“…´Filmin´ Arkası, Çok Daha Meraklı!…”

(Çağrışım/2 ”.ilk defa İnge ‘den (Brukchard) duymuştum; Leipzig ‘li, inanmış bir ‘Doğu Alman’ dı; bilmediğim pek çok şeyi, biliyordu. Marx ‘ın, Sosyalizm ‘i sadece bir Avrupa’lı gibi, Avrupalılar için düşündüğünü, artık herkes biliyor; ‘Üçüncü Dünya’ pek hesabında yoktur; aksi halde, ‘XX. yüzyıl bir sosyalizm yüzyılı olacak’ der miydi? XX. yüzyıl düpedüz, üçüncü dünya halklarının, Emperyalizm’e karşı kurtuluş savaşlarıyla geçti; yâni ‘ulusalcılık’ başkaldırmıştı. İnge ‘nin söylediği, Emperyalizm olgusunu, çoğumuzun sandığı gibi, ilk defa Vladimir İlyiç’ in ortaya atmadığı idi; onca tez önce Bukharin tarafından işlenmiş, Lenin bilahare, sorunu genişleterek, ‘Kapitalizm’in Son Aşaması: Emperyalizm’ adlı meşhur eserini yazmış!. Doğru mu yanlış mı, günahı İnge ‘nin boynuna!

Emperyalizm’in son üç yüz yıldır, yeryüzünün başına belâ olduğu bir gerçek; gerçek de, asıl büyük belâlar, gelişme sürecinde yaşanıyor: eşit büyüme teorisinin işlemeyişi yüzünden: bazı emperyalist ülkeler, erken davranmış, yeryüzünün handiyse dörtte üçünü aralarında paylaşmışlar; Almanya gibi, Japonya gibi İtalya gibi bazıları, ‘geç kalmışlar’: tarihçilerimiz ne buyurur bilemem ama, genel kanaat, XX. yy’daki iki büyük dünya savaşının, asıl nedeni budur: özellikle Almanya, sanayileştikçe kabına sığamıyor, kendine soyacak ülke arıyordu; ötekiler engel oluyorlardı; Berlin’in ‘Osmanlı Dostluğu’nun sebebi de budur.

Bunu sinek pislemedik bir yere yazınız…”)

Berlin ‘tek’ durmuyordu ki…

(Tesbit/2 …”Osmanlı, Tanzimat’la İngiltere Devlet-i Fehimanesi’nin ekseninde bir uydu olmuştu; Meşrutiyet’le eksen değişmiş, Berlin olmuştur: ülkemizin ilk dünya savaşına katılışı bile, tek başına bunun kanıtı sayılamaz mı? Kaç kere yazdım kim bilir, Türkiye’deki ‘Hareketi’nin mahiyetinden şüphelenen Başvekili’ne Kaiser Wilhelm, açıkça, ‘onlar bizim adamlarımızdır, Türk ordusunda bile kendilerine ‘Almançı’ deniliyor’ mealinde bir derkenar yazmıştı; zaten, ilk dünya savaşına katılışımızın şekli ve mahiyeti de, Osmanlı Ordusu’nda Von der Goltz, Lieman von Sanders vs. gibi Alman ‘paşalar’ın çoğalışı da, bunun inkârı gayr-ı kâbil birer göstergesi… Sonuç, Almanya için Versailles’a, Osmanlı için Sevres’e gelip dayanmıştır; öyle ki, dünyalar hâkimi İngiltere Devlet-i Fehimanesi, Berlin’i bir güzel budamış; İstanbul’u ise handiyse haritadan silmek yolunu tutmuştu; Kafkaslar’ı da denetimine aldığına göre, artık bacaklarını uzatıp, rahat bir nefes alabilirdi.

