin yüceltilmesi olarak nitelendiriyor.
* * *
Attila İlhan cinselliğin, aydınları rahatsız eden mankurallara bağlanmasının semavdinlerin ortaya çıkmasıyla başladığını savunurken, konuyu şöyle noktalıyor ve soruyor:
” Türkiye gerçekte bir takım ahldeğerler açısından katı olsaydı, herkesin ahlkriter ve davranışlarını çok iyi bildiği bazı sanatçıları baş tacı eder miydi?”