“…Dillerinin Altındaki Bakla…”

…Washington ‘ın, Bush Jr. Ve ‘takımı’ yla beraber; hangi türden bir egemenlik, nasıl bir yönetim mantığına geçtiğini, anlamak mı istiyorsunuz? O ‘takımı’ ın en muteber, en ‘nüfuzlu’ yıldızlarından Bayan Condeleezza Rice ‘ın; daha Sovyetler ‘in henüz dağıldığı sıralarda, ne cevher yumurtlamış olduğuna bakacaksınız:

(Belge/10. ”…bundan böyle ABD’de, o ne olduğu belirsiz ‘uluslararası toplum’un çıkarlarının değil; doğrudan doğruya, ABD’nin çıkarlarının savunulması gündeme alınmıştır…” )

İyi de, ne demektir bu; yani ne alama gelir? Onu da başka bir ‘politikacı’ bayan, Diane L. Kniappers , aynı açıklıkla ifade etmiştir:

(Belge/11. ”…bugün bizi inanç, -yani din- özgürlüğü lehinde, böyle harekete geçiren şey (buraya dikkat!) daha önce bizi Komünizm’le mücadeleye yönelten şeydir. Bir insan toplumu, yalanlarla serpilip gelişemez; dinsizlikle ve Komünistlikle, ancak yalanlar üretilir; bu yüzden uygarlığın güvencesi ancak inançla, yani, din özgürlüğüyle olur; zira inanç ve din özgürlüğü, bireylerin namuslu yetişmesini sağlar; namus erbebı olmazsa ticaret olmaz, ticaret olmazsa, uygarlık olmaz!…” )

İşin ucu Türkiye’ye dayanıyor…

İşte, ‘kafa’ bu! Üstelik Diane L. Kniappers, sıradan bir kadın değil, ‘ABD Din ve Demokrasi Enstitüsü ‘nün, başkanı; o sıfatla konuşuyor; gerçi bütün dünya, ABD yapımı filmlerde ve TV dizilerinde, yankee ‘lerin ticari namus derecesini pekâlâ ölçebiliyor; Afganistan ‘daki, Irak’ ‘taki davranışları da, ‘inançlarının’ samimiyeti ve derinliği hakkında, yeterince fikir vermektedir ama; olsun, Başkan Bush Jr. ve yönetici ‘takımı’ nın anlayışı, daha o tarihte, Samuel Huntington ‘ın ‘Medeniyetler çatışması’ kuramına uygundur; zira aynı ‘takım’ dan Paul Henze , söyledikleriyle bu tezi, bakar mısınız nasıl doğrulamıştır:

(Belge/12. ”…eski Sovyetler’de, püriten Vahabi doktrinler, kirlenmeye ve Materyalizm’e karşı, panzehir olarak yaygınlaştı. Said Nursi’nin öğrencileri olan Nurcular, bilim, modern bilgi ve ciddi modern eğitimin, geleneksel olarak İslamda olduğunu savunuyorlar. Türk aydınlarının Nakşibendiler konusundaki kaygıları yapaydır; Türkiye’nin doğusunda ve kasabalarında yaygın olan Nakşibendiler, eski Sovyetler’deki (yeni) bağımsız Türk Cumhuriyetlerinde ortaya çıkan girişimci sınıflar için, doğal bir bağlantı noktası işlevini görmektedir…” )

… Nasıl, beğendiniz mi? Böylece geliştirdikleri sürecin açık ucu, Türkiye ‘ye dayanmış oluyor; ülkemizde soruna nereden ve ne maksatla baktıklarını öğrenince, elbette Bayan Diane L. Kniappers ‘in, ‘demokratik ve laik cumhuriyet’ lerle Komünistler’e neden aynı gözle baktığı, daha iyi anlaşılacaktır…

Komünizm bahane, hedef ulusal devlet!

…çünkü Türkiye ‘yi, ‘komünisti güçlü, dindarı zayıf’ diye, ‘yeşil kuşak’ içine aldıklarını söylemiş olan Graham Fuller , bizzat o; Sovyetler dağıldıktan sonra, hedefini değiştirmiş, göreceğiniz gibi, Komünizm ‘in yerine Kemalizm ‘i geçirmiştir. Diyor ki:

(Belge/13. ”…Atatürk’ün düşünceleri, çağı için son derece güçlü düşüncelerdi; ama onun sayesinde yaratılmış bugünün, kendine güven duyan güçlü Türkiye’si; artık ulusal kimliğini, yörüngesini, dünyadaki rolünü (buraya dikkat!) hatta İslamın günlük hayattaki yerini, yeniden düşünmelidir…”

”…İslama bakmanın çeşitli yolları var, bence otomatik bir tehdit olarak kabul edilmesi yanlıştır. Son elli yılda, yapay olarak bastırılmasının bazı meşru nedenleri olabilir; ama artık Türkiye, bu konuda kendisiyle barışmalıdır. Geçmişteki radikal laiklik politikaları döneminde, İslamın hayatınızdan nasıl dışlanacağı, adeta bir saplantı haline gelmişti, bence bugün bu, daha az lazım olan bir reaksiyon…”

”… Geçmişte Türkiye Ortadoğu için bir modeldi, bugün de olmaya devam ediyor.. buraya dikkat!) hele demokrasi ile İslamı bir arada yaşatacak bir formül bulunursa, İran’a ve Arap dünyasına büyük bir öncülük yapmış olacaktır…” (Cumhuriyet, 26 Şubat 1990)

Hepsi bu kadar olsa, yine iyi; hayır, aynı Graham Fuller, aynı tarihlerde başka bir gazeteye, bakar mısınız neler demiş; dilinin altındaki baklayı, nasıl çıkarmıştır:

(Belge/14. ”Türkiye nüfusunun iç yapısı, geçmişte genel olarak açıkça kabul edilmeyecek bir şekilde, çok etnik görünüyor, Türkiye çok etnik unsurlu, çok dinli bir toplumun sorunlarını nasıl halledeceği sorusuyla uğraşıyor.” Yani, onun gözünde Cumhuriyet ‘le ortaya çıkan ‘ulusal devlet’ ve ‘Türk üstkimliği’ geçerli değildir.)

”…Türkiye çok etnik bir ülkedir ve bu gerçeği kabul etmelidir; bu gerçeğin kabulü, daha gürbüz, çekici ve başarılı bir Türk devletinin başlangıcını oluşturabilir; eğer Alevi kimliği tanınmazsa, Kürtlere ifade özgürlüğü verilmezse, çok ciddi bir kriz olabilir…” (Yani mevcut Türk devleti başarılı değildir, etnik bölünmeyi benimsemek ‘yeni Türk devletinin başlangıcı olacak’tır… )

‘Yeşil Kuşak’ taki öteki ülkelerin (İran, Irak, Suriye, Afganistan ) içinde bulundukları bugünkü durum hesaba katılırsa; asıl amacın, onları Komünizm ‘e karşı pekiştirmek mi; yoksa bu bahaneyle, müstakbel bölünmelerini hazırlamak mı olduğu, daha iyi anlaşılmaz mı?

Karar sizin!..

Cumhuriyet, 24.12.2004