Attilâ İlhan uğurlanıyor

Erendiz Atasü

Kanımca Attilâ İlhan büyük Doğu bilgelerinin soyundandı; her zaman bir usta öğretmendi. Dile getirdiği anılar, gerçekte gençlere yönelik birer meseldi. Özü sözü bir aydınlardandı

Attilâ İlhan’ın öldüğüne inanamadım. Oysa yıllardır ciddi kalp şikâyetleri olduğunu biliyordum. Hastalık ona yakışmıyordu; sözü de edilmiyordu. Kişiliği bunca özgün ve baskın birisi için kendini önemsemiyordu diyemeyeceğim; ancak varlığını ömrünün sınırlarından kurtarabilmiş, kişisel olayların dışına taşırabilmiş o sayılı insanlardandı ve bu genişlikte, hastalık göreceli önemsiz kalıyordu.

Kanımca o, büyük Doğu bilgelerinin soyundandı; her zaman ve özellikle son yıllarda bir usta öğretmendi. Dile getirdiği anılar, gerçekte gençlere yönelik birer meseldi. Onda araştırmanın ve bilmenin sükûneti vardı. Onun o geniş düşünce, bilgi ve çözümleme dünyasında yer alan her görüşüyle özdeşleşmek belki ne mümkündü ne gerekli; ama 1960’lardan günümüze kadar, Türkiye üzerine düşünme alışkanlığını kazanmış hangi genç, şu ya da bu biçimde Attilâ İlhan’dan etkilenmemiştir?

Ezeli ebedi tabu cinsellik üstüne kafa yorarken de, günümüzün tabusu sınırsız ve sorumsuz liberalizmi eleştirirken de o, duyduğunu yineleyen sıradanlık karşısında sorgulayan insanı temsil ediyordu. ‘Hangi Batı?’, ‘Hangi Sol?’.. Kendini vererek bu yapıtları okuyan kim, insanlığın ve ülkesinin konumu üstüne düşünmeyebilir? ‘Hangi Seks?’, ‘Fena Halde Leman’ okurunu kendi benliğini sorgulamaya nasıl da yöneltir…

Bütün sanatçıların, düşünürlerin yapıtları ve/veya söylemleri ile kişilik yapıları arasında doğrudan bağlar olmayabilir. Attilâ İlhan, sanatını ve düşüncesini kişiliğinden yoğuranlardandı. Şair, romancı ve düşünür olarak beliren yaratıcı özü, çok yönlü kişiliğinin yansımasıydı. Derinlemesine vâkıf olduğu divan ve halk şiirimizden süzüp getirdiklerini, çağcıl mesellerle duyarlıklarla harmanlarken, kendine özgü o bıçkın, o keskin imgelerini sevdiği deyişle jilet gibi -şiirin zarafetini zedelemeden -dizelerine katıp o yepyeni, özgün şiir soluğunu edebiyatımıza armağan ederken de karakterinin gereğini yerine getirmektedir; Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesindeki tam bağımsızlıkçı ilkeyi içselleştirip vurgularken de. Attilâ İlhan bir dava adamıydı; klik ve çıkar adamı değil. Marksizmden Kemalizme, edebiyattan siyasete, durduğu her alanda bağımsız ruhunu ve sesini korudu. Onun için etkiliydi; ve onun için etkisi kişisel yaşamının sınırlarını aşıyor; her koşulda bilirsiniz ki, karşınızdaki adam içtenlikle doğru bildiğini söylüyor, söyledi; söylediği gibi yaşıyor ve yaşadı. Düşüncelerine katılsanız da katılmasanız da bilirsiniz ki, düşünce üretirken, bakışı Türkiye’nin ufkuyla sınırlı değildir, o, dünyayı gözlemler; ama ayakları Türkiye’nin zeminine basmakta, memleketin gerçekliğine farklı toplumsal tarihlerin dokusundan örülmüş eldivenlerle değil, çıplak elleriyle dokunmaktadır. Türkiye büyük bir edebiyatçısını; özü sözü bir aydınlarından birini kaybetti.

Anısının önünde saygıyla eğilelim.