“…´Emperyalizm´in Vazgeçemediği!..”

..o fikir bende, ilk defa nasıl ve nerede, bu kadar açıklığa ve netliğe kavuşmuştu? Geçen gün bunu düşündüm. Sanırım, Paris ‘ten son dönüşümdü; geminin kıç güvertesindeyim, çevremizde vahşi bir martı kalabalığı dönüyor; Marsilya limanı, her geçen an, biraz daha uzaklaşmaktadır; mevsim ilkbahar, havada yağmur yüklü bulutlar; içimde birbirini tamamlayan, iki duygu:

1) Paris’e de, Avrupa’ya da elveda; bir daha buralara gelmeyeceğim! (Gerçekten gitmedim)

2) İkincisi, daha da önemli: Batı yâni Emperyalizm, (yâni Hıristiyanlık yâni ABD ve AB) iki şeyden asla vazgeçmez; dünya hâkimiyetinden, bir; Doğu (yâni Müslüman, yâni Osmanlı) düşmanlığından, iki!

Sonuncusunun izâhı, ilkinin içindedir: Huntington ‘ın da malûm ve mâruf eserinde belirttiği gibi, Batı ‘nın (yâni Emperyalizm’in, yâni Hıristiyanlığın) dünya hâkimiyetine, en büyük engel Müslümanlıktır, Müslüman kavimlerdir; bunların en başında da Türkler (yâni Osmanlı, sonra Cumhuriyet) gelir. 17. yy ‘da başlamış, ”(Karlofça, Pasarofça, vb.) 20. yy. başında sona ermiş gibi görünen (Sevres) , Türkleri (yâni İslâmı) Avrupa ‘dan kovma ve hiçe indirgeme planı Mustafa Kemal Paşa tarafından bozulmuştur (Lausanne) , Türklerin yaptığı, elbette yanlarına, bırakılmayacaktır.

Bunu hiç unutmadılar, gel gör ki SSCB inanılmaz bir tehlike haline gelmişti; onun için uygulaması, onun dağılmasından sonraya ertelenmişti.

Maksadı aynı, iki çözüm…

Bunun için, ilk bakışta birbiriyle çelişir gibi görünen, -aslında maksadı bir ve aynı-, iki çözüm bulmuşlardır; uygulamaya çalıştıkları da, odur; eğer biri tutmazsa, öbürünün tutacağı onlarca kesin: eninde sonunda, Türkiye parçalanacak, böylelikle Sevres ‘in öcü alındığı gibi; menzil-i maksuda aheste giden , istediğine kavuşacak! Nedir bunlar?

A) Hanidir söyleşir dururuz; hele SSCB dağıldıktan sonra, niyetlerini gizlemedikleri için, kör gördü, sağır işitti: Batı, Türkiye Cumhuriyeti’ni parçalayıp; Avrupa’yı tehdit edebilir, (Müslüman) bir güç olmaktan çıkarmak; Sevres’in intikamını almak!

B) İkincisi, ilk bakışta daha hafif, daha mülâyim, hatta leyhimize gibi görünür; Türkiye’nin, -Osmanlı gibi- İslâm ülkeleri üzerinde üstünlüğünü sağlayıp; onun Ortadoğu’yu, hatta Orta Asya’yı denetimi altına almasına yardımcı olmak!

Meraklısı hatırlayacaktır, geçenlerde ABD Hariciyesi ‘nin gelmiş geçmiş en kurt bakanı olan Kissinger , bir toplantıda şaka yollu ne demişti: ”- … en iyisi Ortadoğu’daki İslam ülkelerini, eskiden olduğu gibi, Türklere vermek: Böylelikle rahatlanır” . İnsan daha önce Samuel Huntington ‘ın kitabına, hiç olmazsa üstünkörü bir göz atmamışsa, söylediklerini gerçekten, Kissinger ‘in bir dost toplantısındaki, şakası sanabilir; galiba, bundan biraz da hoşlanır; lâkin kazın ayağı öyle değil, zira Samuel Huntington , bu fikri ciddi ciddi eline alıp, işlemiştir!

Batı’nın taşeronu, bir Türkiye mi?

…peki mumaileyh ne diyor? Ne demiyor ki?

”…Türkiye İslâmın çekirdek devleti olmak için, gerekli tarihe, nüfusa, orta düzeyde bir ekonomik gelişmişliğe, ulusal birliğe, askeri yetenek ve geleneğe sahiptir. Gelgelelim Atatürk’ün, Türkiye’yi net bir şekilde lâik bir toplum olarak tanımlaması, Türk Cumhuriyeti’nin bu rolü, Osmanlı İmparatorluğu’ndan devralmasını önlemiştir…”

”…bununla birlikte, Türkiye kendisini yeniden tanımladığı takdirde ne olur? (buraya dikkat!) Türkiye, bir noktada, Batı dünyasına üyelik için yalvarıp duran, bir dilenci olarak oynadığı hüsran verici ve aşağılayıcı rolden vazgeçip; Batı’nın temel İslâmî muhâtabı ve düşmanı olarak oynadığı çok daha etkileyici ve onurlu rolü yeniden üstlenmeye hazır hale gelebilir…”

”…Balkanlar, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya’daki Müslümanlarla kapsamlı tarihsel bağlantılara sahip olması bakımından, Türkiye’nin Müslüman ülkeler arasında benzersiz bir yeri vardır. (…) Lâiklik ve demokraside, Batı’nın iyi ve kötü yanlarını yaşayıp görmüş olan Türkiye de, İslâm’a liderlik etme vasfını kazanmış olabilir; (buraya dikkat!) ama, bunu yapabilmek için, Atatürk’ün mirâsını; -Rusya’nın Lenin’in mirâsını reddedişinden daha eksiksiz bir şekilde- reddetmek zorunda kalacaktır!..” (Samuel Huntington, ‘Medeniyetler Çatışması’, s.263/264, Okuyan Us Yayınları, Ocak 2002)

Şimdi anlaşıldı mı, Vehbi’nin kerrâkesi! Bunlar için ikinci alternatif, vaktiyle Kayzer Wilhelm ‘in düşündüğü alternatif: Ortadoğu’yu kendi başlarına kontrol edemiyorlar, bu işi onlar hesabına Türkiye yaparsa, Ankara’yı çok kolay kontrol ettikleri için, beleşten bir zafer kazanmış olurlar: Evet, Ankara ‘da akıl olsa, Gâzi ‘nin Ortadoğu Projesi’ni uygulamaya geçirip, Ortadoğu ‘da, -hatta Orta Asya’ da- nüfuz sahibi olması, işten bile değildir ama, nerede onu anlayıp uygulayacak devlet adamı.

Hem bu Huntington , Rusların Lenin ‘in mirâsını şiddetle reddettiğini de, nereden çıkarmış, Allah aşkına? Zafer günü kutlamalarında, bütün dünyanın gözü önünde; Kızılordu , orak/çekiçli kızıl bayrakla, geçit yapmadı mı?

Cumhuriyet, 03.06.2005