“…Benzetmek Gibi Olmasın!..”

… Nerede kalmıştık? Din, iman, ahlâk, hukuk tanımayan ‘İhtilâl İmâlatçıları’ nın; ‘insan hakları’, ‘özgürlük’ ve ‘demokrasi’ adına, ne rezillikler yaptığında mı? Yeryüzünün ‘otoriter’ rejimlerine, -o otoriterliğin sebeb-i aslisi, aslında kendisi değilmiş gibi- ‘Batılı, Beyaz ve Hırıstiyan’ Emperyalizm ‘in; bir avuç ‘profesyonel sabotajcı’ yı nasıl örgütleyip, ‘demokrasi’ yi nasıl kurtardığında (!) mı?

İlk aşamayı, belli başlı aktörlerinin ağızından dinlemiştik; sıra geldi üçüncü, -belki de en önemlilerden birisi olan- aşamaya; ‘Sistem’ e baş eğmeyen ülkelerdeki bu ‘sahte’ ihtilalleri, kimlerin ‘finanse ettiğine’? Aldı sözü Vincent Javert, onun ağzından dinleyelim.

‘Washington’a başvurmak!..’

(Tespit/8. ”…ihtilâl imâlatı’nın en düşündürücü aşaması, üçüncü aşama, yâni para bulmak!.. Neden mi? En kısa sürede ihtilalci gruba, binlerce bildiri bastırmak, kendiliğinden yapışan afiş, sloganlı tişört sağlamak gerekiyor; o kadarla kalsa, iyi: Bir de internet sitesi kurması gerekmez mi? Boya bombaları satın almak, cep telefonları, bandroller, vesaire işin cabası! Dahası, ülkenin dört bucağndaki ‘muhtemel’ militanları toplayıp, bir araya getirmek de şart! Yalnız bunun için, yüzlerce tren bileti almak, otel odası kiralamak, hepsini yedirip içirmek, toplantı salonları tutmak lâzım. Bu kadar yetmezmiş gibi, yurtdışındaki ‘akıl hocalarını’ kim besleyecek? Uzun lâfın kısası, bunlar için hiç değilse birkaç milyar dolarcığa ihtiyaç duyulacaktır…”

”…üstelik bunu elde etmek için, ellerini çabuk tutmaları da elzem; zira bu para ancak, ‘ecnebi’ ülkelerden sağlanabiliyor; ‘yerli müteşebbislere’ güvenilemez, çünkü mevcut ik

tidarın gözünden düşmeyi, göze alamazlar bunlar; olsa olsa, ‘iltilâl’ başladıktan sonra kafalarını değiştirip, genç ‘devrimciler’e tomarla para verebilirler. O zamana kadar dışarıya, -en çok da Washington’a- başvurmak gerekiyor; nedeni de belli: İngilizlerin, Hollandalıların ve Polonyalıların bazı hallerdeki olumlu (!) davranışları, bir kenara bırakılırsa; Avrupalıların pısırık, ağırdan alan ve işe yaramaz olduğu için! Hele Fransızların esâmisi okunmuyor, hepi topu Jean Jaures Kuruluşu (fondation).. o da Polonyalı sosyal demokratlara yardım etmiş, hepsi bu kadar!”

Geriye kim kalıyor, ABD mi?

”…o yüzden ‘turuncu devrim’ amacıyla, Amerika’daki büyük özel vakıf ve kuruluşlara, devlet örgütlerine (USAed, ya da NED) başvurulur, daha 2003 sonbaharında, yâni ‘ihtilâl’den bir yıl önce! Bu işi yapanlardan birisi, Slovakyalı Balazs Jarabık, ‘imalatçı’ grubun, ki adı Pora, ve -‘tam zamınıdır’ anlamına geliyor- Atlantik ötesindeki teşebbüslerine katılanlardan birisi; ona ‘maaşını ödeyen’ Freedome House adındaki Amerikan vakfıdır, Pora’ya destek oluyor ama, yalnız kalmak da istemiyor. Söz buraya gelince, Columbia Üniversitesi’nde eğitilmiş Slovak Jerabık aynen şöyle diyor: ‘..ihtilâl imâlatçılığında, öteki ticari teşebbüslerde olduğu gibi, önce sağa sola başvurmak şartı!…’ Arkasından ekliyor: ‘…ihtilâl imâlatçılığı piyasasında rekâbet çok ve hızlıdır; her ülkenin imâlatçıları, ‘kendilerini satmak için’ Washington’a gitmek, oradaki tefecilere başvurmak zorundadırlar; bunun için de müzakereye inandırıcı deliller, bir planlama, bir finansman tablosu sunacaklardır; evet aynen iş dünyasındaki gibi..’ …”

‘Vatan haini’ kimler imiş?

Çağrışım/6. ”…Hasan’la (Tanrıkut) konuşmuştuk, galiba ‘Sarı’ Mustafa (Börklüce) da vardı; 50’li yılların önce umut verici, sonra umut kırıcı başlangıcı; bir garip benzetme ya da mukâyese ile, ‘Demokrasi Cephesi’ nin (‘Hür Dünya’) göz boyamaktan ibâret olduğuna, inanmak istiyoruz.

Farz-ı muhal, TKP ‘nin gizli bir fraksiyonu; ya da, yeni yeni palazlanmaya başlayan Mao ‘cular; el altından Moskova ya da Pekin ‘e başvurup, ülkelerindeki mevcut rejimi alaşağı etmeye yarayacak bir ‘ihtilâl imâlatı’ na yardım istesinler. Rusya ya da Çin ‘enayi’ mi? Böyle gizli bir niyetleri olsa bile, açıkça yan çizecek, dolaylı yollardan (barışseverler filân) yardıma teşebbüs edecekti: Böyle bir şeyin olduğundan emin değildik, kimse de aslında bunu kanıtlayamadı ama; o zavallı TKP fraksiyonu da, o zavallı Mao’cular da, ülkelerindeki Cumhuriyeti devirmek için, komünistlerden para alan, birer Komünizm uşağı, birer vatan haini olarak adlandırıldılar.

Hasan (Tanrıkut), ben ve ‘Sarı’ Mustafa (Börklüce) mutâbık kalmıştık: emperyalizm, bunun dikâlâsını Polonya ‘da Macaristan ‘da vd. ülkelerde yapıyor, sözüm ona ‘Demokrasi’ yi kurtarmış oluyordu. Şimdi komünist bile olmayan, sadece ‘ulusalcı rejimleri’, devrimek için ‘Sistem’in şu marifetleri ortaya dökülünce, soramaz mıyız: Acaba kim haklıymış? Rusların ya da Çinlilerin -eğer gerçekten yaptılarsa- çevirdikleri dolaplar; Sistem ‘in, – ‘Küreselleşme’ kamuflajı altında- ‘Hürriyet’, ‘Demokrasi’, ‘İnsanlık’ adına başvurduğu -üstelik ticarî’- hınzırlıkların yanında masum kalıyor mu, kalmıyor mu?

Her zaman olduğu gibi, karar sizin!..)

Cumhuriyet, 04.07.2005