“…Acaba Kimlerin, Kulağına Küpe?..”

…meraklısı elbet, bu köşede okuduğu şu satırları hatırlayacaktır:

”…İnönü Dönemi’ndeki Yunan/Latin ‘hayranlığını’ eleştirmenin; Batı (Emperyalist) Uygarlığı’nın bu iki temel diline, bu dille yazılmış eserlere tepki olmaktan çok; Hıristiyan Dogmatikliği’nin ‘kutsal’ bu iki dili üzerine oturtulmuş olan; hem o dilleri, hem de o dini, Vatikan’ın ‘Beyaz, Batılı ve Hıristiyan’ Emperyalizmi’nin, ‘egemenlik aracı’ olarak kullanmasına tepkidir…”

”…itiraz, dilleri öğrenmeye, ya da o dilde yazılmış ecnebi klâsikleri çevirmeye değil; ‘ulusal’ kültür ve edebiyatın üzerinde yükseldiği dilleri ve temelleri yok sayıp; emperyalistliği ‘müsellem’ ecnebinin temel dillerini ve o dillerde yazılmış eserlerini, handiyse ‘ulusallaştırmaya’!.. Daha da önemlisi, çağdaşlık deyince ‘akılcılığı’ -yâni ‘Rasyonalizm’i, yâni Lâikliği- dolayısıyla ‘naklî’ bilgiden ‘aklî’ bilgiye intikâli, anlayacak; bir bakıma ‘Ümmet sentezi’ üzerinde ‘ulusal’ bir ‘Millet sentezi’ deneyecek yerde; Hıristiyan mantalitesi içinde kalarak, Latince – Yunanca ‘naklî’ -yâni dogmatik- bilgiyi ‘çağdaş’ diye alıp, kendisi için ‘Ulusal’ ve ‘Tarihsel’ olanın -yâni asıl ‘ilerici’nin- yerine koymak!..” (Cumhuriyet, 22 Eylül 2004)

Bu satırların epeyce yankısı oldu; iki gün sonra, gönderdiği faks mesajında Şükrü A. Aya diyordu ki:

”…sizin her konuşmanızda vurguladığınız, ince fakat önemli ‘farkı’, değil ‘vasat’ vatandaşlar içinde, ‘akademik’ zevat içinde kaç kişi anlayabilmiş veya tefrik edebilmiştir? Ekte sunulan makale, sizin dediklerinizi teyit etmektedir. Hıristiyanlığı ile övünmek ihtiyacını hisseden genç de, keşke okuyabilseydi…” (22 Eylül 2004, faks mesajı)

Kilise’nin kurduğu pusu!..

Şimdi o dergiye (The Economist) bir göz atar mıydınız?

”…Zapatero’nun ortanın sağındaki selefi Jose Mari Aznar, ekonomide açıkça liberalleşmeden yanaydı; sosyal meseleler söz konusu olduğunda, daha çok Sağ’ın tepkici geçmişinin bir simgesi olarak; İspanya’yı, geleneksel Katolik ‘deli gömleği’nin içinde tutmaktan, memnun görünüyordu. Tutucular için kilise, Katolik hükümdarlardan Franco’ya kadar, İspanya’nın kimliğiyle hep iç içe olmuştur. Zapatero ise tam tersine, ‘dinin devletten tümüyle ayrıldığı’, ‘herkes için bir İspanya’dan söz ediyor. Seçimi kaybetmeden önce, Aznar’ın ‘Halk Partisi’, okullarda din eğitimini geri getirmeyi planlıyordu; Zapatero’nun sosyalistleri, din eğitiminin seçmeli ders olarak kalacağını garanti edeceklerini söyleyip, din dışında alternatif bir ders sunuyorlar…”

Şöyle bakarsanız, siyasal ve toplumsal ortam da; bu ortam’daki taraftar da, Türkiye ‘yi hayli hatırlatmaktadır; yalnız ülkemizde liberalliğe gönüllü, ‘muhafazakâr sağcı’ parti ve iktidarlardan ümidi kesen ‘ilerici’ ‘ulusalcı’, hatta ‘sosyalist’ bazı gençler; kurtuluşu, misyonerlerin taşıdığı Hıristiyanlık ‘ta arıyorlar. Halbuki, benzer bir ortamda, bakar mısınız, ne türden bir davranış içinde bulunuyormuş!..

”…Kilise, yıllık ulusal bağış gününde, Kral Juan Carlos’a eşlik eden Zapatero’ya pusu kurarak cevap verdi. Yurtdışına ilk ziyaretini Fas’a yapan Zapatero; İspanya’nın koruyucusu, beyaz atına binmiş, Mağripli kaatili Aziz James’i; Müslümanlar’ın kafalarını keserken gösteren heykelin gölgesinde kalmıştı. (Çünkü) Kilise, Müslümanları rencide ettiğinden; XVIII. yy’da Jose Combino’nun yaptığı bu heykelin, katedralden kaldırılması konusunda verilmiş kararı, yine reddetmişti…”

Başpiskopos ateş püskürmüş!..

”…elli iki papazın önünde, Santiago Başpiskoposu Julian Barrio, açık açık ateş püskürdü. Zapatero’yu ‘doğal düzenin ahlâkını bozmakla’ suçladı. ‘Evliliğin doğası gereği heteroseksüel olduğunu ve (buraya dikkat!) Kilise’nin ‘insanların hakları ve ruhlarının kurtarılması hallerinde, ulusal politikalara müdahale için, her türlü hakka sahip olduğunu’ açıkladı. ‘Hıristiyan köklerini hesaba katmadan, İspanya’yı anlamanın, ya da İspanya’ya hizmet etmenin imkânı yoktur’ diye ekledi. Daha sonra da, Aznar’ı ‘sâdık işbirliğinden dolayı övmüş’ olan Başpiskopos, Zapatero’yu kınadı. İspanyol piskoposlar, ‘inançlı insanları, reformlara karşı gösteri yapmaya’ çağırdı…”

”…bu gibi saldırılara maruz kalan Çalışma Bakanı Jesus Caldera, ‘Kilise’nin Tercihi Anlaşması’nın, sona ermesi gerektiği’ savıyla, buna karşı çıktı; bununla, İspanyollara, vergilerinin belirli bir yüzdesini, kiliseye bağışlama olanağını veren anlaşmaları kastediyordu; kilisenin yıllık bütçesinin yarısı bu sayede karşılandığından, hükümetin resti, doğrudan hedefe yönelmişti; oysa Kilise 17 yıldır ‘sistem’de yapılmak istenen reformları, uzakta tutmayı başarmıştı; ne var ki, bu defa hükümetin saldırısı daha ciddi olabilir…” (Santiago de Compostella, ‘Katolik baskısı’, The Economist, 18 Eylül 2004, s. 38-39)

Dergide, İspanyol Katolikliği ‘nin, ’emperyalist ve despot’ tavrıyla; ‘reformcu ve sosyalist’ Zapatero Hükümeti ‘ne; ne kadar ‘gerici’ ve ‘katı’ bir tepki içinde olduğu, ayan beyan görülmektedir; ‘Ulusallığı’ ndan, ‘ilericilik’ diye, ‘kilise’ye koşmaya heves edenlerin, ‘kulağına küpe’ mi?!..

Cumhuriyet, 11.10.2004