“..´Dip Dalgası´ Yükseliyor”

… Gecenin bilmem kaçı, saat üç buçuk filân; camlardan bakıyorum, Çekirge ‘deki (Bursa) otelin zirvesinden, Uludağ ‘ın eteklerinde şehrin ışıkları, gökten yere inmiş bir Samanyolu izlenimi veriyor: demek, gecesi, gündüzünden daha güzel ve etkileyici!

Birden o çağrışımlar: 40’lı yılların sonu, İstanbul ‘dan Şirket-i Hayriye ‘nin bir vapuruyla (hangisi? Dilnişin mi? Neveser mi?), Yalova üzerinden (yoksa Mudanya mıydı? ) Bursa ‘ya gelmişim; henüz Kız Lisesi ‘nde yatılı okuyan, Zehra ‘yı göreceğim. İçimde pır pır eden, bir de ihtimal: Bursa Mapushanesi ‘nde yatan Nâzım , diş tedavisi için, bazen faytonla şehre çıkıyormuş; acaba görebilir miyim?

Akşam saatlerinden beri, otelin loby ‘sinde, Bursa ‘lı aydınlarla, ya bunları, ya bunlara benzer şeyleri konuştuk; meselenin farkı şuydu ki, ben hayatı ve aksiyonuyla ‘müsellem’ -hatta ‘müseccel’ – bir solcuyum; onlarsa, ‘müsellem’ ve ‘müseccel’ , bir sağcı: zira, Bursa Türkocağı ‘nın davetlisi olarak, orada bulunuyorum, yakın geçmişin onca tatsız, hatta acı hatırasına rağmen, kırk yıllık dostlar, ya da ‘dava arkadaşları’ gibi, ‘memleketin halini’, Türkiye ‘nin nereye sürüklenmek istediğini konuşuyoruz: aramızda karşılıklı saygı, sevgi, hatta güven: en ufak bir serzeniş yok, hiç tartışma olmadı: inanılır gibi mi?

İnanmalısınız! Uykuya varmadan, son düşüncem ne oldu? Acaba 1919 ‘da ‘Kemal’in Neferleri’ de, böyle bir ‘halet-i ruhiye’ , böyle bir dayanışma içinde miydiler?

‘Somut ve toplumsal ilk kanıt!..’

B u türden davetlere icabet edemiyorum: ne yaşım müsait, ne yaşantım; bitirmek sorumluluğunu hissettiğim, kapsamlı edebi tasarılarım var; kışta kıyamette, öyleyse niye, yollara düşüp Osmanlı ‘nın Hüdavendigâr bölgesine gidiyorum? Karşı konulmaz önemi ve cazibesi, şurdan geliyor: çağrıyı yapan, Bursa Türkocağı ‘dır, sadece bu bile yeter, Türkocağı der demez, birbiri ardına yanıp sönen nice yurtsever aydın, birbirine zincirlenmektedir: Yusuf Akcura, Mustafa Suphi, Ziya Gökalp, Şevket Süreyya, Ethem Nejat, Hamdullah Suphi ve daha niceleri; üstelik, aynen şu sıralamada yaptığım gibi, bu defa davet sahipleri arasında, ADD ‘liler, çeşitli solcu yurtseverler, hatta işçi sendikalarından, ’emekdaşlar’ bulunmaktadır. Başka türlü, acaba şöyle diyebilir miyiz? Hanidir lâfını edip durduğum, o ‘Dip Dalgası’ var ya; onun yurtsever bir şairin, asla gerçekleşmeyecek bir hayali olmadığı meydana çıkıyor; tam tersine, sağcısının, solcusunun, ortacısının, yürekten katıldığı, çetin bir gerçek bu; kanıtı da, elle tutulurcasına görülebilecek, bu ilk somut ve toplumsal ‘kanıt’!..

