“…´Bir´ Koltukta, ´Üç´ Karpuz!..”

(Tesbit/ 27. ”…meraklısı elbet hatırlayacaktır, şimdi soracağım soru, konuyla ilgilenen fakat işin aslını, pek de aramayanlar içindir: ‘Cumhuriyet’in ilk yıllarında söylenmiş şu sağduyu yüklü sözler, sizce kimin ağzından çıkmış olabilir?

”…Fevzi Paşa ile bugünlerde bir mülâkat hatırlarım. İkimiz baş başa konuşuyoruz. Fevzi Paşa bana, ‘bundan sonra yapılacak ıslahat ve icraat için, Atatürk’ün ‘eski arkadaşlarıyla’, ileri gelen arkadaşlarla görüşüp; yapılacak işleri beraber kararlaştırmayı usûl ittihaz etmesi’ni teklif etti. Kendi aralarında görüşmüşler, Fevzi Paşa vasıtasıyla bana teklif ediyorlar. Ben de evet dersem, Fevzi Paşa gidip bu kararı Atatürk’e söyleyecek ve bundan sonraki çalışmaların böyle yürütülmesini teklif edecek. İşte bütün ihtilâflar bundan çıkıyor. Şikâyet eden arkadaşlar, herkes, yarın ne yapılacağını bilmiyoruz; emrivâki karşısında bulunuyoruz. Düşünce bu! Bunun ilerisi nereye varacak, ne olacak endişesi içindeler. Bunları bir esasa, bir beraber çalışma havasına bağlayalım arzusundalar…”

”…Fevzi Paşa vaziyeti anlattı, sen bu fikirle mutâbık olursan, ben hepimizin namına Atatürk’le konuşurum dedi. Fevzi Paşa’ya şunları söyledim: ‘…devletin resmî müesseseleri, devlet işlerinin, tertiplerin konuşulacak, müzâkere edilecek ve mutâbık olunacak zamanları ve vazifeleri tâyin edilmiştir. Benim bütün hayatımda inandığım usûl budur. Bunun için bir iç müessese ile devlet reisini kordon altına almanın doğru olmadığı mütalâasındayım. Ve kendisi ile böyle bir konuşma yapılmasına, benim muvâfakatım yoktur, Böyle bir teşebbüste, benim beraberliğimi istihsal etmek şöyle dursun, böyle bir teşebbüsü ben doğru bulmam.” Kendisine bu cevâbı verdim. Tabii olarak ‘Demek istemiyorsun?’ dedi. ‘Hayır!’ dedim. Mesele böyle kaldı ve Fevzi Paşa ile aramızda böyle bir konuşma geçti; ve bir daha, bunun üzerine dönmedik…” (Hatıralar, s.172)

…hayır bilemediniz, bu ilerici demokrat sözlerini söyleyen, ‘Millî Şef’ değildir; onun yıllar önceki hâlidir; zira İsmet Paşa ‘ya önerilen, hızla inkılabı geliştirmeye giden Mustafa Kemal Paşa ‘yı ‘dizginlemek’ için, düpedüz ‘yüksek bir konsey örgütlenmesi’ önerilmekte; bununla iç -hele hele dış- politikada kontrolünün sağlanması öngörülmektedir. Burada söz konusu ‘arkadaşların’ , Millî Mücadele ‘nin ilk safhasında, Gâzi ile işbirliği yapan zevat olduğu düşünülürse, samimiyetinden şüphe edilebilir; zira aynı zevat, bilahare Gâzi ‘ye muhalefeti, Terakkiperver Fırka ‘yı örgütleyerek, ‘resmiyete’ dökmüşlerdir.

İsmet Paşa , iç -ve dış- yönlendirmeye karşı, ”inkılâbı’ savunuyor; çok da iyi ediyor. Yalnız konuşmasının bir yerinde, ‘benim bütün hayatımda inandığım usûl budur’ demiş ki, işte o şaşırtıcı…)

Bu ne perhiz, bu ne lahana tursusu?

(Tesbit/ 28. ”…neden mi, bakın neden? Aynı İsmet Paşa, 30 ‘lu yıllarda CHP ‘nin programı ve tüzüğü yenilenmek ihtiyacı belirince, Parti Genel Sekreteri Recep Bey ‘i (Peker), Avrupa ülkelerinde ‘tetkike göndermiş’ ; dönüşünden sonra da, onun hazırladığı yeni program ve tüzük tasarısı, her ikisinin imzasıyla, Gâzi’ye verilmiştir: tasdik bekliyorlar. Meraklısı; elbete hatırlayacaktır: bu öneri, Gâzi ‘yi fena halde öfkelendirmiştir; inanılır gibi değil ama, İsmet Paşa, bilâhare ‘Millî Şef’ olarak uygulayacağı, düpedüz faşizan bir düzen önermekte; dahası, Mustafa Kemal Paşa’nın siyasetini denetime almak için, Meclis üstü bir ‘yüksek konsey’ kurulmasını öngörmektedir; yâni, on yıl önce, yanlış bulup kabul edemeyeceğini söylemiş olduğunun, tıpkısı!

