“…Aklın Yolu Bir!..”

O fikir, ilk defa yıllarca önce, Doğu Ekspresi ‘nde Erzincan ‘dan Ankara ‘ya gelirken, aklımdan geçmişti; Wagonrestaurant ‘da, hadiyse tek başınaydım; camlardan toprak damlı evler, yüzyıllık çınarlar, dumanlı dağlar geçiyor: Kim bilir, belki sırtımda teğmen üniformasını taşıdığımdan, belki son altı aydır, yakın tarihimizle uğraştığımdan; manzaraya herhangi bir toprak parçası diye değil, ‘vatanım’ diye bakıyorum; katar boyunca koşuşarak, ‘gazeteeee!.. gazeteee!..’ diye bağıran, çıplak ayaklı çocuklara da, geleceğimizin halkı diye! Kafamda kıvrılan istifham şu:

”-…nasıl olmuştur da, kendi haline yâni sıtmaya, trahoma, frengiye ya da kör cahilliğe, mütegallibeye, tabiatın kaprislerine terk edilmiş bu insanlar, mukadderatın Osmanlı halkını esaretin kapısına getirdiği o 1330’lu (1920) yıllarda, yüzyıllardır hem padişah hem halife diye başında taşıyıp, uğrunda şehit, gâzi olduğu Osmanlı sultanını bir kenara bırakıp, doğru dürüst tanımadığı ‘Sarı Paşa’nın dediğini dinlemiş, gösterdiği istikamete yönelmiştir?..”

Eğer bu, bilinmez kaç bin yıllık tarih birikiminden; yaşanmış, bilinmez kaç devlet serüveninden; atavique bir gelecek sezgisinden değildiyse, neden olabilirdi ki? Türk halkı, şimdi nasıl dış politikamızı yarım yüzyıldır içinde bulunduğu çıkmaza sokan siyasi partileri, aynı iç sezgisiyle, iki seçimdir yerden yere vuruyorsa; nasıl, Gâzi ‘nin mirasını saptırdığını sezdiği İsmet Paşa ‘yı, -onca sevgisine ve saygısına rağmen- eline verilen ilk fırsatta, iktidardan alaşağı ettiyse; o zaman da, padişahın ve hanedanın, artık ‘kavmin’ geleceğini kararttığını sezmiş, ufkun ‘Sarı Paşa’ nın önünde açık ve aydınlık olduğunu görüp, onun ardına takılmıştı.

Doğruyu gördüğüne, tarih tanıktır!

Direnişin bayrağı, Avrasya’dan!..

H alkımız, bin yıllık tarih birikiminin ona verdiği iç görüş ve sezgiyle; ve o akla ziyan sağduyusuyla, yeni şeyler sezmekte, şaşırtıcı fakat doğru işaretler vermektedir. Şimdi, şu satırları okur musunuz lütfen:

”…kendi iç çelişki ve çatışmaları, bu çelişki ve çatışmalarını ihraç etmeden ayakta kalamaması; kapitalist dünya sistemi’nin, her defasında insanlık tarihinde eşine rastlanmayan trajediler meydana getirmesi demekti. Bugün yeni bir hegemonyacı kapitalist çatışmaya ve dolayısıyla yeni bir küresel kaosa tanık olmaktayız…”

”…dünya sistemi üzerindeki egemenliğini korumak ve Sovyetler’den boşalan alanlarda ve tüm yeryüzünde, dünya hâkimiyeti biçiminde yeniden yapılandırmak isteyen ABD yönetimi, insanlığı karanlık bir çağa itecek maceraların içindedir. Jeo/politikçilerin öngördükleri gibi, yeni hâkimiyet mücadelesi Avrasya’da yoğunlaşmaktadır; şimdilik, dünyanın geri kalan milletlerinden çok Avrasya milletleri, ihtirası yeni hâkimiyetçi projelerin acısını ve belâsını çekmeye başlamıştır. Bu nedenle insanlığın yeni bir karanlık çağa karşı direnişinin bayrağı da Avrasya’dan yükselecektir; ve bu bayrak, barışçı yeni bir uluslararası düzen tasarlanmadan, bu çerçevede somut dinamikler yaratılmadan ve dünyanın geri kalan mazlum halklarıyla paylaşılmadan, sağlam bir burca dikilmiş olmayacaktır. Barışçı bir dünya jeo/politiğini oluşturmaya vesile olacak alternatif düşünce ve siyasetler için hazırlıklara başlanmalıdır…”

