“…´Dönüşü Olmayan Yol´a, Nasıl Girildi?…”

… Şimdi diyeceksiniz ki, yandaşları ve hayranlarınca göklere çıkarılan ‘Dış Politika’ sıyla Millî Şef -ve tabii CHP -; ne yapıyor ve hangi sonuca varıyor? Hayır, yıllardır söyleye söyleye benim dilimde tüy bitti, onun için bu defa size, Dr. Necdet Ekinci ‘nin, ince ve derin araştırmasında ulaştığı, sonucu aktaracağım;

‘Ülkeye dönük, tehlike yokken…’

”…Türk/İngiliz/Fransız ittifakı, 19 Ekim 1939’da taraflarca imzalandı. Atılan acele ve yanlış adım, Türkiye’yi, dönüşü olmayan, bir yola sokmuştur. Bu ‘ittifak’la birlikte, İsmet İnönü ve Hükümet -tabii CHP de-, Atatürk’ün vasiyet etmiş olduğu, ‘geleneksel tarafsız siyâset’ten ayrılıp; henüz ülkeye dönük, doğrudan bir tehlike yokken; Avrupa’nın çelişkilerinden doğmuş gruplardan birine yönelmiştir. Bu yanlış siyasetin, hemen ortaya çıkan sonuçları, şunlar olmuştur…”

”… Atatürk döneminde, büyük çabalarla oluşturulan ve dünya siyasi platformunda, Türkiye’ye saygın bir yer sağlayan ‘Balkan Antantı’; atılan yanlış adımlar yüzünden, etkisini kaybetmiş, ‘dağılma’ sürecine girmiştir. Bunun sonucunda bölgeye, İtalya’dan sonra Almanya da, ‘işgalci güç’ olarak gelip yerleşmiştir..”

”…Atatürk’ün karşılıklı çıkar ve uluslararası dengeler üzerine kurduğu, Sovyet Dostluğu, İnönü’nün İngiltere’ye yönelmesiyle birlikte, baskı ve düşmanlığa dönüşmüştür. Atatürk’ün ‘herkesle dostluk ve işbirliği siyaseti’nin sınırları içinde, Almanya ile geliştirilen siyasi ve ekonomik ilişkiler; ve daha bir yıl önce, bu ülkeye verilen ‘tarafsızlık sözü’ hiçe sayılmış; hiç gerek yokken, birtakım varsayım ve kuşkulara dayanarak, bu ülkenin karşısına geçilmiştir…” (bkz. Dr. Necdet Ekinci, s. 149/150)

O dönem yaşanılan, Millî Şef ‘in dış politikası konusunda; başka bir ‘tesbit’ , bir de eleştiri var ki; kim işitse, ya da okusa, bir hayli düşündürücü olduğunu kabul edecektir:

”… Arnavutluğu işgâle yeltendiği zaman, İnönü sessiz kalmayıp: ‘Balkan Paktı’nın üyelerini paktın hükümlerine göre harekete geçirmiş olsaydı, (İtalya) ileri gidip, Yunanistan’a saldırmak cesâretini gösteremezdi. Bununla birlikte Türkiye, İngiltere’ye yaslanmayıp, tarafsız bir siyâset izlemiş olsaydı, Balkanlar’daki Türk etkisinden dolayı, Almanya bölgeye gelmezdi…” (bkz. Hasan Rıza Soyak, II. S. 527)

Gâzi ‘nin prestiji, o zamanki Türkiye’ nin Doğu Akdeniz ‘deki ‘nüfuzu’ hesaba katılırsa; bu ‘tesbit’ akla ve mantığa, hiç de yanlış görünmüyor: haksız mıyım? Oysa ‘Millî Şef’ , besbelli o durumda da, ‘yüzde on başarısızlık ihtimali gördüğünden’ , kılını bile kıpırdatmadı!

Yok canım, ‘korkusundan’ filân demek istemiyorum! Daha da neler!

Olayın ‘perde arkası’…

Olayın ‘perde arkası’ , gerekli açıklığa kavuşturulmamıştır! Şöyle desek, acaba daha mı doğru olacaktır? Türk halkı Gâzi ‘nin, Türkiye ‘nin dış politikası üzerinde ne düşündüğünü, ne gibi tavsiyelerde bulunduğunu, asla öğrenememiştir. Oysa, II. Dünya Savaşı öncesinde, Almanya da, İngiltere de, yaklaşan bâdirede, Ankara ‘yı kendi tarafında görmek istiyordu. Zaten niye, teklif üzerine teklif yapılıyor, efendim: Elbette, bu amaçla!..

Bunlardan hiç olmazsa birisinin âkıbetinı öğrenmek istemez miydiniz?

”… Dışişleri Bakanı Aras, Alman Ekonomi Bakanı Funk ile görüştükten sonra, konuk bakanın ‘ittifak teklifini’, Başbakan Bayar’a ilettiğinde, her ikisi bu konuyu etraflıca ele almışlar; Almanya ile yapılacak bir ittifakın, Türkiye’yi tehlikenin içine ‘çekeceği’ konusunda, aynı görüşe ulaşmışlardı. Sonra durum Cumhurbaşkanı Atatürk’e sunulmuştur. Atatürk ise her ikisini de ayrı ayrı, etraflıca dinledikten sonra: ‘…isabetlidir; Türkiye tarafsız kalmalıdır, hiçbir ittifak içine girmemelidir; bu teklif ve kararı, hiç kimseye söylemeyiniz!’ demiştir..”! (bkz. Dr. Ekinci…)

Bu, bir! İkincisi, Hasan Rıza Bey ‘in (Soyak) açıkladıkları: Gâzi , kişisel vasiyetnâmesini hazırladığı gün, Dışişleri’ nin geleceği konusunda, meğer şunları söylemiş:

… Bizim şu ana kadar takip ettiğimiz, açık, dürüst ve barışçı poiltika, memlekete çok yararlı olmuştur. Arkadaşlar da buna alıştılar; gerçek ve hayâti mecbûriyet dışında, bu politikamız devam edip gider…” (bkz. Soyak. Cilt. II s. 759)

Bu, iki! Üçüncüsü de, daha az önemli sayılmaz; Gâzi ‘nin son günlerinde, altını çizdiği önemli noktalardan birisi de, ‘Sovyet/Türk ilişkilerinin, 1925 Anlaşması’nın temelleri üzerinde yürütülmesi’ dir. M. Zekeriya Bey (Sertel), ‘hatıralar’ ında, şunu açıkça belirtiyor.

”…( Gâzi’nin ) istediği, Türkiye’yi yöneten devlet adamlarının, Sovyetler Birliği’ne karşı, saldırı politikasına girmemeleri, ‘doğrudan doğruya, ya da dolaylı olarak’, Sovyetler’e yöneltilmiş, herhangi bir anlaşmaya yönelmemeleridir…” (M. Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, Gözlem Yayınları, s. 217, 1977)

Nasıl.. hoşunuza gitti mi?

Cumhuriyet, 18.04.2005