“..A. Bezirci´nin, ´Gerekçesi Olan, Nedenler´i…”

…Şükran ‘ın (Kurdakul) röportajı diyorduk!

Yelken ‘deki o röportajın (Eylül 1960), başlığı bile, bir şairin öteki şairle röportajını verirken, seçtiği başlıkla nasıl bir ‘mesaj’ ulaştırabileceğini gösterir: ”1940’tan Sonra Şiirimiz!” 27 Mayıs ertesinde bunun, ‘Gâzi’den Sonra Sanatımız!’ anlamına geldiğini, acaba hatırlayan çıkacak mıdır? Hatırlamayanlara, daha o zaman, Şükran ‘ın Attilâ İlhan ‘la hangi platform üzerinde tartışmak istediğini, şu müthiş sorusuna şöyle bir göz atmak, hatırlatmaya yetecektir:

”…’yeni şiir’ sözüne, özellikle son yıllarda, büsbütün başka nitelikler verilmek istendiğini biliyoruz; ‘yeniliğe’, değerlerin aşındırılması yolunda, bir ‘araç’ gözüyle bakıldı. Benim üzerinde durduğum, Türk Devrim Tarihi’nde yeri olan, asıl hızını toplumun 1923’teki değişiminden alarak gelişen, 1940 şiir hareketidir. Bu hareket gücünü, biraz da eski yazı bilmeyen ilk cumhuriyet kuşağının -bizim kuşağın- okurluğundan almıştır. Asım Bezirci’nin deyimini kullanırsak, ‘her yönden gerekçesi olan nedenlerin zorladığı’ bir harekettir. 1945’ten sonra seni, aralıksız bir yayınla, bu hareketin içinde görüyoruz; şiirlerinle, yazılarınla, sen de bu işin tarihle ilişkisi olduğunu savundun, en çok; bunun için ilk soru şöyle olsun istiyorum, ‘Türk Devrim tarihi içinde, 1940 Şiir Hareketi’nin yeri nedir?..”

İnsan bunları okuyunca, Belgin ‘i (Sarmaşık) ‘her yönden gerekçesi olan hangi nedenler’ in, ‘Açtırma Kutuyu!..’ gibi bir çalışma yapmaya yönelttiğini düşündürüyor.

Sizce hangileri olabilir?

‘…Sanatkâr da bir işçidir…’

Belgin (Sarmaşık), besbelli bu yüzden, eserinde, alışageldiğimiz ‘belgesel’ kitap yeknesaklığında kalmamış, onu aşıyor; ‘görselliğin’ adeta gemi azıya aldığı XXI. yy ‘da, buna şaşmalı mı? Tam tersine, röportajı ya da mülâkat muhtevasını, bu sayede gerçekleştirildiği günün, bir bakıma ‘koşulları’, bir bakıma ‘atmosferi’ içine yerleştiriyor; böylece, söz soyutluğundan, olay somutluğuna geçiyorsunuz.

Hadi bir örnekle konuşalım… İstanbul ‘da bir lisede, 809 Attilâ adındaki öğrenci, hemen bütün ‘şuarânın’ katıldığı ulusal bir müsabakada, değme tanınmış ozanları geçerek, dereceye girmiş; gazetecinin biri de, onunla bir mülakat yapmış!.. İyi güzel ama, orada sorulan ve söylenenleri, ancak, mülâkatı takibeden sayfalardaki, bir gazete haberini okursanız, yerli yerine koyabiliyorsunuz; haberin çıktığı gazete, Türkiye Sosyalist

Partisi ‘nâşir-i efkârı’ Gerçek gazetesi, haberin başlığı ise, şu: ”TSP’de Konferans / ‘Türkiye’de Halkın Saadet Mücadelesi Emrinde Bir Edebiyat’ / Kalabalık Bir Dinleyici Kitlesi Önünde Konuşan Attilâ İlhan, ‘Sanatkâr da bir işçidir; bu itibarla, işçi sınıfının mücadelesi, onun da mücadelesidir’ dedi..”

Nasıl, şair de, armağan da, mülakat da, asıl ‘yerine’ oturdu mu?

Gâzi sonrası ‘Atatürkçülük iddiası’…

Aynı yöntem, Uğur ‘un (Mumcu), Attilâ İlhan ‘la yaptığı, ‘Roman söyleşisi’ üzerinde de uygulanıyor; iki sayı süren (5-6 Mayıs 1981) röportajın, hemen arkasından, o ayın sonuna kadar süren bir tartışmadır başlamış: Cumhuriyet, birbiri ardından kimlerin ‘tepkisini’ yayımlamıyor ki? Enis Batur ‘la başlamış, Ertuğrul Özkök ‘le sürüyor; daha sonra sırasıyla, Murat Belge, Hasan Bülent geliyorlar; Doğan Hızlan, bu münasebetle, Ferid Edgü ile konuşmuş, onu Lâtif Okur ‘un cevabı takip ediyor (30 Mayıs 1981); yâni tartışma, bir aya yakın sürmüş, hepsi de elinizin altında!

Benzer bir başka olay, başlı başına bir bütün oluşturmuş: ”Mavi Dosyası!” Meraklısı bilir, gençler bilmez; ‘Mavi Hareketi’, Yunan/ Latin platformu üzerinde, TDK Türkçesiyle geliştirilen ‘Garip’ hareketine karşı, Ulusalcı/Sol ‘dan Kemalist manada ilk tepkidir; ‘hasbelkader’, başını Attilâ İlhan çekiyor; şimdi ne yapıyorsa, o zaman da onu yapmış, yani Kemalizm’i, tarihteki yerine Marksist bir yöntimle yerleştiriyor, onun üstyapı anlayışı da, elbette ona göre değerlendiriliyor; o açıdan bakıldı mı, nasıl Gazi sonrası ‘Atatürkçülük iddiası’ boş bir laftan ibaretse, elbette, Tanzimat bakışlı ‘alafranga seçkinci’ Garip ve II. Yeni de, sade suya tirit ‘ilericilik’ davranışlarıdır;

Mavi ‘takımından’ Ahmet Oktay, otuz yıl sonra, Milliyet/Sanat Dergisi ‘nde tertiplenen soruşturmaya, bir giriş yazısı yazmış; Attilâ İlhan, soruşturmayı cevaplandırıyor ama, Belgin (Sarmaşık) işi orada bırakmış mı? Hayır, meraklısı ‘dosya ‘nın içerdiği bütün ”methaldar’ şair ve yazarların, cevabını sırasıyla okumak imkânına sahiptir; yâni Tevfik Akdağ ‘ın, Orhan Duru ‘nun, Yılmaz Gruda ‘nın, Tarık Dursun K. ‘nın, Özdemir Nutku ‘nun ve Demir Özlü ‘nün, otuz yıl sonra o ‘gençlik hareketi’ ne nereden, hangi gözle bakmış olduklarını görebilecek; şüphesiz, daha sağlıklı bir değerlendirme yapabilecektir. Bu bakımdan, ‘Açtırma Kutuyu!..’ yakın tarihimizin edebi çalkantılarını, -hem de onlara katılmış, ya da karşı çıkmış yazarların katkısıyla,- sonraki nesillere aktarıyor.

Türkçenin ve Türk Edebiyatı’nın içine düştüğü hale bakarsanız, böyle bir çalışmaya gerek yoktu diyebilir misiniz?

Cumhuriyet, 16.06.2004