“…´Ankara Merkezli´, Dış Politika!..”

… ‘muhafazakâr liberal’ o dostum, ‘Hangi Atatürk’ ün yeni basımı dolayısıyla kitaptan söz ederken (Milliyet, 3 Mayıs 2004), ilginç bir noktaya dokunup geçmişti; diyordu ki, ‘Gâzi’ nin ‘söylev ve demeçleri’ nden, kitaptaki bütün ‘alıntılar’ , 20 ‘li yıllara, yâni ‘savaş yılları’ na aittir; cümlenin mefhûm-u muhâlifinden, o dönemi bilmeyenler, rahatlıkla 30 ‘lu yıllara, yâni ‘barış yılları’ na ait sözlerinin, daha başka olduğu; aynı ‘tam bağımsız’ ve ‘anti/emperyalist’ tavrı içermediği anlamını çıkarabilir.

Yalnız o ‘muhafazakâr liberal’ dostum değil, ‘Atatürkçüyüm’ diyen bazı dostlarım da, Gâzi Mustafa Kemal Paşa ile Kemal Atatürk arasında böyle -üstelik ciddi- bir fark olduğu imâsı içindedir; esasen o kitapta benim, ‘İnönü Atatürkçülüğü’ dediğim de budur: İnönü ‘seçkinciliğini’ mazur göstermek için, Gâzi’yi değişmiş gösterirler. ‘Tanzimatçı’ dolayısıyla ‘Batı (Sistem) yandaşı’ -yarı Osmanlı, yarı komprador- aydınlar; Türkiye Cumhuriyeti ‘nin geleceğini, Asya ‘lı ve ‘Bolşevik’ Sovyetler ‘in yanında değil; ‘üzerinde güneşin asla batmadığı’ İngiltere devlet-i fehimanesi’nin ‘yanında’ görüyor, görmek istiyorlardı. Bilindiği gibi, vefatından -yıllar değil- uzun aylar geçmeden İsmet Paşa; Gâzi ‘nin – İngiltere Kralı VIII. Edward ayağına kadar geldiği halde- yapmadığını yapmış, İngiltere ve Fransa ‘yla ittifak imzalamıştı.

Oysa Gâzi ‘nin Batı ‘yla ( Sistem ‘le) hiçbir ittifakı yoktur; dış politikası Barış Doster ‘in de kitabında işaret ettiği gibi, ‘Ankara Merkezli’ dir: Sovyetler ‘le yakın dostluk, Balkan Paktı ve Saadabad Paktı çerçevesi içinde geliştirilmiş; o devirde Ankara, Musul ve Şeyh Sait Meselesi ‘nden dolayı İngiltere; Dersim ve Hatay meselesi ‘nden dolayı Fransa, Oniki Ada Meselesi ‘nden dolayı İtalya ile ciddi ve tehlikeli uyuşmazlıklar yaşamıştır. Zaten 20 ‘li yılların Gâzi Paşa ‘sı ile 30 ‘lu yılların Kemal Atatürk ‘ü arasında anti/emperyalist tavır, mazlumlardan yana tavır koymak bahsinde hiçbir fark olmadığının en iyi kanıtları da Hatay Meselesi ‘ndeki davranışında ve söylediklerinde ‘mündemiç’ tir.

”…İşi silâhla halletmek zorunda kalırsak…”

M eraklısı hatırlayacaktır, TBMM ‘nin ilk ‘hafî celseleri’ nde ( 1920, Nisan ) Gâzi, İngiltere ve Fransa ‘ya karşı, Ankara ‘dan gizlice destek -hatta ortaklık- isteyen Suriyeli ve Iraklılara, ‘önce bizim yaptığımız gibi, tam bağımsızlıklarını elde etmelerini’ tavsiye etmiş; daha sonra, ‘federasyon ya da konfederasyon düşünülebileceğini beyan etmiştir’. Mazlumlar ‘a tavsiyesi, hep bu oluyordu: önce tam bağımsızlık, yani anti/emperyalizm, arkasından işbirliği!

