“…´Ecnebi Kültür´ün Maymunu Olmak!..”

(…ya o, geçen gün çıkagelen kitap, neler diyor? Daha önsözün ortalarında, insanı düşünmeye sevk eden, şu satırlara rastladım:

”…Türkiye’deki Amerikan okullarının, kurulduğu yıllardan başlamak üzere, etkisi oldukça artmıştır. (dikkat!) Atatürk döneminde, Türk okullarındaki bazı iyileştirmeler, yâni eğitimin, öğretimin kalitesinin arttırılması nedeniyle; özellikle yabancı okullara olan talep azalmışsa da; daha sonraki dönemlerde, eğitimdeki düzenlemelere gerektiği gibi yer verilemediğinden, bugün de Türkiye’deki diğer yabancı okullar gibi, Amerikan okullarının, her zamankinden daha fazla önem kazandıkları ve güçlendikleri varsayılabilir…” (s.2)

Dahası, ‘Amerikan Okulları’ konusuna girerken, karşılaşacağınız şöyle bir tesbit, sorunun bu topraklar ve bu toprakların halkı için, ne vahim ihtimaller içerdiğini, ayan beyân ortaya dökmüyor mu?

”… (1830’larda) Amerikalılar, daha ziyâde simsar olarak, Ermeni ve Rumları kullandı. Böylece zaman içersinde, Ermenilerle Amerikalılar, öylesine birbirlerine yakınlaştılar ki; Amerikalılar Ermenileri, himâyeleri altına aldıkları gibi, onlara aynı zamanda, vatandaşlık hakkı da verdiler. Ermeni simsarlarla Amerikalılar arasında başlayan bu birliktelik ve yakınlaşma, eğitim alanında da yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. (dikkat!) Bunda misyonerlerin payı büyük oldu…”

”…Amerikalılar bu eğitim kurumları sayesinde, Ermenileri koruma altına alarak, onları kendi taraflarına çekerek, kendi çıkarları doğrultusunda kullanmışlardır. (dikkat!) Tıpkı Yunanlıların Rumları, İngilizlerin Protestanları, Fransızların Katolikleri, Rusların Ortodoksları, korumaları ve kullanmaları gibi. Sonuçta da, koruma altına alınan tüm gayr-ı müslim uluslar, (dikkat!) eğitim öğretim, siyasal ve silâhlı örgütlenme, silâhlı ayaklanma ve yabancı devlet müdahalesi gibi aşamalardan sonra, ayaklanarak bağımsız birimler şeklinde Osmanlı Devleti bünyesinden ayrılmışlardır..” (s.12)

Nasıl, hayli açık ve seçik değil mi? Kitabın adı, ”Türkiye’de Amerikan Okulları (2. Basım, Yelken Yay., 2004/Konya) ; yazarı, Doç. Dr. Süleyman Büyükkarcı ; handiyse altı yüz sayfalık, kapsamlı, ayrıntılı bir çalışma; meraklısı için, az bulunur bir kaynak!..)

‘Yalnız kültürsüzleştirmez, yabancılaştırır da!..’

O müthiş sözü, eski bir yağmur ve rüzgâr Paris ‘inde, zenci güzeli dostum Dr. M’ba mı

Söylemişti, yoksa, geçmiş gün, ben mi onun ağzına en çok yakıştırıyorum, hangisi olursa olsun, anlamı ve derinliğiyle, ‘ecnebi’ dille eğitim ve öğretimin, ‘tahribatı’ açısından, çarpıcı bir ‘tesbit ‘tir.

”…ecnebi dille yapılan eğitim ve öğretim, ‘yerli’yi yalnız ‘kültürsüzleştirmez’; kendi kültürünün uzağına düşürmesi yetmezmş gibi, üstelik bir de ‘yabancılaştırır’; yani, ona verilen ecnebi kültürün ‘maymunu’ olur!”

Olur mu, olmaz mı? İster misiniz bunu da, Reha Kılıçer ‘in (asıl adı mahfuz) mektubunu okuyarak, görelim?

”…geçtiğimiz günlerde, benim de yaşadığım birebir bir örnek, ülkemizdeki kültürel yozlaşmanın, ne aşamada olduğunu göstermesi bakımından çok ibret vericidir. Ünlü filân (adı saklı) bir firmanın, Call Center (!) birimine başvuruda bulunmuştum; bu firmayı temsilen, benimle görüşen ve arabulucu görevini yapan, danışmanlık firmasından TC yurttaşı bayan; İngilizcemin nasıl olduğunu sorduktan sonra, benimle İngilizce konuşmaya başladı ve ‘olmaz!’ dedi…”

”…Dikkatinizi çekerim: İngilizce bilmediğim için değil, aksanımın İngiliz ya da Amerikan aksanı olmadığı için, olmayacağını söyledi. Yâni söz konusu yabancı firma, kendisine öyle yabancılaşmış bir insan arıyor ki; onun aksanını bile taşıyacak derecede kendisine benzemesini istiyor; onun gibi düşünmen, konuşman yetmiyor, gırtlağın ve dilin de, onun gibi dönecek!..”

‘…Paşam seni çok özlüyoruz!..’

”…işin acı tarafı, benimle bu firma için görüşen bayanın da bunu firmanın bir hakkı olarak görmesi idi; ayrıca benimle konuşurken, araya sürekli İngilizce sözcükler serpiştiriyordu; işin komik tarafı da, İngilizcesinin bana İngilizce sorduğu soruya, benim verdiğim ve doğruluğundan kesinlikle emin olduğum, gramer yapısı ve düzgün İngilizce yanıtı anlayamayacak düzeyde oluşuydu. Siz söyleşilerinizde firmaların ‘elit’ diye sıfatlandırılan kişilerin peşinde olduğundan söz etmiştiniz; sanırım ona bir ek yapmak gerekecek; genetik yapısı, ağız yapısı, dili bile taklit olan kesim diye…”

”….bu örnekler, dış sermaye çevrelerinin bize nasıl baktığını göstermek açısından, aslında çok ibretlik! Bu yaşadıklarımdan sonra, onların bizi aralarına hiçbir zaman almayacaklarını, iyice anlamış oldum. Kendi ülkemde böylesine parya muamelesi görebileceğim, doğrusu hiç aklıma gelmemişti; hem de, iki dil bilen, işsiz bir parya!..”

”…hangi kent hatırlamıyorum ama, Gâzi bir kenti ziyarete gelmiş; bakmış ki yabancı dilde yazılmış bir işyeri tabelası; derhal onun oradan indirilmesini ve Türkçe yazılmasını emretmiş! Nereden nereye! TRT/2’de, son 10 Kasım söyleşinizde, sözü nasıl bitirmiştiniz?”

”…Paşam, seni çok özlüyoruz!..”

Cumhuriyet, 10.03.2004