“…Gazi, Neden Öyle Demişti?..”

..bu fikir beni ilk defa, yoksa o akşam ‘Demokrat İzmir ‘den çıkmış, vapurla Karşıyaka ‘ya dönerken mi yoklamıştı; epeydir, ‘Aynanın İçindekiler’ roman dizisine çalıştığım için, yakın tarihimizi kurcalayıp duruyordum; sık sık Nurdoğan ‘la (Taçalan) Osmanlı ‘nın son günlerini, ‘İstiklâl Savaşı ‘nı konuşuyoruz; o akşam, ilk defa Anadolu İhtilâli ‘nin ‘evrenselliği’ kafama takıldıysa, sanırım bu yüzdendir.

Neresinden bakılırsa bakılsın, ‘İstiklâl Savaşı’ nı ‘müstevli’ Yunanlı’yı Anadolu ‘dan kovmaktan ibaret saymak, öyle anlatmak; tercümanı olduğu, Zalimler/ Mazlumlar ‘diyalektiğini’ yok saymak, -daha da vahimi- gizlemek anlamına gelir ki, bu Gâzi ‘nin hem ‘fikriyatı ‘na uymaz, hem ‘fiiliyatı’ na! Üstelik, ona yapılan büyük bir haksızlıktır! Mustafa Kemal Paşa, daha Vladimir İlyiç ‘e (Lenin) ilk mektubunu yazdığı gün, ‘Beyaz, Hıristiyan ve Batılı’ Emperyalizm ‘le, onun tutsak ettiği ‘Esirler Dünyası’ arasındaki tercihi yapmış; dahası, Kafkas Seddi ‘ni irdeler; ‘yıkılması zarureti ‘nden, bunun için de Bolşevikler ‘le işbirliği ‘gereğinden’ söz ederken, gerekçesini de açıklamıştır.

Bu ne kadar gerçekse, ‘Anadolu İhtilâli ‘nin hareket noktasından saptırılmasının ve ‘istikametinden’ vazgeçilmesinin, Gazi ‘nin vefatından itibaren başladığı, gittikçe hızlanarak ilerlediği de, o kadar gerçektir. Gâzi, Anadolu’daki Mazlumlar ile, Azerbaycan, İran, Afganistan üzerinden – Avrasya’daki Mazlumlar’la irtibat aramıştı; ondan sonrakiler, tam tersine, ‘Koca’ Reşit Paşa geleneğine dönerek, Devlet-i Aliyye’yi batırmak için elinden geleni yapmış olan, Batı’dan medet umdular; neden mi, onu bilmeyecek ne var canım, Tanzimatçılık ruhlarına işlemişti de ondan!

Şu söylediklerime, bir tanık istemez miydiniz? O halde, buyurun!

‘Bozuk’ muydu, ‘bozdular’ mı?

İsmet Bozdağ ‘ın ‘Atatürk’ün Avrasya Devleti’ adında bir kitabı olduğunu kim biliyor? İşte o kitabında, kelimesi kelimesine, İsmet Bey (Bozdağ) şunları söylemiş:

”…Başvekil Celâl Bayar’ın takım değiştirmesi ile Mareşal Çakmak yerine İsmet İnönü Cumhurbaşkanı oldu: TBMM’den İsmet Paşa’nın destek çevresi uzaklaştırılacağına, Atatürk’ün yakın çevresi temizlendi. Celâl Bayar yine Başvekil oldu ama, bu iktidar İsmet Paşa ‘Milli Şef ve CHP’nin Değişmez Genel Başkanı’ oluncaya kadar sürdü. İnönü’nün seçtiği ilk Başbakan Dr. Refik Saydam ilk verdiği demeçte, ‘Türkiye Devleti A’dan Z’ye Bozuktur’ dedi ve Atatürk dönemini toptan mahkûm etti. İsmet Paşa, Çankaya Köşkü’nde viyolonsel dersleri alıyor, İngilizce öğreniyor, laboratuvarda kimya deneyleri yaparak vakit geçiriyordu…”

”…yeni iktidarın ilk el attığı konulardan biri, Dil ve Tarih Kurumları çalışmaları idi. Tarih Kurumu matbaasında basımı sürdürülen ‘Türk Tarihi’nin Anahatları’ kitabı, hemen ortadan kaldırıldı ve ikinci kez yazılabilmesi için yapılan çalışmalar yok edildi. Tarih Kurumu ‘nun görevi, Tarih kültür ürünlerini yayımlayarak Türk toplumunda bir tarih kültürü oluşturmaktı(?) Bunun için işe, Roma Tarihi’nden başlaması gerekti, ‘Türk Tarihi’nin Anahatları’ndan değil!..”

‘ ‘… Dil Kurumu da, dili eskimiş sözcükler taşıyacağına, yeni sözcükler üretmeli, dili, ‘kültür dili’ haline getirmeli idi. Yeni sözcükler yapımına girişildi. Hedef ‘Batı’ olduğuna göre, eski Yunanca ve Latince’nin, okullarda öğretilmesi çalışmalarına başlanıldı. Kitaplar yazıldı, basıldı; bazı okullarda Latince dersleri uygulamaya kondu. Türkiyat Enstitüsü kapatıldı, bilimsel görevi edebiyat fakültesine verildi. İsmet Paşa’mızın dirâyeti ile savaşa girilmedi, fakat ekonomimiz girmişten beter oldu…” ( İsmet Bozdağ, ‘Atatürk’ün Avrasya Devleti’, s. 154/155. Tekin Yayınevi, 2. basım. 1999 )

Orduya verdiği son görev…

Bu perspektifin verilmesi gerekiyor muydu? Galiba! Ya da ben öyle sanıyorum, zira nedense bir başka eseri, Dr. Barış Doster ‘in hazırladığı ‘Atatürk, Türk Dünyası ve Mazlum Milletler’ i okurken, sık sık aklıma İsmet Bey ‘in (Bozdağ) o devri yaşamışlara hatırlattığı, bu perspektifi özetleyen satırları geliyordu. Bir de elbet, çoğumuzun farkında bile olmadığı, o gerçek!

Gazi Mustafa Kemal Paşa ‘nın 29 Ekim 1938 günü, Ulus -eski Hakimiyet-i Milliye- gazetesinde yayımlanan mesajında, Türk Silahlı Kuvvetleri ‘ne hangi görev verilmişti, bilin bakalım; Türk Vatanı ile Türklük Câmiası ‘ aynı misyon içinde birleştirilerek, işte şu görev:

”… ( Ordumuzun) Türk Vatanı’nın ve Türklük Camiası’nın şan ve şerefini, dahili ve harici, her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifesini, her an yapmaya hazır ve amâde olduğuna, benim ve büyük ulusumuzun tam bir inanç ve itimadı vardır…”

Neden ‘Türk Milleti’ değil de, ‘Türklük Câmia’ sı demişti acaba?

Cumhuriyet, 11.08.2004