“…Çanlar Kimin İçin Çalmıştı?!..”

( Tesbit/3. … Kemal Sülker mi demiştik? Onu değerlendirebilmek için, önce Asım Sarp ‘ı tanımalısınız. O da kim? Kim mi? ’40 Karanlığı’ nın dağdağası içinde, Ernest Hemingway ‘in ünlü romanı ‘Çanlar Kimin İçin Çalıyor?’ dilimize çevrilip yayımlanınca; onun için yazdığı eleştirmeye, ‘Çanlar Bizim İçin Çalmıştı’ başlığını koyabilen adamdır; yazısını bitirirken diyordu ki:

”… muazzam fedakârlıklardan sonra, kapitalist ülkelerin şaşırtılmış efkârıumumiyesi anladı ki, İspanya’da ölenler için çalınan çanlar, kendileri için çalınmıştı; kendileri için ve bütün insanlık için! Tek bir dünyanın insanları, İspanya (iç) Harbi’nden çok şeyler öğrenebilirdi; halbuki, dünyayı tehdit eden tehlikeyi anlamak için, harbin herkese çok acı ıstıraplar vermesini bekledik: şimdi anlıyoruz, çanlar bizim için çalmıştı; artık, halk çocuklarının, sermayedarlar hesabına ölmemesi için çan seslerine dikkat etmek lâzım!..” (Gün dergisi, 28 Eylül 1946)

” Gün dergisinde, böyle heyecan verici nice eleştiri ve tanıtma yazılarını okuyacağımız Asım Sarp ‘ın; bilahara Türk Sendikacılığı ve Sosyalizm ‘i üzerinde karınca gibi çalışacak olan, Kemal Sülker olduğunu, ancak savaştan sonra, ‘faşizan diktanın’ halk üzerindeki baskısı biraz hafifleyince öğrenebilecektik; zaten o baskı yüzündendir ki Kemal Sülker , o yazılarını ‘sürgün yerinden’ yazıyordu; aynı sebepten, takma bir isim kullanmak zorunluluğunu hissetmişti…”

”… peki o dönem, nasıl bir dönem?..”)

‘Eski tüfekler’ ne yazıyordu?

(Çağrışım/1. … tek parti diktasından vazgeçmez ise, öteki iki diktatörle, -yâni Franco ve Salazar ‘la- San Francisco Konferansı ‘nın -yâni, BM ‘nin- dışında kalacağını anlayan ‘Millî Şef’, o sene ‘sınıf esası üzerine cemiyet teşkiline’ nihayet izin vermişti; derhal iki sosyalist partisi kuruldu, sendikalar hızla örgütlenmeye başladı. ‘Terzi’ Enver ‘i (Ebcioğlu) TSP ‘ye getirip, ‘Gerçek’ te ‘sendika muhabirliğine’ soyunduran, o ümit yüklü, gerilimli günler!.. Bu yolda hayli çile çekmiş ve ömrünü harcamış, iki başka emekçinin; yazdıklarından birkaç örnek versem; acaba o ortamı ve uyandırdığı umut ve kaygıları, size aktarabilir miyim?

Hüsâmettin Özdoğu ‘yu, ‘eski tüfekler’ tanır: o da, zaten ‘eski bir tüfek’! Asım Sarp ‘ın ‘çanlar bizim için çalmıştı’ dediği derginin aynı sayısında, o da ‘Türkiye’de İşçi Teşkilâtı Nasıl Kurulmalıdır?’ sorusunu soruyor ve cevap veriyordu:

”… (işçi mevzuu) ile alakadar olanlar, Avrupa İşçi Harekâtı’nda, birçok sakat cereyanların, zaman zaman başgösterdiğini, pekâlâ bilirler: Oportünizm, Reformizm ve Ekonomizm temâyüllerine bürünen bu cereyanlar, muayyen merhalelerde, işçi sınıfının inkişâfına mani olmaya çalışmışlardır. İşte memleketimizde yeniden kurulacak işçi teşkilatlarını, bu sakat cereyanlardan korumak lazımdır. Bence Türkiye’de en tehlikesi Ekonomizm (Trade/Unionisme) cereyanıdır…” (Gün dergisi, 21 Eylül 1946)

Yanılıyor muydu? Hayır! Türk sendikacılığı ilk darbeyi Millî Şef döneminde yiyecek, sosyalist partiler ve basınla birlikte, sendikalar da kapatılınca, Hüsamettin Özdoğu ‘nun saydığı üç ‘maraz’ ın üçü de, işçi hareketine musallat olup onu üst üste yanlışlara sürükleyecektir. Benzer başka bir aksaklığa ve sakatlığa, aynı derginin aynı sayısında, ‘Mustafa Suphi’ nin neferi’ ‘Sarı’ Mustafa (Börklüce) temas etmişti, diyordu ki:

”… (Avrupa’da sendika hareketleri) uzun yılların mücadelesi içinde, elde edilen sendika hareketlerinin iyiden iyiye tetkikiyle ayarlanmış, çok güzel tanzim edilmiştir. Bu ‘normal yol’ üzerinde yürünürken, sağdan soldan bazı aksak ve sakat çıkışlar da göze batmaktadır…”

”… aksak ve sakat dedik, çünkü bu teşekküller ‘tepeden inme’ despot bir zihniyet taşımakta ve bu suretle de demokrasi prensibine aykırı bir yol tutmaktadır; örümceğin, sineklerin haberi bile olmadan ağını kurup onları tuzağa düşürdüğü gibi, bu teşekküllerin tepeden inme kurulup, örümcek gibi içine sinerek, sinek avlar gibi sendika avlamaları, modern sendika sistemiyle taban tabana zıttır…” (Gün, 21 Eylül 1946)

Türkiye’de sendikacılık…

H üsamettin Özdoğu da, ‘Sarı’ Mustafa (Börklüce) da, tespitleriyle hem Millî Şef ‘in hatt-ı hareketini, hem de ‘kardeş’ Emekçi Partisi ‘ndeki sendikalaşma yöntemini eleştiriyorlardı, ne var ki bu hareketli dönem uzun sürmeyecek, hem o iki parti, hem sendikalar ve dergileri kapatılıp, ‘mes’ulleri derdest edilecekti’. Türk işçilerinin ve sendikacılığının o dönemi ve sonrasıyla ilgili, ayrıntılı tek çalışmasını, on yıl sonra Kemal Sülker yapacaktır. ”Türkiye’de Sendikacılık”! (Sendika Kültürü: 1, İstanbul, 1955)

Galiba çanlar, yine bizim için çalmıştı!

Cumhuriyet, 10.11.2004