“…´Dil Devrimi, Kaçınılmazdı´, Ama!..”

Gâzi ‘nin, şirâzesinden çıkan ‘Dil Devrimi’ yle, ‘bir çıkmaza saplamışızdır’ dediği Türkçe ‘yi; ‘dinsel’ den ‘ulusal’ a -yâni ‘ümmet’ kültüründen, ‘millet’ kültürüne- ait kılabilmek için, ne türden incelemeler yapıldı; hangi diyalektikle sorun çözülmüştü?

‘…Ümmetten millete geçerken…

( Çağrışım / 4. ”…aslında Osmanlıca ‘nın Türkçeleşmesi zorunluydu; değil mi ki feodal ‘ümmet’ toplumundan, burjuva ‘millet’ toplumuna geçiliyor, böyle olması doğal! Başka toplumlarda da, böyle olmuş…”

”… ‘ümmet toplumu’ feodal ve kırsal bir toplum, ‘hükümrân’ bir ‘hanedân’ ın, onunla ittifak hâlindeki ‘bendegân’ ve ‘zadegân’ ın egemenliği altında: geçerli ‘ideoloji’ din, bu yüzden ‘ruhbân’ da büyük ölçüde etkili, iktidarın bir ayağını o oluşturuyor, öbür ayağını askerler. Ekonomi, ‘kapalı ekonomi’. Çokluk, yöresel derebeylerin otoritesi, merkezî otoritenin yerine geçebiliyor. ‘Sistem’ bütünüyle ‘din’ e oturduğundan, kültür ve sanat dili, ‘ümmet’ dili; Batı ‘lı ülkelerde Yunanca/Latince, Doğu ‘lu ülkelerin çoğunda, Arapça/Farsça. Soylular bu dilleri yeğliyor, çevrelerindeki sanatçı ve bilginler, isteseler de, istemeseler de, bu dilleri kullanıyorlar. Halk (yâni serfler, esnaf vs.) yöre yöre, kendi dilini konuşmaktadır, monarkh buna karışmaz, önemsemez de; yine de yaygın ümmet imparatorluklarında, bölgeler özgün dillerini çokluk korumuşlarsa da, kelime ve kural olarak (daha çok kelime, daha az kural) ‘ümmet dili’ nden etkilenmişlerdir. Sözgelişi Osmanlı ‘da durum böyle: Ümmet dili, Arapça/Farsça: resmî dil Türkçe ‘nin bunlarla kaynaşmasından doğan, ‘Osmanlıca’ ama; Arap Arapçasını, Macar Macarcasını, Sırp Sırpçasını, Rum Rumcasını konuşuyor; Osmanlıca, devlet dili, Arapça/Farsça ise bilim ve kültür dili…”

‘Uluslaşma’ halkın iktidara ağırlığını koyması mıdır? Özellikle Burjuvazi ‘nin! Modern uluslar, ‘Burjuvazi ‘nin egemen olduğu toplumlar değil mi? Burjuvazi demek tüccar, sanayici demek; bunların gücü, yeni üretim biçimine egemen olmalarından geliyor; yeni üretim biçimi, “Serbest Pazar, ekonomisi ya; demek alışverişin güvenli, çabuk, yaygın yapılabileceği bir düzen gereksiniyorlar. Bunun için gerekli olanlar, nelerdir? Yöresel, içine dönük pazarlardan ziyâde; ulusal, tek ve geniş bir Pazar; ‘ulusal’ pazarlarda; para ve mal dolaşımının serbestçe temini için, ‘asâyişin daima berkemal’ olması; her tarafa ulaşabilmek için, düzgün, bakımlı, kara, deniz ve hava yolları; her tarafla haberleşebilmek için, esaslı bir iletişim şebekesi; herkesle kolayca anlaşabilmek için de, her tarafta geçerli ve anlaşılabilir, ‘ulusal’ bir dil……demek ‘uluslaşma’ dilin ‘ulusallaşması’ zorunluluğunu, diyalektik olarak getiriyor. Her bölge başka bir dil konuşursa, alıcıyla satıcı arasındaki diyalog, ülke çapında kurulamaz ki! Oysa satıcının, önce ‘Ulusal Pazar ‘ın tamamını ele geçirmesi gerekmektedir; şu halde ‘ümmet dili’ nden ‘ulusal dil’ damıtılacak; önceki toplumsal düzende, ‘bendegân’ ve ‘zadegân’ın kullandığı, sanat ve bilim dili demokratikleştirilerek, her yerde ve herkesin anlayabileceği bir düzeye kavuşturulacaktır. Öyle de olmuştur…”

”…bu mantık, ‘demokratik dili’, ‘Ulusal Demokratik Devrim ‘in oluşmasına bağlıyor. Ulusal Demokratik Devrim, bir de ‘kültür devrimi’ içeriyor ya, dilin değişmesi onun kapsamı içinde olacak! Ulusal Demokratik Devrim, Ulusal Burjuvazinin tarihsel görevi! Söz konusu ülkemiz olunca, işler biraz çetrefilleşmektedir: Osmanlı burjuvalaşacağı dönemde, ‘Batı’lı, beyaz ve Hıristiyan ‘Emperyalizm’lerin nüfuz alanına düştüğünden, ‘burjuvazisi’ ‘ulusal değil, ‘Levanten’ ve ‘komprador’ özellikler taşıdı. Bizim ‘ulusal demokratik devrimimizin’, ulusal burjuvazice değil, ‘milliyetçi’ aydınlarla ‘bürokratlar’; bir de onları, ‘din elden gidiyor’ gerekçesiyle desteklemiş olan ‘eşraf -ve halk- tarafından yapılmış olması, bundandır. Ankara Hükümeti, başlangıçtan itibaren ‘millî siyaset’ güden bir ‘halk hükümeti’ olmak iddia ve istidadındadır, ‘demokratikleşmeyi’ çaresiz, bürokratik yollardan gerçekleştireceği için de, ‘Ümmet Dili’nden ‘Ulusal Dili’ damıtmaya, ‘aydınlarla’ yürümeye çalışmıştır. Bu açıdan bakılınca, Atatürk’ün ‘Dil Devrimi’, ulusal bir Burjuvazi’nin önünde sonunda ihtiyaç duyacağı bir ‘ulusallaşma’nın; o daha ortada yok iken, ‘mer’iyete konmasından ibarettir. Nasıl egemenlik kesinlikle bürokrasinin elinde iken, ‘Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir’ ilkesi yürürlüğe konulmuş, bununla demokratik liberal burjuva toplumunun temelleri atılmışsa; Osmanlıca’dan Türkçe ‘sağılarak’ ‘ulusal Pazar’ın ‘ulusal Dili’ de yaratılmak isteniyor… Bu çerçeve içinde ‘Dil Devrimi’, tarihsel olarak doğru, yerinde bir teşebbüstür…” )

Zurna neden zırt diyor?

…zaten, ‘özleştirme ‘den filân vazgeçilip, olay, ‘Türk halkının konuştuğu dil Türkçedir’ esasına bağlandığı anda, sorun da halledilmiştir; iyi de, zurna sonradan neden zırt diyor; neden 40’lı, 50’li yıllarda, ‘özleştirme’ nin gemi azıya aldığını, bu yüzden de, Falih Rıfkı Bey ‘in (Atay) Dilde istikrar istiyoruz, diye yazılar yazması gerekiyor.

Onu da konuşuruz.

Cumhuriyet, 11.05.2005