“…Gâzi´nin ´Nokta-i Nazarı´!..”

… – Mustafa Kemal Paşa dahil, – Türkçüler ‘in ‘Milli Mücâdele ‘deki katkıları ve fedakârlıkları; ne reddedilebilir, ne de inkâr; bu böyledir de, sonraki yıllarda, -Mustafa Kemal Paşa dahil-, Kemalistler ‘in takındıkları tavrın sebebi nedir? Sanırım bunu kavrayabilmek için, daha Müdafaa-i Hukuk ‘un ilk yıllarında, İstanbul Türkocağı ‘nda, en önemli Türkçülerimizden birinin, şu söylediklerini bilmek, üzerinde düşünmek, iyice anlamak gerekiyor.

”… Bizde Türkçülük akımının, gitgide iki kola ayrıldığını iddia etmek istiyorum. Bu akımı, şimdi moda olan tâbirlerle târif etmek istersek, birisine ‘Demokratik Türkçülük’, diğerine ‘Emperyalist Türkçülük’ diyebiliriz…”

‘Türkçülüğün’ iki türü…

”… ( Buraya dikkat! ) ‘Demokratik Türkçülük’ milliyet esasını, her millet için bir hak olarak kabul ediyor ve Türkler için talep ettiği bu hakkı, diğer milletlere de aynı derecede hak olarak tanıyordu. ‘Demokratik Türkçülük’, ihtimal ki Türklerin çoğunluğu, diğer milletlere mahkûm durumda bulunduklarına; ve hatta hâkim sayılanların bile, iktisadi ve kültürel olarak, yalnız mahkûm değil, adeta bağımlı olduklarına; ve bu nedenle, haklılığa dayanarak, kurtuluşun mümkün olacağına inanmaktan kaynaklanmakta idi. Bundan başka ‘Demokrat Türkçüler’, Türk’ün mevcut birikmiş kuvveti, şimdilik kendi kendini yaşatmaya ancak yeter diye düşünüyorlardı; diğer milletleri temsil etmek şöyle dursun, yönetmeye çalışmanın bile, o kuvveti zayıflatmaya neden olacağından zararlı sayıyordu…”

”… ‘Emperyalist Türkçüler’ ise, daha çok Avrupa Nasyonalistlerine benziyorlardı; herkes için geçerli hakka değil, sırf kendi kuvvetlerini arttıran milliyetçiliğe taraftar idiler. ( Buraya dikkat! ) ‘Demokratik Milliyetçilik’ hakka dayanan ve sadece savunma amaçlıdır; gasp edilen hakkı almaya, gasp edilmek istenilen hakkı savunmaya çalışır; ‘Emperyalist Milliyetçilik’ ise saldırgandır; diğerlerinin hukukuna tecavüzü bile onaylayarak, kendi milliyetini güçlendirmeye çalışır. ‘Saldırgan Milliyetçilik’ dünyada henüz bitmiş değildir; fakat zannediyorum ki bu tür milliyetçilik, er geç sona ermeye mahkûmdur: Rusların, Avusturyalıların ve Almanların başlarına gelen, bir gün olup diğer Emperyalistlerin de başlarına gelecektir…”

Gerçekliği ve sağlamlığı, günümüzde bile geçerli olan bu sözlerin sahibi; Gâzi ‘nin safında ‘İstiklâl Harbi’ ne ‘fiilen’ katılmış olan, Türk düşünürü Yusuf Akçura ‘dır; Kemalizm ‘in oluşturulmasına katkıları inkâr edilemeyecek olan bu fikirlerin, daha Müdafaa-i Hukuk Doktrini ‘nin henüz oluşturulmaya başlandığı yıllarda, bu kadar açık ve net olarak ortaya konulduğu görülürse, Mustafa Kemal Paşa ‘nın yıllar sonra (1927), ‘Büyük Nutuk’ ta aynı bahse dokunurken, şu söylediklerine hiç şaşmamak lâzımdır.

Gâzi diyor ki…

”… Muhtelif milletleri, müşterek ve umûmi bir unvan altında cemetmek ve bu muhtelif unsur kütlelerini, aynı hukuk ve şerâit altında bulundurarak, kavi bir devlet tesis etmek, parlak ve câzip bir nokta-i nazar-ı siyâsidir. Fakat aldatıcıdır. ( Buraya dikkat! ) Hatta, hiçbir hudut tanımayarak, dünyada mevcut bütün Türkleri dahi bir devlet halinde birleştirmek, gayr-ı kaabili istihsal bir hedeftir. Bu asırların ve asırlarca yaşamakta olan insanların; çok acı, çok kanlı hâdisat ile meydana koyduğu bir hakikattir…”

”… ( Buraya dikkat! ) Panislâmizm, Panturanizm siyasetinin muvaffak olduğuna ve dünyayı saha-i tatbik yapabildiğine, tarihte tesadüf edilmemektedir. Irk farkı gözetmeksizin, bütün beşeriyete şâmil, cihangirâne devlet teşkili hırslarının netâyici de tarihte mazbuttur. Müstevli olmak hevesleri mevzu-u bahsimizin haricindedir. ( Buraya dikkat! ) İnsanlara, her türlü hissiyât ve revâbıt-ı mahsûsalarını unutturup; onları uhûvvet ve müsâvât-ı tamme dairesinde birleştirerek, ‘insanî bir devlet’ kurmak nazariyesi de kendine mahsus şerâite maliktir…”!

Gâzi, Türkiye Cumhuriyeti ‘nin hangi prensibe oturduğunu, bu sözlerden sonra, şöyle ifâde edecektir:

”… Bizim vuzûh ve kaabiliyet-i tatbikiye gördüğümüz meslek-i siyâsi, ‘Millî Siyâset’tir. Dünyanın bugünkü umumi şerâiti ve asırların dimağlarda ve karakterlerde temerküz ettirdiği hakikatler karşısında, hayalperest olmak kadar büyük hatâ olmaz. Tarihin ifâdesi budur; ilmin, aklın, mantığı, ifâdesi böyledir…” (Bkz. ‘Nutuk’ Cilt II.)

Bu ‘tefrik’ niye?..

G erek Yusuf Akçura ‘nın, gerekse Mustafa Kemal Paşa ‘nın; Türkçülük ‘te böyle bir ‘tefrik’ yapması nedendir? Bunda hiç şüphesiz, Akçura ‘nın Çarlık Rusyası ‘nda ve Osmanlı ‘da; Gâzi ‘nin ise, İttihatçılar ‘ın -bilhassa Enver Paşa ‘nın- Pan/Turanizm ve Pan/İslâmizm teşebbüslerinde yaptığı, vahim yanlışların önemli rolü olmuştur.

Mesela ne gibi mi?

Cumhuriyet, 10.01.2005