Gidilmemek olur mu? Olmazdı elbet! Tayyare Kültür Merkezi , bir başka çağrışım yumağı: o yıllarda, yanılmıyorsam, Bursa ‘nın en ‘müteber’ sinema salonuydu; şimdi artık bir metropole dönüşen şehrin, kültürel nabzı olmuş; daha kapısından girerken, heyecan verici bir kalabalık, yoğun bir ilgi! İlginin ‘mana ve ehemmiyetini’ ; söyleşiden önce ve sonra, oracıkta yaptığımız imza saatlerinde, en çok alâka gören kitapların, isimleri tâyin edecek: eskilerden, ‘Hangi Atatürk?’, ‘Hangi Batı?’, ‘Batı’nın Deli Gömleği’; Yenilerden ‘Allahın Süngüleri’, ‘Yıldız Hilal ve Kalpak’, ‘Dönek Bereketi’!. Türk halkını uyurgezer sanıp, türlü sahtekârlığı deneyenler; onun ne kadar uyanık olduğunu, sadece şu seçtiği kitaplara bakıp, kestirebilirler.

Peki, ‘Dip Dalgası’ ?

AB muhipleri…’

A maç ortaklığı açık ve ortada, zaten söyleşiye verdiğim başlık, o her zaman tekrarladığım: ‘Parola: Vatan’, İşareti: Namus!’; İzmir ‘in istirdadı sabahı, Alsancak ‘taki ‘Üç Şehitler’ in yazıtı; bu her şeyi ifade ediyor. ‘Derin’ Türk halkı, ‘komprador alafrangası’ ‘monşerlerin ve cicibeyler’in, ona yutturmaya çalıştığı ‘acı ilacın’ -zehrin de diyebilirsiniz- tamamen farkındadır; tepkisini, hangi soydan, hangi boydan; sağ sol, hangi boyadan olursa olsun, bu salona böyle yığılarak gösteriyor. Yağmura ve soğuğa rağmen, iki bin kişiye yakın ‘Kemal’in Neferi’ , salonu, iki balkonu ve koridor boşluklarını doldurmuştu; adeta nefesini tutarak, söylenenleri dinledi; gerekli gördüğü yerde, tasvibini ve heyecanını, alkışlarıyla kanıtladı. Bursa Cezaevi dolayısıyla, hele onlara, Nâzım ‘ın annesi, Celile Hanım ‘ın, Vâlâ Nurettin Bey ‘e yazdığı ‘dramatik’ mektubu okurken, ne kadar saygılıydılar: çıt çıkmıyor! Düşünebiliyor musunuz, on sene evvel, hangi ‘ülkücü buluşması’ nda, Nâzım ‘dan söz edebilirdiniz?

‘Dip Dalgası’ , aslında bu toprakların ‘vatan’ ve ‘namus’ bilincini somutlaştırıyor; içinizden meselâ hangi gerçek ‘solcu’ , şu satırların altına imzasını atmaz?

”… ‘AB Muhipleri’, kendileri açısından ‘gâzi, şehit, vatan, millet; bağımsızlık, egemenlik, bayrak, millî marş, başkent, millî sermaye, millî devlet’ gibi kavramların; -‘AB Kitabı’nda yeri olmadığından-, bunların hızla ortadan kaldırılma çalışmalarını, gece gündüz anlatıyorlar, dinliyoruz…”

”… ‘Numaracı cumhuriyetçiler’, ‘bölücüler’ ve diğer ‘işbirlikçiler’ kaç kişidir? Onları ‘tetikleyen’ hangi etnik ve Euro’tik (parasal) sebeplerdir, bilemeyiz. Ama şunu çok iyi biliyoruz ki, İstiklâl Savaşı kahramanlarının, ‘kanla, irfanla kurdukları’ millî devletimizi; AB yollarında perişan edip yıkmak istiyorlar.” (Turgay Tüfekçioğlu/Orkun, Ocak 2005)

Mustafa Kemal Paşa ‘nın, masmavi aramızda olduğunu, o gece Bursa ‘da apaçık gördüm.

‘Dip dalgası’ yükseliyor.

Cumhuriyet, 24.01.2005