“…Gâzi´nin ´Kızları´!..”

(… Mütareke yıllarında, Ankara ‘daki TBMM Hükümeti Hey’et-i Vekilesi’ne arz edilmiş, bir istihbarat raporunda; bilir misiniz ki ‘payitaht’tan şöyle bahsedilmektedir:

”… bademâ İstanbul’da ‘İngilizcilik’ moda olmuş ve bu kuvvet önünde, birçok kimse boyun eğmiştir. İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin tekrar tesisi; münhasıran bu muhiplerden müteşekkil bir kabine teşkil edilmesi tasavvurları, bu boyun eğişin delâilidir; bir taraftan da, henüz muâhedemizin ne olduğunu, ne gibi maddeleri ihtivâ eylediğini bilmeyen bazı recâl ve hükümet mahfilleri; kendi kendilerine, el’ân muvazaa fırkaları tesis eylemekte, mütekâit askeri erkânı tekrar hizmete çağırmakta, ne yaptıklarını bilmemektedir…” (Ağustos, 1336/1920)

Aynı tarihte, İngiliz Muhibbanı Cemiyeti Reisi Sait Molla Efendi , mahiyeti şöyle bilinen, bir beyanat vermişti:

”… şu anda İngiliz taraftarlarınca, İngiltere dostlarınca mevzuubahs olacak şey; o istiklâlcilerin takip ettiği gibi, beynelmilel bir vaziyet intaç edecek olan istiklâl değil; İngilizlerin iâne ve himâyesiyle teeyyüd edecek bir istiklâldir!..”

Ne tuhaf, insan adeta ‘muhterem’in; Avrupa Birliği ve ABD’nin ‘iâne ve himâyesi ile teeyyüd edecek, bir istiklâl’ den söz ettiğini sanabiliyor…)

‘Dil öğrenmek için, kolej şart değil…’

… oysa halka halka, ‘Dip Dalgası’ nı oluşturan halkımızdan; birbirinden ilginç, ‘dayanışma’ mesajları geliyor, onların fikirleri de farklı, heyecanları da! Bakar mısınız, İstanbul ‘dan gönderdiği faks mesajında, Zeynep Köklügil (asıl adı mahfuz) neler diyor:

”… 1965 yılı, Ankara Üniversitesi DTCF İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunuyum. Liseyi, normal bir Türk Devlet Lisesi’nde bitirdim; yâni herhangi bir kolejde değil; fakat Üniversite’nin İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden birincilikle mezun olmuştum. (Dikkat!) Bunu lisân öğrenmek için muhakkak koleje gitmenin gerekli olmadığını; bunun, biraz da heves ve gayret, sürekli çalışma meselesi olduğunu belirtmek için yazıyorum…”

”… şu an, çeviri alanında, Türk Devleti’ne otuz altı yıl hizmet etmiş bir kimseyim. Bu sürenin otuz bir yılı, Türk Denizciliği için çalışmakla geçmiştir; halen emekliyim, fakat işime uygun bir yerde çalışmaya devam ediyorum. (Dikkat!) Türkçeye kazandırılması veya Türkçeden İngilizceye çevrilmesini gerekli gördüğünüz yazılar varsa, bunu hiçbir ücret almadan yapabilirim; yeter ki Türkçemize kazandıralım, veya İngiliz dilinde duyuralım…” (25 Şubat 04)

İnsanda minnet duyguları uyandıran, böyle bir ‘hizmet arzı’ na ne buyurulur; insan elinde olmaksızın, Müdafaa-i Hukuk ‘un ‘gönüllü kızları’ nı hatırlamıyor mu? Bu kadar mı? Hayır! Balıkesir ‘den (Ayvalık) bir başka Gâzi ‘nin ‘kızı’ (asıl adı mahfuz) aynı Kuva-yı Milliye ciddiyetiyle devreye girmektedir.

‘…tek sorumlu media’dır!..’

”… ismim Işınsal, süper lise yabancı dil bölümünden geçen yıl mezun oldum. İngilizce’yi sevmeme rağmen, İngilizce kelimelerin Türkçe kelimeler arasına sokuşturularak, ne olduğu belirsiz bir dilin Türkçe diye benimsetilmeye çalışılması, beni son derece rahatsız ediyor. (Dikkat!) Acaba, üretmekten ziyâde, aşırı tüketen bir toplum olarak, farkına varmaksızın Türkçe’yi de mi tükettik? Yoksa ezelden beri ‘Batılı’ bir toplum olmak isteyişimizden dolayı; nasıl an’anelerimizi, bizi biz yapan kültürümüzü ‘Batı’lılaştırdığımız’ gibi, Türkçe’yi de Batı’lılaştırıyor muyuz? Türkçe bunu hak ediyor mu? Bence bu bir Çinliye sen Türksün demek kadar saçma! Bir dilin kendi türettiği kelimelerle konuşması gerektiğini düşünüyorum. Nasıl ki İngilizce bir cümle kurarken ‘I want to gitmek home” demek komik oluyorsa; ‘Programımızın start ‘ını veriyoruz…” da bana bir o kadar komik geliyor. ‘Start’ , başlamak, başlatmak, başlangıç demektir. Sizce ‘başlamak’ veya ‘başlatmak’ , ‘verilir’ mi?…”

”… son zamanlarda, gazete ve televizyonlarda, başka kelimeler de kullanılıyor: ‘Trend, cool, konsept, legal, illegal, cast, security’ vs… İşin en üzücü tarafı ise, kullanılan bu kelimelerin, Türkçe karşılıklarının olması. Ben bu kelimeleri duydukça, neler hissettiğimi, size anlatamam. İngilizce, öyle istilâ etmiş ki Türkçemizi, ve bizi; onu görmemek, onunla karşılaşmamak mümkün değil. Bunun sorumluları sizce kimler? Ben tek sorumlu olarak Media ‘yı görüyorum…”

‘Bana bir yol gösterin!..’

Işınsal , faks mesajında işi bu kadarla bırakmıyor; o, tam da bir Anadolu kızına yakışan ciddiyet ve sorumluluk duygusuyla, daha sonra bakınız neler yazmış:

”… ben artık elim kolum bağlı, onları ve olanları seyretmek istemiyorum. Yapabileceğim bir şey muhakkak olmalı. Seksen yaşına girmiş Cumhuriyet’imizin, daha uzun süre yaşayabileceğinden şüpheliyim. (Dikkat!) Atatürk’ün ‘bize emânet ettiği’ bu ülkenin, geldiği durumdan dolayı vicdanım hiç rahat değil. Kendimi ona ihanet etmiş gibi hissediyorum. Her gün Atatürk’ün Gençliğe Hitabı’nı defalarca okuyor ve okudukça ona elimden gelen her şeyi yapacağıma söz veriyorum. (Dikkat!) Sizden bir şey rica ederim. Lütfen bana bir yol gösterin. Biliyorum ilk adımı atsam, gerisi gelecek. Ben buradayım ve her şeyi yapmaya hazırım…” (27 Şubat 04)

Üzülme Işınsal , şu mesajı çekmekle, sen ‘ilk adımı’ attın bile kızım!

Cumhuriyet, 08.03.2004