Gâzi ‘nin tepkisini, zamanın Riyâset-i Cumhur Kâtib-i Umûmisi Hasan Rıza Bey ‘den dinleyelim; çünkü tasarıyı onlardan alıp, Gâzi ‘ye sunan, ertesi gün şiddetli tepkileri alan, odur; daha sonra öneriyi alıcı gözüyle okumuş, şu ‘dehşetengiz’ tesbitleri yapmıştır:

”…Kalktım, kütüphaneye geçtim; istediği nizamname ve programı bulduktan sonra, bahis konusu olan evrakı, bir kere daha gözden geçirdim. Gerek nizamname, gerek program, o zamanın tek partili ‘totaliter’ idarelerindeki esaslara göre, kaleme alınmıştı; başta, azası mahdut, fakat kudret ve salâhiyeti sınırsız, bir heyet tasavvur ediliyordu. Bütün kararları bu âli heyet veriyor, Büyük Millet Meclisi bir şekilden ibaret kalıyordu. İtalya ve Almanya’da olduğu gibi, üniformalı gençlik teşkilatı kuruluyordu. Bir kelime ile, tam manasıyla Faşizm!..”

”…ben bunları okurken Atatürk geldi, kütüphanedeki büyük masada, karşı karşıya oturduk. Yeni nizamname ve programı eline aldı; hem tekrar okuyor, hem de hiddetle söylenerek, her sayfasını karalarcasına çiziyordu. Bir aralık başını kaldırıp sordu: ‘-…bunları İsmet Paşa okuduktan sonra mı imza etmiştir, dersin?’, ‘- …bilmiyorum efendim, ama dün akşam da arz ettiğim gibi, bana, size takdim edilmek üzere, kendileri verdiler…” (Atatürk’ten Hatıralar, cilt.1. s. 58/59)

Neresinden bakılırsa bakılsın, uygulamaya geçirilmek istenilen bu ‘tasarı’ ile, İsmet Paşa’nın yıllar önce ‘silah arkadaşları’ tarafından önerilen tasarıya ret gerekçesi arasında, açık bir karşıtlık vardır. İstikbalin ‘Millî Şef’ i uygulayacağı faşizan totaliterlik için, yasal zemini şimdiden hazırlamak telâ

şındadır. İyi de, sonucu ne olmuştur? Hayli hazin! Olay, iyi kötü bir sonuca bağlandıktan sonra, Mustafa Kemal Paşa , hükümetin yönetimine dikkat kesilmiş; çok geçmeden, önce Recep Peker ‘i, arkasından da İsmet İnönü ‘yü görevinden almıştır; sadece bu kadarı bile, İsmet Paşa ‘nın ne mertebe demokrat olduğunu göstermeye yeterlidir ama, iş orada bitmiyor ki!..)

Gözlerimizin içine baka baka!..

(Tesbit/30. ”… Mehmet Ali Bey ‘in (Aybar) liderlik ettiği Türkiye İşçi Partisi (TİP) , zar zor da olsa kurulmuş, örgütlenmiş, genel seçimlere katılacak mertebeye yükselmişti. 27 Mayıs sonrasınki ilk seçimde, büyük sürpriz: Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk defa, açıkça sosyalist olduğunu söyleyen bir parti, bazı seçim bölgelerinde başarılı olarak, Meclis’e on küsur milletvekili sokuyor. Bu elbette, halkımızın bazı şeyleri anlamaya başladığının işaretlerinden biriydi; böylece TİP, CHP ‘nin ciddi bir alternatifi olmak niyetindeydi; bundan ümitliydi!.

İşte o zaman, CHP Genel Başkanı İsmet İnönü ‘nün gazetelere verdiği beyanatı hatırlar mısınız? Aynen şöyle demiştir: ‘CHP, başından beri ortanın solunda bir parti olmuştur!’ ; böylece, önce inkılâpçı demokrat, sonra düpedüz faşist görüntü veren ‘Millî Şefimiz’, TİP’i daha sola, yâni kanun dışına itmek için, ‘ortanın solunda’ olduğunu açıklayabilyor: hem de gözlerimizin içine baka baka!

Bilindiği gibi, istediği oldu: TİP ‘in sonu da mahkemelerde bitmiştir. CHP, İnönü sayesinde, bu defa ‘demokratik sol’ bir parti olarak iktidara geçip, ‘solculuğu’ da ‘demokratlığı’ da rezil etmeyi, pekâlâ başardı.

Cumhuriyet, 05.09.2005