Hayır, kazın ayağı öyle değil! Her ne kadar yenilmiş, inanılmaz bir enflasyonla ülkesi perişan da olsa; Berlin , el altından az iş çevirmiyordu; iki tanesi, çok önemlidir, üstelik ucu bize dokunur.

a/ Rus Çarlığı, bilindiği üzere, ilk dünya savaşında İngiltere’nin saffındaydı; Berlin, ilk ihtilâl belirtilerini yakalar yakalamaz, Vladimir İlyiç’i meşhur ‘mühürlü tren efsanesi’ne göre, Polonya’dan gizlice Rusya’ya geçirerek, kumandayı ele almasını sağlamış; böylece Çarlığın devrilmesi kaçınılmaz olmuştur; bunda Alman İstihbaratı’nın uyanıklığı, su götürmez.

b/ İkinci uyanıklığı, ondan hiç aşağı kalmıyor, bizi de ilgilendiriyor: İttihatçı takımının, mağlubiyet kesinleşince Almanya’ya iltica ettiği malûm; iyi de Enver Paşa nasıl olup da, birdenbire Moskova’da, üstelik Cihan İslâm İhtilali’nin lideri, Halife’nin damadı olarak ortaya çıktı? Mevlüdün firaklı yeri, galiba burasıdır. Enver Paşa’yı, Sovyetler Birliği’ne el altından geçiren, Alman İstihbaratı değilse kimdir? Hadi düşünün bakalım.

Bilmem Parvus Efendi’yi hatırlayanınız olacak mı? Adam Alman, Osmanlı’nın son döneminde Dersaadet’e geliyor; Osmanlı lehine, İngilizler aleyhine kitap bile yazıyor; savaş bitince ülkesine dönmüş. İşte bu Parvus efendi -ki Kaiser’in istihbaratçısı olduğunda kuşku yok-, Enver Paşa’yı Almanya’da bulmuş, onun Bolşevik İhtilâli’nin önemli kişilerinden birisiyle, temas kurmasını sağlamıştır: Karl Radek! Artık aralarında hangi pazarlık yapıldıysa yapılmış, neticede, Enver Paşa’nın İslâm Cihan İhtilâli’ni yapmak üzere, Moskova’ya intikali gerçekleşmiştir. Komintern’in hem Osmanlı’yı kurtarmak, hem de İngiliz Emperyalizmi’ne Asya’da esaslı bir darbe indirmek için, bu ‘ihtilâl’e inandığı bir gerçek; yoksa adamlar, Enver Paşa’ya ve onun eski komitacı ekibine, niye maaş bağlasınlar? Kimin ne kadar para aldığını öğrenmek isteyenler, Şevket Süreyya Bey’in eserlerine şöyle bir göz atsın, ne olur?

‘Karakol teşkilatı’ derseniz…

(Tesbit/3. ”…Ya Miralay İlyaçef, onu hatırladınız mı? Gerek gazetedeki, gerek televizyondaki ‘söyleşi’lerimde adı kaç kere geçmiştir: bu zat, Enver Paşa -Sovyetler anlayınız- tarafından, Dersaadet’teki İttihatçıları örgütlemekle görevlendirilmiş; bu amaçla İstanbul’a gelerek, ilk direniş teşkilatının kurulmasını sağlamıştır, ki adı ‘Karakol Teşkilatı’dır, (bkz. Hüsamettin Ertürk, Hatıralar) mayası itibarıyla İttihatçı, gayesi itibarıyla İslam ihtilali yanlısıdır.

O sırada İngiltere bunalıma girer, elbette bundan değil; Bolşevikliği yok etmek için Çek, Polonyalı, Rus ve çeşitli Slav gruplarından örgütlediği, ünlü ‘Beyaz Ordular’, amacını tutturamamış, Kızılordu önünde hezimete uğrayıp dağılmışlardır; ne demektir bu: Bolşevikliğin tutunacağı, üstelik Enver Paşa’yı kullanarak Anadolu’ya intikal edeceği demek değil mi? Sizce böyle bir durumda, Sevres Antlaşması’nı uygulayarak, Anadolu’daki Osmanlı’yı parçalamak; Yunanistan’ı Anadolu içlerine sokmak artık yararlı olur mu olmaz mı?…)

Siz bunu düşünedurun, filmin arkası, çok daha meraklıdır.

Cumhuriyet, 03.08.2005