Hatay Meselesi ‘nde Fransa işi çıkmaza sürükleyince, çözümü gerilla tasarımına kadar götürdüğünü yazmışımdır; en iyisi sanırım, durumu Riyaset-i Cumhur Kâtib-i Umûmisi Hasan Rıza Bey ‘in (Soyak) kaleminden öğrenmektir; bakar mısınız neler yazıyor, Gâzi meğerse demiş ki:

”…şâyet böyle bir zarûret karşısında, yâni işi silâhlı bir hareketle halletmek zorunda kalırsak, tutacağım yolu da çoktan kararlaştırmış bulunuyorum. Böyle bir durumda derhal devlet reisliğinden, hatta meb’usluktan istifa edeceğim; serbest bir Türk vatandaşı olarak, bu işte çalışan arkadaşlarla beraber, Hatay topraklarına geçeceğim; bildiğin gibi, bunun her zaman imkânı ve çok emin yolları vardır. Oradaki mücâhitlerle ve anavatan’dan kaçıp bize katılacağından şüphe etmediğim kuvvetlerle, meseleyi yerinde ve içten halletmeye çalışacağım; isterse Türkiye Hükümeti beni ve arkadaşlarımı âsi ilân eder ve hakkımızda tâkibât da yapar…” (H.R. Soyak, ‘Atatürk’ten Hatıralar’ , Cilt II, s.607)

Daima ‘mazlumlar’dan yana oldu…

…besbelli ‘Muhafazakâr Liberal’ dostum, ölümüne çeyrek kala bile Mustafa Kemal ‘in, anti/emperyalist tavrında nasıl sâbit ve ısrarlı olduğunu ‘atlamış’ ; oysa Gâzi ölünceye kadar, Zalimler/Mazlumlar diyalektiğinde, daima ‘Mazlumlar’ dan yanadır; o kadar ki, aynı konuşmanın arkasını aynen şöyle getiriyor:

”…bir şey daha söyleyeyim, ben bugünkü Fransız idarecilerinin, Suriye ve Lübnan’a öyle kolay kolay istiklâl vereceklerinden emin değilim; zaten tatbikatı birtakım yersiz bahanelerle üç sene sonraya tâ’lik etmeleri de buna delil telâkki edilebilir (Buraya dikkat!) Binaenaleyh biz hareketimizi onlara da teşmil ederek, kısa yoldan gerek Suriye ve gerek Lübnan’ın özledikleri gerçek istiklallerini temin edebiliriz…” (a.g.e., s.607)

Dikkat isterim, ‘ Suriye ve Lübnan , zaten bizimdir, zaptederim’ demiyor; onların da ‘tam bağımsızlığını sağlarız’ diyor; onun için Atatürk ‘ün öteki Türkler ve Avrasya ‘Mazlumları’ yla ne türlü bir irtibat ve münasebet içinde bulunduğunu araştırmanın, bundan ders almanın tam sırasıdır. Dr. Barış Doster ‘in çalışmasını, ( Atatürk, Türk Dünyası ve Mazlum Milletler ) bir de bu açıdan değerlendirmek lâzım: hele Kıbrıs ‘ta, KKTC ‘nin kazanılmış bağımsızlığının; göz göre göre kaybını, yutkunarak sineye çekiyorsak!..

Meraklısı İçin Not: Tesadüf bu ya, Gâzi ‘nin ‘Kurtuluş Savaşı’ mantığının, nasıl halka güvenen bir ‘Mazlumlar’ stratejisine dayandığı, Teori ‘nin son sayısındaki (Ağustos 2004, No: 175) ciddi bir çalışmada etraflıca işleniyor; Gâzi’yi daha iyi, daha doğru anlayabilmek için; dikkatlice bir okuma, kesinlikle yararlı olacaktır. (Bkz. Osman B. Kuruca, ‘Atatürk ve Gerilla Savaşı’, s.3-48)

Cumhuriyet, 16.08.2004