Attila İlhan”ın ardından…

Hulki Cevizoğlu

Türk edebiyat ve düşünce yaşamının anıt isimlerinden Attila İlhan, dün gece kalp krizinden vefat etti.
Allah rahmet eylesin…
Bir iki gün önce, uzun süredir yazdığı Cumhuriyet Gazetesi”nden ayrılınca “ne oluyor?” diye sormuştum, kendi kendime.
Ancak Yazı İşleri Müdürü İbrahim Yıldız, pazartesi günü konuyu açıklayınca rahatladım. Ama, uzun süredir var olan sağlık sorunlarının ağırlaşmasına da üzüldüm.

ENDİŞE

Önce, “Acaba ilhan”a bir karartma mı uygulanıyor?” diye endişe etmiştim. Bu sorunun yanıtını İbrahim Yıldız”ın yazısında buldum. Yıldız, Attila İlhan”ın kendi sözlerini şöyle veriyordu:
“Bilmem söylemiş miydim, benim sicilimde bir enfarktüs sabıkası vardır; geçtiğimiz yayın döneminde, “hekimlere bakarsan, aşırı çalışmadan bazı arazı nüksetti, gazeteye mümkün mertebe aksettirmeden, iki defa ”yoğun bakım”da kızağa çekildim.
Yeni yayın dönemine başlamadan, görüşlerine başvurduğum dört farklı hekimin dördü de, üzerimdeki yükü hafifletmemin bir ”sağlık mecburiyeti” olduğunu belirtti; dediklerine göre, iki yayınevi, bir gazete ve bir televizyondaki yoğun çalışmayı kaldıramazmışım.
Cumhuriyet”teki yıllarım, meslek hayatımın en hareketli, en renkli, en bereketli yılları oldu. Her şey -bilhassa tahammülünüz ve sabrınız- için hepinize teşekkür ederim.”

DİP DALGASI”NIN ÖNCÜLERİNDENDİ…

Genellikle “aşk şairi” olarak bilinen Attila İlhan, ölümünün ardından yapılan televizyon anma programlarında da daha çok bu yönüyle öne çıkarıldı.
Oysa, o, özellikle son yıllarda “toplumcu bir yazar ve düşünür” kimliğiyle Türkiye”nin içinde bulunduğu sorunları anlatıyordu. Yazdıkları anlattıkları ülke çapında çok büyük ilgi ve heyecan yaratıyordu.
Attila İlhan, aynı zamanda Müdafaa-i Hukuk ve Kuva-yı Milliye”nin hem öncülerinden, hem de bir neferlerinden biri idi.
Kendisiyle yaptığımız ve büyük yankı uyandıran bir “belgesel” ve “ders” niteliğindeki Ceviz Kabuğu programını kitaplaştırmıştım. “Bütün Kaleler Zaptedilmedi” adlı kitabımdaki sözlerimden alıntı yapmak istiyorum:
“İlhan”ın küreselleşme ışığında Türkiye”nin güncel sorunları, Avrupa Birliği ittifakı, Kıbrıs”ta toprak verme tartışmaları, yıkıcı misyonerlik faaliyetleri, Mustafa Kemal Atatürk”ün ülkesi ve Kemalizm ideolojisi, Türk aydınlarının içinde bulunduğu durum ve henüz 100 yılına ulaşmamış Türkiye Cumhuriyeti üzerinde oynanan oyunlar hakkında sorularıma verdiği yanıtlar çok çarpıcı idi.
-Türkiye”nin bir hain kontenjanı var, bu nüfusun yüzde 10”udur”
-”Türk aydını dediğimiz kişi, Batı”nın manevi ajanıdır”
-”Eğitim, savunma ve ekonomi milli olmalıdır, olmazsa Sevr gelir”
-Batı diye bir şey yoktur. Bu hayali bir kavramdır. Almanya Almanya”dır, Fransa Fransa”dır. Birleşik, bütünleşmiş Batı diye bir şey yoktur”
-”Türkiye”de basın Türk değildir” şeklinde özetlenebilecek açıklamalarının her biri bir ”ders” ve ”belge” niteliğinde idi.”

JÜRİ TARAFSIZ İSE, NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLÜ ONA VERİLMELİ

O, yaşarken Nobel Edebiyat Ödülü”nün hiç önemsemedi, peşinden koşmadı, onu almak için ülkesine küfretmedi.
Şimdi, hiç ihtiyacı olmayan o ödülün, eğer jürisi tarafsız ve gerçekten siyasi değilse, Attila İlhan”a veirlmesi gerekir.