“…´Batılı´nın ´Gerçeği´, ´Çıkarına Göre´ Değişir!..”

(…nerede okumuştum hatırlamıyorum. Trotsky galiba ‘hatıraları’ nda anlatmıştır; bir kış sabahı Kremlin ‘den çıkıyor; kar beyazı avluda, ne görse iyi, Vladimir İlyiç, tek başına kazak dansı yapıyor! Şaşkınlığına aldığı cevap, hakikatte Lenin ‘in, Avrupa Sosyalizmi ‘nin desteği olmaksızın, ‘Sovyet İhtilâli ‘nin geleceğinden, çok da emin olmadığının belirtisidir; çünkü ne demiş: ”-…ne mutlu bize! Fransız Komünü’nün süresini, bilmem kaç gün geçtik: Devrim yaşıyor, biz sevinmeyelim de, kim sevinsin?”

‘Yaşıyor’ muydu? Tartışılır; hele ‘halk sovyetleri’ nin ‘partinin denetimine’, ‘parti’ nin, Stalin ‘in ‘denetimine’ geçtiği bilinirse! ‘Ticaret Anlaşması’ örtüsü altında, İngiltere ‘yle ‘tek ülkede sosyalizm’ uzlaşmasına gidilecek; hem ‘halk sovyetleri’ (şûraları), hem de -çok daha önemlisi- Komintern, Politbüro ‘nun denetimine sokulacaktı. Bunun, – yıllarca sonra hepsi ‘aklanacak’, ihtilâl politbürosu üyelerinin; ardı ardına yargılanıp ‘ihanet’ ten ‘tasfiyesi’ anlamına geldiğini, meraklısı bilir.

Batı ‘nın ‘anladığı’ ve ‘uygulamayı’ savunduğu Sosyalizm, yeryüzündeki ‘esirler dünyası’ nın ümit ettiği Sosyalizm değildi, onların tutsaklığı ve sömürülmesi üzerine tesis edilmiş, -tabiri caizse- bir ‘seçkinler düzeni’ idi: Stalin ‘in, III. Enternasyonal ‘i önce adeta ‘ulusallaştırıp’, sonra ‘yozlaştırmasını’ desteklediler; elde ettikleri ilk fırsattaysa, lağv edilmesini isteyip, bunu da sağladılar. Stalin ‘in vefatında Paris ‘teydim, Cumhurbaşkanı General de Gaulle, onun için ne demişti bilir misiniz: ”-…o, Rusya’yı, güçlü bir imparatorluğa dönüştüren büyük bir devlet adamıydı!..”

Batı (Avrupa) aslında, Rusya ‘da ‘mazlumları’ ayağa kaldıracak devrimleri değil; besbelli, doğru dürüst bir ‘çar’ görmek istiyordu; nasıl ki Türkiye ‘de Musul diye, Oniki Adalar diye onlara kök söktüren ‘Kemal’ i değil; cumhurbaşkanı olur olmaz, Moskova ‘ya sırtını dönüp, İngiltere ve Fransa ‘yla ittifak imzalayan, ‘İsmet ‘i tercih ediyordu.

Nereye kadar?)

‘İkiyüzlülük’ âdetleridir!.

(Çağrışım/3. ”…meraklısı hatırlamaz mı? Quartier’deki Cafe Guimard’ı -çoğu öğrenci- üç beş Türk, mekân edinmişti (1949). Gedikli müşteri bir Fransız, fırsatını buldukça imâlarla bizi iğneliyor: Türk

şuymuş da, Türk buymuş da, asarmış da, kesermiş de, vs… Bir keresinde dayanamayıp sormuştuk: ”…nedir bu sizin Türklerle sorununuz? Size ne gibi bir kötülük yapmış olabilirler?” Cevabı şaşırtıcıdır: ”-…ne midir? Daha düne kadar Viyana’daydınız; bu yandan da Pyrene’lerde: Batı Avrupa, ha bugün ha yarın saldıracaklar korkusuyla yaşadı: Bu bile yetmez mi? İki anlamı vardı cevabının: a/ Endülüs Emevileri ile Osmanlı’yı bir tutuyordu; yani olaya laik bir Fransız olarak değil, koyu bir Katolik olarak bakıyordu. b/ Türklerden düpedüz korkmaktaydı…”

…bu çağrışıma, son AB olayından önce -söz birliği yapmış gibi- dünyaca ünlü Fransız haftalık siyaset dergilerinden, en az üçünün, aynı ‘kapak konusunu’ seçmeleri neden oldu: ‘Türklerden Korkmak Gerekir mi?’ (Bkz. ‘Le Nouvel Observateur’) Böyle ‘ortalama’ bir ‘Batılı’ dan hangi anlayışı bekleyebilirsiniz? İzmir gazeteciliğimde, Fuar Zamanı Fransız ziyaretçilerin, yüzüme karşı ‘Modern Türkiye’ övgülerine az tanık olmadım; aynı ziyaretçilerin benzerleri, Çeşme ‘de, Gümüldür ‘de ya da Urla ‘daki tatil köylerinde, bizi zehir zemberek çekiştiriyorlardı, çok kulak misafiri olmuşumdur: Ne kabalığımız kalıyordu, ne cahilliğimiz!..)

‘Kemalizm’i onlar sürdürüyordu…

(…dedim ya, ‘Beyaz, Hıristiyan ve Batılı’ Emperyalizm’ in, Sosyalizm ‘le Ulusallığı, ‘buluşturup’, iç içe geçirdiğini; tam olarak, Afrika ‘lı zenci Komünistleri ( Dr. M’ba, Diopp, vsb…) tanıdıktan sonra anlamışımdır: Bandung Konferansı, Tito/Nehru/Nâsır üçgeninin III. Dünya ‘ya sahip çıkması; Sokarno, Lumumba, Seku Ture gibi liderler -deyim yerindeyse- Kemalizm ‘i, kendi koşulları içinde sürdürmek mücadelesini veriyorlardı.

Tam da o sıralarda Franz Fanon ‘u, hemen arkasından Ziegler ‘i, Ballandier’yi, Maurice Dobb ‘u -ve benzerlerini- okumaya koyuldum; çoğu dilimize çevrilmemiş bu eserler, ‘Batılı’ oldukları halde, Emperyalizm ‘in yeryüzündeki tahribatını, açıkça ve kanıtlarıyla tartışıyorlardı. Ankara’ daki ünlü Zafer Çarşısı’ ndan, yıllar sonra bir kitapçıda, J.M. Albertini’ nin kitabını buldum ve aldım (‘Azgelişmişliğin Mekanizması’, May Yayınları, 1978) Türkçeydi, fakat hak ettiği alakayı görmüyordu: O gün bugün, sırası düştükçe sözünü eder, yaptığım alıntılarla okuru dürtmeye çabalarım; zira J. M. Albertini, orada Emperyalizm’ in III. Dünyalı ‘yı zorla kendine benzetme, yine de hor görme politikasının, ‘mekanizmasını’ da anlatmıştır.

Nasıl mı? Göreceğiz…)

Cumhuriyet, 29.12.2004