“…Ecnebi Eğitim, ´Vazgeçilmez´ imiş!..”

(…meraklısı, elbette hatırlayacaktır; ’misyoner’ okullarını irdelerken, en aşağı otuz yıl kadar önce, ele geçirdiğim şöyle bir demeci yayımlamıştım ki; ’mazlum halklara’ İngilizce -ve tabii, Hıristiyanlık- öğretmeye giden bu ’kültür yuvaları’ nın (!), maksad-ı aslilerini pek güzel anlatıyordu:

’’…American Bord of Mission, yaklaşık 65 yıldır, Türkiye’de faaliyette bulunmaktadır. (Dikkat!) Ticari ilişkiler bakımından, misyonlar bu bölgede elverişli bir ortam yaratmışlardır; bu ortam misyonerlerin iki yönlü çalışmaları sayesinde gerçekleşmiştir: 1/ Geniş bir eğitim düzeni 2/ Geniş bir basın yayın faaliyeti! (Dikkat!..) Biz bu bölge halkını, yalnız bizim sattıklarımızı almaları için değil; gelecekte kurulacak tesisleri geliştirip yaşatabilecek bir düzeye gelmeleri için de eğitiyoruz; bu yoldan, Amerikan yatırımlarına yeni alanlar açmak umudundayız…’’

’’…örgütün devamlı olarak yaşayabilmesi için yapılan harcamalar, yıllık altı milyon dolar civarındadır. (Dikkat!..) Amerikalılar Asya Türkiyesi’nde şimdiden kâra geçen bir iş kurmuşlardır. Bu durum, bütün bölge halkının, bir gün bizim müşterimiz olacağına dair umudumuzu gerçekleştirmektedir. Şu anda Asya Türkiyesi’nde, değişik bölgelerde 435 okulumuz ve bunlarda eğitim gören, 19.795 öğrencimiz mevcuttur!..’’

Bu müthiş beyanatı kim vermiş? Sıkı durun! American Bord of Mission adına, Mr. H.O. Dwight , verdiği tarih 1895 . Peki, dediği gibi, ’’bölge halkının bir gün onların müşterisi olacağına dair umudunu gerçekleştire’’ bilmişler midir? Bunu anlamak için, aşağıdaki faks mesajıyla misyoner okulları tartışmasına İzmir ’den katılan, Lâtif Karadağlı ’nın (asıl adı değil) yazdıklarına lütfen bir göz atar mısınız?..)

Üstelik ’cebri olarak yapılmalı’ymış…

’’…şunu biliyoruz ki, evrensel dil İngilizce’dir; bunun yanında Fransızca ve Almanca’nın kıymet-i harbiyeleri, birçok alanda vardır. Siz, onların neden bizim dili öğrenmedikleri ve kendi dilleriyle eğitim yaptıklarını sorgulayarak, bizim de kendi dilimizle eğitim yapmamız gerektiğini, sonuç olarak çıkartıyorsunuz. Onların bizim dili öğrenmeye ihtiyacı yok, çünkü kendi dilleri evrensel dil ve uluslararası birçok kurumda kullanılıyor. Türkçe’nin böyle bir geçerliliği yok. İşte bu yüzden, biz gençlik, en başta evrensel dil İngilizce olmak üzere, sırası gelirse Fransızca ve Almanca’yı da öğrenmek zorundayız. Bunun sağlanması kişilerin otokontrolüne bırakılamaz, bunun için de cebri olarak yabancı dille eğitim yapılmalıdır, bu genç neslin faydasına olacaktır…’’

’’…ancak ortaöğretimde İngilizce dersi hakkıyla verilmemektedir, çok yanlış öğretim metotları yüzünden veya dil dersi umursanmadığından dolayı, ortaöğretimden çıkan çoğu öğrenci, İngilizce mantığından, gramerinden ve sözcük bilgisinden yoksun olarak üniversiteye geliyor. Ortaöğretim’deki başıbozukluğa son verilmeli ve üniversitelerdeki İngilizce dersler artırılmalı ve öğrenciler iyice yontulmalıdır. Ben iktisat bölümünde okuyorum; İngilizce olarak gördüğümüz derslerde çoğu kez öğretmenler Türkçe konuşmak zorunda kalıyor, çünkü öğrenciler anlamadıklarını belirtiyorlar. Ancak bu durum İngilizce eğitimin gereksizliği fikrine çıkış noktası olamaz; İngilizce temelde hakkıyla verilirse ve hocalar İngilizce öğretimde ısrarlı ve katı olurlarsa, durum düzelir…’’

’’…emin olun ki yabancı dille eğitim Türkiye için vazgeçilmezdir!..’’ (25 Şubat 04)

’Ateşli’ ama, ’bilgili’ sayılmaz!..

Öğrenci Lâtif Karadağlı (asıl adı başka), anlaşılan dünyadan habersiz, ne Emperyalizm ’den haberi var, ne Kültür Emperyalizmi’ nden, yani ’Kültürsüzleştirme’ den! Coğrafyası da, sağlama benzemiyor; Rusya (Rusça), Çin (Çince), Asya Türk Cumhuriyetleri (Türkçe), İran (Farsça), Aden Körfezi ’nden Atlas Okyanusu ’na uzanan Arap/İslam ülkeleri (Arapça); Amerika ’daki Brezilya, Meksika, Arjantin gibi, kalabalık devletleri (İspanyolca ve Portekizce); bunların toplam nüfusunu, hiç hesaba katmadan, İngilizce’yi evrensel ilan etmiş, -bilindiği gibi- bu aslında Anglosakson Misyon Okullarının iddiasıdır; ve ötekilerin hepsi, hele Avrupa ’dakiler – Fransa, Almanya, İtalya, İspanya, vs. – bunun tam karşısındadır!

Daha güzeli delikanlının, tartışılanı yanlış anlamış olması; sorun, niye onlar Türkçe okutmuyor da, biz İngilizce okutuyoruz sorunu değil; Türkiye’de kimse İngilizce öğrenmesin, diyen de yok; tam tersine, isteyen istediği dili öğrensin ama, hiçbir ulusal devlette, -tam da yurttaşlık bilincini edineceği çağda-, çocuklara ecnebi bir ülkenin diliyle o yabancının kültürü aşılanamaz; bu ancak, sömürgelerde görülen bir uygulamadır.

Üstelik bu konu yeni tartışılmıyor; alın size tabloit bir dergi, arka sayfasındaki manşet, boydan boya şöyle ’atılmış’ : ’’Yabancı Dil Eğitimine, EVET! / Yabancı Dille Eğitime, HAYIR!’’ ; işte meselenin özü ve özeti budur; o derginin adı CÖNK , tarihi -sıkı durun- 1 Aralık 1988 : yöneten de, benim! Bu manşet, iç sayfalardaki, büyük soruşturmayı haber veriyor; o soruşturma ki, katılanlar arasındaki Mümtaz Soysal, ’Yabancı Dille Öğretim Veren Ulusal Devlet Yok’ diye cevap vermiş; Refik Erduran, ’Dilin Korunması Ulusal Onur Sorunudur’ demiş. İsmet Özel, ’’(O) Eğitimin Amacı Uşak Olmaya Yetecek Kadarını Bilmektir’ diye kestirip atmış!

Belki de beyhude mi? Baksanıza, geçen yirmi yıl içinde, o ’sistem’ ne ateşli ’ecnebi dille öğretim’ taraftarları yetiştirmiş! İnsan kendini Mütareke’ de İstanbul gazetesi okur sanıyor…

Cumhuriyet, 05.03.2004