Altına benim ya da herhangi bir aklı başında solcu yazarın, imzasını gönül rahatıyla atabileceği bu satırlar; sağcı ve muhafazakâr bir aylık dergimizin, son sayısında başyazı olarak çıkmıştır, evet! ( ‘Yarın’ dergisi, Yıl 2, sayı 25, Mayıs 2004)

İnsan, garip fakat yüceltici bir heyecanla, Kuva-yı Milliye serencamı içindeki, Türkçü Yusuf Akçura ‘nın söylediklerini ve yazdıklarını hatırlamıyor mu?

Sağduyu diye bir şey var…

Ş imdi lütfen şu satırlara bakar mısınız? Bunlar başka, solculuğu müsellem bir kalemden çıkmıştır; şaşılacak bir şekilde, yukardaki satırlar kadar, bu topraklarda yaşayan sağduyu sahibi o halkın, günümüzdeki sezgisini ifade etmektedir.

”…ABD’nin dünya imparatorluğu iddiası var; bunun için, silâh kullanıyor. Bu tehdide karşı, Avrasya’da yer alan ülkelerin, bağımsızlıklarını koruma sorunları; her alanda dayanışma ihtiyacı var. Bakın Kıbrıs’a ve Kuzey Irak’a; Türkiye’yi nasıl savunacaksınız? Avrasya İttifakı’ndan başka çaremiz kaldı mı? Yine ekonomiye bakın, Batı operasyonlarıyla çökertiliyoruz; Avrasya ile ekonomik ilişkileri geliştirmek dışında bir çözüm var mı?..”

”…Avrasya Hareketi, ideolojik birlik temelinde kurulmuyor; amaç, ABD tehdidine karşı Avrasya ülkelerinin dayanışması ve gelişmeleri. Katılanlar arasında İslâmcı partiler de var, milliyetçiler ve muhafazakârlar da. Ancak ülkelerinin bağımsızlığını savunan güçler bunlar!..”

”…hiçbir ülkeye bağımlı olmayı kabul etmiyoruz. Rusya ve Çin, Türkiye’yi tehdit etmiyorlar. Kafamıza Süleymaniye’de, Rusya ve Çin mi çuval geçirdi? Kuzey Irak’ta ‘kukla devleti’ Rusya ve Çin mi kurdu? Kıbrıs’tan Türk Ordusu’nu, Rusya ve Çin mi atmak istiyor? Türkiye’yi İslâm Cumhuriyeti diye ilan eden, Rusya ve Çin’in dışişleri bakanları mı? Atlantik Bloku içinde, Türkiye’ye yalnızca köleleşmek ve dağılmak var; Avrasya İttifakı içindeyse Türkiye’ye bağımsızlık ve eşit ilişkiler var…”

Sağduyu sahibi her sağcı yazarın, gönül rahatıyla imzasını atabileceği bu satırlar ise, İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek ‘in kaleminde çıkmış (Aydınlık Dergisi, 2 Mayıs 2004); besbelli, Mr. Graham Fuller ‘in, ta Los Angeles Times ‘da; ”…Türkiye’de Amerikan karşıtlığı yükseliyor, sağcısı solcusu, ABD karşısında birleşiyorlar” diye telâşa düşmesi, bundan!

Ne yaparsın, bu halkta ‘sağduyu’ diye bir şey var: Aklın yolu bir!

Cumhuriyet, 02.06.2004