Görünmez bir mezarlıktır zaman/ Şairler dolaşır saf saf

Mehmet Barlas

Attila İlhan’ın Türk edebiyatındaki yeri, eserleri, siyasi düşünceleri, sağcılığı ve solculuğu üzerine kim bilir neler yazılacak? Beni şaşırtan şey Attila İlhan ve onun çapındaki tüm “Gerçek şairler” in, hangi beyin kimyası farklılığı ile yaşama ve evrene diğer insanlardan farklı bir söylemle seslenebildikleridir.
Anlaşılması da anlatılması da adeta imkansız olan karmaşaları bir dizede açıveren beyin berraklığı, ne tür bir oluşumun sonunda “Şair” denilen yaratığı oluşturur?
Hatırlayın Attila İlhan’ın “Diyalektik Gazel” ini mesela:
“büyük bir şaşaadır ölüm
ebruli nurlarla gelir
öyle bir yanardağdır ki öfkesi
mutantan destur’larla gelir

karşıtıyla yüklüdür her şey
mutlak çözümlerden vazgeç
tartışılmaz mükemmellikler
ne gizli kusurlarla gelir

sen sen ol korkma karanlıktan
dik ışık çekirdeklerini
çünkü en berrak sular bile
en yağlı çamurlarla gelir

nasıl doğmakla başlarsa ölüm
ölmekle başlar öyle hayat
bil ki dünyayı sarsan sıçramalar
birikmiş şuurlarla gelir”

Can Yücel’i, Nazım Hikmet’i, Oktay Rıfat’ı veya Yahya Kemal’i, Orhan Veli’yi, Necip Fazıl’ı, Cahit Sıtkı’yı yahut Rıza Tevfik’i, Ümit Yaşar’ı okurken de hep şaşırırım.
Hepimizin konuştuğu, yazdığı dilimiz, şairlerin elinde başka bir boyuta geçiverir. Saatler ve sayfalar sürmesi gereken anlatımlar birkaç dizeye sığar. Sadece aşk değil, mesela Attila İlhan’da “Arabesk” de şiirleşir:

“ıslığında usturalar bileniyor
bıyıkları marşandiz katarı
zulasında eroini esrarı
tutuklandıkça yenileniyor

kafası kızdı mı taksim’de akşam
bütün lahmacunlar ondan sorulur
oğlanın birine takıldı / tamam
çengelköy’lü sevtap diye meşhur

göğüsleri hakikat birer kumru
eskiden de süslenir boyanırmış
ayak ayak üstüne atıp oturdu mu
insanda can mı bırakırmış

sabaha karşı bir büyük rakı
yıldız tozuması külüstür mehtap
arabada sevişmek başlıca merakı
ne kanun tanıyor ne de kitap

bu yollara düşecek adam mıydı
çiçek yaptırmalar parfüm filan
bu sefer yakasını fena kaptırdı
sevtap başını yiyecek anlaşılan

boşversene / daha ölmedik ulan”

Şairler de yıldızlar gibi kayarlar. Biz buna
“Ölüm” diyoruz. Ama şairler bizden farklı ölürler. Kalpleri susar ama şiirleri milyonlarca kalbin her atışında tekrarlanır.

Ne diyor Attila İlhan “Bir An Gelir” şiirinde:

“görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
– tahrip gücü yüksek-
saatlı bir bombadır patlar
an gelir attila ilhan ölür