“…Güler misin, Ağlar mısın?..”

… Önce bir hatırlatma: sonradan Terakkiperver Fırka ‘yı kurup, muhalefetlerini ‘alenileştiren’ , Hüseyin Rauf Bey ( Orbay ve ‘takımı’ ), araya Mareşal Fevzi Çakmak ‘ı koyarak, Başvekil İsmet Paşa ‘ya, bir öneri yapmışlardı; Gâzi ‘nin, Cumhuriyet İlânı gibi ’emrivakilerini’ önlemek için; ‘paşalar’dan oluşan bir ‘konsey’ kurulmalıydı; İsmet Paşa da bu fikri kabul ederse, ‘durum’ Gâzi’ye arz edilecekti: İsmet Paşa, TBMM var iken, böyle bir teşebbüsün yersiz olduğunu söylemiş, öneriye katılmamıştı.

Bunu anlattıktan sonra, şu satırları ilâve etmiştim:

”İsmet Paşa’nın Başvekil ve Halk Fırkası Başkanvekili olarak ‘koyduğu’ dürüst ve demokratik tavır, Paşa’nın ruhundaki Demokratlıktan, Meşrûiyet itiyâdından, Mustafa Kemal Paşa’ya mutlak inancından mı ileri geliyordu; yoksa aslında öyle düşünmüyordu da, daha önce açıkladığı gibi ‘o şartlar altında, böyle olmasının doğru olacağına aklı mı yatmıştı… Bu ilginç ve kafa karıştıran sorunun tam ve net cevabı; ancak yıllar sonra, Paşa Kâtib-i Umûmi Recep Bey’le, (Peker) beraber, Fırka’nın nizamname ve programını değiştirmeye kalkıştığı zaman anlaşılacaktır. (Bkz.: ‘İç Muhâlefet Millî miydi?, Cumhuriyet, 18 Şubat 05)

İşte o zaman gelmişti.

‘Recep’in saçmalıkları!..

”… Çoksesliliğe son verildiği olaylardan da birtakım ümitlere kapılıp, güç aldığı anlaşılan Recep Bey (Peker) kendi düşüncelerinin sıcaklığı içinde, ‘rejim’le ilgili ilk ‘teorisini’ uygulamaya koymak istedi. Geliştirmiş olduğu düşüncelerini, önce Adliye Vekili Yusuf Kemal Bey’le (Tengirşek) günlerce tartıştı, sonunda ortaya bir taslak çıktı; bu taslağa göre parti ilk aşamada üçlü bir yönetime götürülüyor, tüm devlet kuvvetleri, CHF’nin elinde toplanıyor ve parti tepeden bir ‘triomvira’ ile yönetiliyordu. Recep Bey’in (Peker) düşündüğü üç kişi belli idi: Mustafa Kemal Paşa, İsmet İnönü ve kendisi idi. (…) İsmet Paşa (İnönü) taslağı okuyup, hiçbir şey söylemeden imzalamıştı, ilk imzalayan kendisiydi. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Bey’in (Soyak) belirttiğine göre, kendisi taslağı imzalaması için Mustafa Kemal Paşa’ya götürdüğünde, Cumhurbaşkanı, taslağı ‘Recep’in saçmalıkları’ olarak nitelendirmiş. ‘İsmet bunu tekrar okusun!’ diyerek geri çevirmiş ve imzalamamıştı…”

”…Fakat Recep Bey (Peker) ve İsmet Paşa (İnönü) ikilisinin bu yöndeki umutları kırılmadı; aksine, artarak devam etti…” (Bkz: Dr. Necdet Ekinci / Türkiye’de Çok Partili Düzene Geçişte Dış Etkenler / s.110 / Toplumsal Dönüşüm Yayınları, Ekim 1997.)

‘Faşizm’in Türkçesi, ‘Kemalizm’ mi oluyor?

… İş orada, o kadarla kalır mı? Ne münasebet! CHF ve Rejim hızla sağcı bir totaliterliğe doğru sürüklenmektedir; Recep Bey (Peker) o tarihlerde yaptığı bir radyo konuşmasında, CHF’den Devlet’e aktarılan altı ok konusunda şöyle diyordu:

”… En yüksek tahsile kadar bütün okullarda kuvvetli cumhuriyetçi, ulusçu, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçı bir imân telkin edilecektir. Parti, Türkiye’nin bekâ şartları olarak tanıdığı bu altı vasfı, yeni programla devlete mal ediyor ve gelecek nesillerin bu terbiye ile yetiştirilmesini ileri bir görev sayıyor.”

Aynı Recep Peker , bir Alman dergisinde (Europaische Revue) Almanca yayımlanan makalesinde (Volk und Stat Werdung) şunları demektedir:

”…İnsanlığın en büyük eseri devlettir, Türkiye’de parti, yurdun tek ulusal partisi, devleti ve ulusu, birbirine bağlamalıdır. Çünkü tek tek bakıldığı zaman, insanların değeri sıfırdır; demek insan, devlet içinde, ulus içinde değer taşımaktadır; onun için daima bir, bir arada olmalı, tek bir kalp gibi çarpmalıdır…”

Gidişat oydu ki, o sırada Ankara ‘da görev yapmakta olan Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisi, Joseph Grew, Washington ‘a konuyla ilgili raporunda kelimesi kelimesine şunları yazacaktı:

”…Eğer çıkardığım sonuçta yanılmıyorsam, bu yeni örgütlenme Halk Partisi’ni, Faşist İlkelere dayalı bir siyâset eğitim örgütüne dönüştürecek; Faşizm’in Türkçe adı ‘Yeni Kemalizm’ olacaktır…” (Bkz. Dr. Necdet Ekinci , A.g.e)

‘Örnek’ iki ülke: İtalya ve Almanya

İsmet Paşa, CHP ‘nin Genel Başkanvekili olarak, Genel Sekreter ‘in bu patavatsız tavrını müsâmaha ile karşılıyor; yeni kurultayda değiştirilecek Nizamname ve Program’ın tesbiti mevzuunda çalışması için, kendisini Avrupa ‘ya, iki ülkede ‘tetkikler yapması’ için gönderiyordu: O ülkelerin hangileri olduğunu belirtmiştik: Birisi Mussolini ‘nin İtalya ‘sı idi, öbürü Hitler ‘in Almanya ‘sı!

Zaten Mustafa Kemal Paşa ‘yı sonunda feverâna sevk eden de, bu defa hazırlanan nizamname ve program’daki açık faşizan temayüldü!

Güler misin, ağlar mısın?

Cumhuriyet, 25.03.2005