“…´Eğri´ Oturalım, ´Doğru´ Konuşalım!..”

…galiba sıra geldi, dergiyi tanıtmaya!

Şimdi okuyacağınız ilginç satırlar, hangi türden bir dergi ya da gazetede yayımlanmış olabilirler; sizce bu yayın organı, ‘sağ’ da mı yer almıştır, yoksa ‘sol’ da mı?

”…kapitalizm ve kapitalist dünya ‘sistemi’, insanlığa, kan, gözyaşı, soykırımlar, acı ve hayal kırıklıklarından başka, bir şey vermedi. Dünyanın, birkaç ‘kapitalist’ ülkesinin halkları; dünyanın, geri kalan çoğunluğunun kaynaklarını, enerjilerini; zorla veya gizli sömürü mekanizmalarıyla, temellük ettiler; refahlarını ve mutluluklarını, bu çoğunluğun eziyeti üzerine kurdular…”

Nasıl? İlginç ve etkileyici değil mi? Ya da meselâ, şu tahmin ve tesbit, o nasıl?

”…insanlığın yeni bir karanlık çağa karşı direnişinin bayrağı, Avrasya’dan yükselecektir; ve bu bayrak, a. yeni bir uluslararası düzen tasarlanmadan, b. bu çerçevede, somut dinamikler yaratılmadan, c. ve dünyanın geri kalan ‘mazlum halklarıyla’ paylaşılmadan, sağlam bir burca dikilmiş olmayacaktır. (…) Avrasya’nın dayanışmacı, paylaşımcı ve mütevekkil değer dünyası; insanın içindeki ihtiras, bencillik ve kötülüğün örgütlenmiş hâli olarak, kapitalist paradigmanın aşılmasına da yönelecektir…”

Yo, hayır! ‘Solcu’ filân değiller; daha çok, ‘Ulusalcı Muhafazakâr’ izlenimi veriyorlar; ‘toptancı’ bir yazar dostum, ‘ülkücüdürler’ diye kesti attı; üniversiteli, birkaç oğlan ve kız, ‘Fethullahçı’ diyecek oldular; doğrusu ya, bence hiçbirisi onları tam tanımlayamıyor ama, kim olurlarsa olsunlar, çıktığından beri izlediğim ‘Yarın Dergisi’ , bana her şeyden önce herhangi bir konuda atıp tutmadan, onun eğrisini doğrusunu, inceleyip irdeleyen, ‘aklı başında bir dergi’ izlenimini uyandırıyor.

‘Avrasya’ yı tartışan, bazı paragraflarını aktardığım, Mayıs 04 sayısı, daha önce yarattığı bu izlenimi, ne sarstı, ne de yıprattı; tam tersine, daha da pekiştiriyor.

Gâzi’den sonra, ‘vizyonsuz’ kalan ülke…

Bakar mısınız kaç kalem aynı soruna kaç yönden eğilmiştir?

Burhan Metin, ‘Çok Kutuplu Dünya ve Avrasya Seçeneği’ demiş; Altay Ünaltay, ‘Neden Avrasya?’ Ya da ‘Büyük Ortadoğu Projesi’nin Faziletleri’ ni ele almış; Tâlip Aslan, ‘Türk ve Rus Cephelerinden, Avrasyacılık’ gibi, hem önemli, hem türlü tartışmaya elverişli bir konuyu irdeliyor; İhsan Eliaçık , daha geniş bir görüş açısından, ‘Türkiye’nin Afro-Avrasya Ufku’ na bakmış! Ömer Lütfi Mete, ‘Nevruz Avrasyacılığı’ na eğiliyor; Yılmaz Tezkan, ‘Avrasya Birliği Yol Haritası’ nı tartışadursun, Erol Göka, ‘Avrasya’yı Düşünmek’ i iş edinmiş… Sayfalar üzerinde göz gezdirirken, elinde olmayarak insan, Türk aydınlarının -aynı topraktan oldukları halde- ne uzun zamandan beri, komşuları ve komşularının sorunlarıyla ilgilenmediğini düşünüyor. Malûm ya, ‘Soğuk Savaş’ koşulları -belki ‘yasakları’ demek daha doğru- Avrasya ‘lı komşularımızla, hemen hemen, bütün ilişkilerimizi kesmişti; bunun manası ve sonucu nedir, hiç düşünmüş müydünüz? Bakınız neymiş?

”…Sovyetler Birliği’nin dağıldığı yıllarda, ‘Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar’ edebiyatı başlayınca, bazı yazı ve mülâkatlarımda, bu ‘romantik çağ’ın kısa süreceğini dile getirmiştim; ancak, hemen arkasından, kötümser olmadığımı da belirtiyordum. (…) Hayal kırıklıkları, çeşitli iç ve dış etkenlerle, tahmin edebildiğimden daha hızlı ve daha yoğun biçimde ortaya çıktı; (buraya dikkat!) Atatürk’ten sonra vizyonsuz kalan bir ülkenin, Sovyetler sonrasına yönelik -değil stratejik tasarımlardan- ciddî temennilerden bile yoksun bulunduğunu bilenler için, bu tablonun şaşırtıcı yanı yoktu…”

”…ancak herhalde kimse, -Azerbaycan hariç- Türk Cumhuriyetleri’nde, Türkiye’ye yönelik genel ‘sivil bakışın’, bugünkü ‘olumsuzluk derecesini’ tahmin edememiştir. Benim doğrudan gözlem ve dolaylı izlenimlerden, edindiğim kanaat odur ki, buralardaki Türk asıllı insanların önemli bir kısmı, şimdi Rusya’ya, Türkiye’den daha yakındır…” (Ömer Lütfi Mete, Yarın, Mayıs 04, s.19)

Kabahat acaba kimde?

A vrasya hesap ve tahminleri yapılırken, ‘mesele’ nin bu yanını da görmek gerekmiyor mu? Ömer Lütfi Mete ‘nin ‘tesbiti’ , o coğrafyayı gezmiş, pek çok aklı başında adam tarafından, doğrulanmaktadır; yâni, gerçektir, nedeni de, sanırım şu insafsız sorunun arkasında gizli:

”…son on yıl boyunca, Media’sından sinemasına, öğretim ve eğitiminden savunmasına; edebiyat ve folklorundan her türlü çalışma koşullarına; beslenmesinden süslenmesine; acaba hangi aydınımız kalkmış da, Orta Asya halklarıyla ilgilenmiştir? Aklımız fikrimiz, sürekli hor görüldüğümüz, hiçbir konuda hiçbir zaman asla ciddiye alınmadığımız, Batı Avrupa’da ya da Atlantik’in ötesinde değil midir?

O zaman eğer, öz soydaşlarının ihmal ettiği halklara; hak ettikleri ilgiyi, Ruslar gösteriyor, aralarında bu yakınlığı sağlıyorsa; kabahatli kimdir, onlar mı, yoksa biz mi?..”

Eğri oturalım, doğru konuşalım! Tamam mı?

Cumhuriyet, 09.06.2004