“…Gâzi´nin ´Kutsal Sırrı´nı Kim Biliyor?…”

( Tesbit/ 11. ”…çok rica etsem, şu aşağıdaki satırları, dikkatle okur musunuz? Bence, Gazi ve dönemi konusunda atıp tutanlar için, ciddi bir ‘ibret’ içeriyor da, onun için söylüyorum.

”… 29 Ekim 1933 törenlerinin görkemli geçmesi için, her türlü önlem alınıyor, çalışmalar yapılıyordu. Ankara’daki törene SSCB’den Savunma Bakanı Voroşilof, Genelkurmay Başkanı Budienni ve Büyükelçi Karahan katılacaklardı. Başında, İstiklâl Marşı’nı besteleyen Zeki Üngör’ün bulunduğu, Mûsıki Muallim Mektebi öğrencileri, birkaç ay önce Sovyetler’in ulusal marşı Enternasyonal’ı öğrenmeye başlamışlardı. Zeki Bey’in işaretiyle ve ilk sözcüğü ‘stavay’ la (uyan) başlayan marş pencerelerden taşıyor, ritmi, iniş çıkışlarıyla Cebeci’ye yayılıyordu…”

”… 29 Ekim 1933 günü geçit töreninde sıra Mûsıki Muallim Mektebi’ne gelince, Riyâset-i Cumhur Bandosu ‘Enternasyonal’ı çalmaya başladı. Öğrenciler marşı Rusça söyleyerek, Atatürk’ün ve yabancı konukların önünden geçtiler…” (Kemal Anadol, ‘Karşı Yaka Memleket’ , s. 32. 3. Basım. Doğan Kitap. 2003.)

Sadece iki noktaya dikkatinizi çekeceğim:

1/ 29 Ekim 1940’ta, yâni İsmet İnönü ‘Cumhuriyeti’nde böyle bir ‘mârifet’ yapılsaydı, o öğrencilerin de, İstiklâl Marşı bestecisi Zeki Üngör’ün de, başına ne türlü belâlar gelirdi, düşünebiliyor musunuz?

2/ Türkiye Cumhuriyeti’nin 10. yıldönümü törenlerine, acaba niye yalnız SSCB’nin önemli adamları katılmışlardı? Acaba niye, günümüzde canciğer kuzu sarması olduğumuz, kuyruklarına takıldığımız ‘demokrasiler’den hiçbirinin yüksek temsilcisi yoktu?

Bu sakın, Mustafa Kemal Paşa’yı kendilerinden saymadıkları için olmasın?)

‘Nutuk’ aslında neyi anlatır?

(Çağrışım/ 4. ”… söylemiştim sanırım, ben ‘Nutuk’ u ikinci defa, Paris ‘te okudum. Turbigo ‘daki, o pisliği, karışıklığı ve kuşkululuğu tartışılmaz, üçüncü sınıf bir otelde, ki bize Paris’ten ziyade, o devrin Sirkeci otellerini hatırlatırdı. Isınma yerine, odada bir gaz sobası, tuvalet koridorun sonunda ve pis, yolcuların kimler olduğu, niçin geldiği belirsiz; ama ‘hancının’ kimliği açık: Monsieur Gailhac! ‘direniş’e katıldığı için mi nedir, ‘temerküz kamplarında’ hayli yatmış, Bretön asıllı bir Fransız: Ona medyûn-u şükrânım, ikamet iznim olmadığı halde, ay- larca otelinde barınmama ses çıkarmamıştır.

Gazi ‘nin Nutku ‘nu hangimiz doğru dürüst okumuştur, merak ederim: Çoğumuz kitabı, bir ‘Kurtuluş Savaşı’ hikâyesi diye alır, bazılarımız da Gâzi’nin ‘doktrini’ diye; dikkatli okunursa görülür ki, Nutuk’ta Gâzi, -belgelerini de ortaya koyarak,- aslında, İstiklâl Savaşı’ndaki arkadaşlarıyla yollarının sonradan nasıl ayrıldığını; onların, adeta karşıdevrimci bir tavırla nasıl onun karşısına çıktıklarını anlatıyor. Bunda şaşılacak bir şey yoktur, zira…

a) Mustafa Kemal Paşa, Anadolu ‘ya intikal ederken, ‘maiyeti erkânından farklı olarak’, bir değil, iki amaç taşıyordu: a/ Emperyalizm’e karşı bağımsızlık savaşı vererek, ülkeyi kurtarmak; b/ Anadolu’da, ‘ihtiva ettiği mana, hemen akla geldiği gibi, ihtilal olmakla beraber, ondan çok daha vâsi bir tahavvülü ifade eden’ bir ‘inkılap’ yapmak! Galiba, daha işin başında (Havza’da mı?) benzer bir inkılap içindeki Sovyetler’le temasa geçmesinin, ya da geçmek istemesinin sebebi budur.

Cumhuriyet ‘in 10. yıldönümünde, kutlamaya hiçbir Batılı ‘Şahsiyetin’ gelmeyişine mukâbil, sadece Sovyet temsilcilerinin bulunması da; geçit töreninde, Yüksek Mûsıki Muallim Mekteb i öğrencilerinin, Enternasyonal ‘i -üstelik Rusça- okuması da, bununla irtibatlı olmak lâzım gelir. Bildiğiniz gibi, o yıldönümünü tes’it eden, ‘Ankara Türkiye’nin Kalbidir’ belgeselini de, Sovyet yönetmeni Yutkeviç çekmişti.

Bilerek bilmeyerek ‘atlanılan nokta’…

(Tesbit/ 12. ”… özetin özeti, Gâzi’nin fırsattan istifâde ederek, Anadolu’da gerçekleştirmeyi düşündüğü ‘tahavvül’ başka; onunla beraber görünen, silah arkadaşları ve politikacıların ‘tahayyülü’ bambaşkaydı: Mustafa Kemal Paşa, XIX. yüzyıl boyunca yeryüzünü altüst etmiş olan, ‘Hıristiyan, Beyaz ve Batılı Emperyalizm’in yalnız başını değil, XX. yüzyıl boyunca her uzvunu ağrıtacak ‘Kurtuluş Savaşları’ nın başını çekmekle kalmıyor; tam bağımsız ve özgür ülkesinde, Fransızların XVIII. yüzyılda gerçekleştirdiği ‘Ulusal Demokratik Devrim’ i gerçekleştirmeyi de tasarlıyordu. Nutuk ‘a bunları, ‘kutsal bir sır olarak sonuna kadar sakladığını’ kendisi söyler.

‘Kafkas Seddi’ hakkındaki değerlendirmesini okumuş muydunuz? 1920 senesi ‘iptidasında’, bütün kumandanlara ve mülki idari amirlere telgrafla ulaştırılmıştır ki, orada Gâzi, jeopolitik ve jeostratejik olarak, hem Anadolu’nun yerini belirler; hem de, Emperyalizm’e karşı savaş verebilmek için, Bolşevikler’le temasa geçilmesi; bunun için de İngilizlerin Kafkaslar’da gerçekleştirdikleri ‘Kafkas Seddi’nin (Gürcistan, Ermenistan, Resûlzade Azerbaycan’ı¯) yıkılması zarûretinin altını çizer. Bilindiği gibi, olay, Bolşevikler’le Kemalistler’in ortak çabasıyla, gerçekleştirilmiş; ‘Kafkas Seddi’ bir güzel yıkılarak, yerine, Emperyalizm’in Asya sömürgeleriyle bütün bağlantısını koparan, büyük ‘Kemalist/Komünist Seddi’ kurulmuştur. Sanırım ‘Nutuk’ yorumcularımızın çoğu, bilerek bilmeyerek bu noktayı atlıyorlar.

O zaman başladığımız yere dönebiliriz: Efendim, Türkiye Cumhuriyeti ‘nin 10. Yıldönümü kutlamalarına, münhasıran Sovyet büyüklerinin katılmasının olduğu kadar, Yüksek Mûsıki Muallim Mektebi öğrencilerinin, şeref tribününün önünden geçerken Enternasyonal ‘i, hem de Rusça söylemesinin nedeni budur.

Meraklısı için NOT: Aslında Enternasyonal, Fransız İhtilâli’nden müdevver bir marştır ki, Sovyet İhtilâli başladıktan sonra, Moskova’nın çağrılarına Avrupa sosyal demokrat ve sosyalistleri ‘yan çizince’ , Dünya İhtilâli’nin marşı olarak, Komintern’ce kabul edilmişti.

Daha sonra Stalin , ‘Dünya İhtilali’ nden vazgeçip, ‘tek ülkede (ulusal) sosyalizm’ modeline karar verince, ‘Enternasyonal’ , Sovyetler’in ‘ulusal marşı” olmaktan çıktı; yerine başka bir marş bestelendi. Enternasyonal, Komintern’in (3. Enternasyonal) marşı sayıldı.

Cumhuriyet, 15.08.2005