“…´Günesş Asla Batmaz´mısş?..”

(…ister istemez, işe özür dileyerek başlayacağım; çünkü ne tarihçiyim, ne iktisatçıyım, ne de ekonomi uzmanı; oysa ele alacağım sorun, bu sahada uzmanlaşmış aydınların işi; benim yapmaya çabaladığım ise; -daha önce defalarca belirttiğim gibi- Osmanlı ‘nın batışı ile Cumhuriyet ‘in doğuşunun hangi sosyal ve beşeri koşullar altında gerçekleştiğini araştıran -belki de aşırı ‘mütecessis’ – toplumcu gerçekçi bir romancının, ‘tesbitlerinden’ ibâret: sürç-i lisan eyledikse affola!..)

Ne müthiş ‘filmlerdi’ onlar?

(Tesbit/1. ”…siz sinema sever misiniz? Ayıptır söylemesi, bizim nesil, a’dan z’ye sinemanın -hem de Hollywood sinemasının- yetiştirdiği bir nesildir; her şeyi, bu arada yeryüzünün paylaşılmasını da, o filmlerden öğrendik. Meraklısı elbette hatırlayacaktır, ne filmlerdi onlar! Meselâ ‘Tüccar Horn’ , akla ziyan bir şey; bir beyaz avcı ve tüccar, Afrika ‘nın göbeğinde avlanıyor; zenci kılavuzu, onun has adamı; o kadar ki, Tüccar Horn ‘a ‘buvana’ diyor; onun dilinde bu ‘sahip’ ya da ‘efendi’ anlamına gelmektedir.

Ya ‘Gungadin’ , o muhteşem ‘prodüksiyon’ ? Filmi, ilkinde nasıl Harry Carey sürüklüyorsa, burada da öyle olmuş, Tyron Power sürüklemiştir; o bir Hintli aydındır; İngiltere ‘nin savaşlarda kullanmak için yetiştirdiği Hindulardan mürekkep, bir ordusu vardır – Mütareke ‘de İstanbul ‘a da gelmişlerdi- Gungadin garibi de, bu orduda ‘saka’ yani ‘sucu’ ; filmin püf noktası, Gungadin ‘in ‘hürriyet’ ve ‘istiklâl-i tam’ için, sömürge yönetimine başkaldırmış ve ‘düşmanı’ tuzağa düşürmek üzere olan, soydaşlarına karşı; İngiltere uğruna, nasıl -seve seve- hayatını feda ettiği!

Bu kadarcık mı? Elbette hayır! Hollywood sineması, beyazların sömürgelerini ve o ülkelerde onlara başkaldıran ‘yerli eşkıya’ (!) ile aralarındaki mücadeleyi ‘işleyen’ daha bir sürü film yapmıştır: ‘ünlü ‘Şanghay Ekspresi’ nden tutun da, gösterildiği sıralarda adını pek beğendiğimiz, ‘Güneş Asla Batmaz’ a kadar -çoğu büyük bütçeli- ne filmler? Bildiğiniz gibi, ilkinde, Marlene Dietrich , hafızalardan silinemeyen, bir tip yaratmıştı; ikincisinde, Douglas Fairbanks Jr , güneşi batırmamak için savaşan, ‘beyazlardan’ birisini! ‘Güneş Asla Batmaz’ ın ne anlama geldiğini bilmek, Hollywood ‘ın -daha doğrusu Batılı ‘nın- yeryüzünü hangi gözle gördüğünün, özetidir: ‘güneşin asla batmadığı’ topraklar, İngiltere ‘nin sömürgeleri, anlamı da şu: Hindistan ‘da güneş batıyorsa, o esnada, İngiliz Güyana ‘sında doğmaktadır.

İmparatorluk dediğin de zaten böyle olur. !)

Bundan âlâsı can sağlığı!

(Çağrışım/1. ”…Meraklısı, ‘Tombul Magda’ yı hatırlayacaktır; şiirlerimden birinde sözünü ettiğim; Anarşist Federasyonu ‘nun bir görevlisi; daha o zaman, saçları üç numara tıraşlı, şişman, bol memeli bir kadın; ‘anarşist’ dediysem lütfen ‘terorist’ anlamayın; o Stirner ‘ci değil daha ziyade Bakunin ya da Kropotkin yandaşı idi: onlar sosyalizmi toplumsal değil, ‘bireysel’ bir düzeyde ele alıyorlar.

İşte bu ‘Tombul Magda’ -ki inancını yitirmiş bir Museviydi- Viyana ‘daki o ünlü Siyonist Kongresi ‘nden, bana ilk defa söz etmiştir; nedeni basit, zira Teodor Herzl ‘in başkanlığındaki bu Kongre’de, iki büyük ülke, ‘Yahudiliğin en büyük düşmanı’ sayılarak, her ikisinin de yıkılması için, ne lâzımsa yapılmasını benimsemişti: birisi Rusya Çarlığı ‘ydı bunların – zira Doğu Avrupa ‘daki Yahudi köylerinde ‘pogrom’ – bir çeşit katliam – hâlâ devam ediyordu; ötekisi Osmanlı İmparatorluğu : zira Abdülhamit, Filistin ‘i Yahudilere ‘satmayı’ kabul etmemişti. İlk dünya savaşı öncesinde alınmış bu kararların önemi inkâr edilecek gibi değildir, hele sonraki sonuçlar düşünülürse:

Her iki imparatorluk da, ya battı ya da batırıldı.

İşte orada, daha önce ‘komünist’ yazarları okurken öğrendiğim, Sykes/Picot Anlaşması devreye giriyor; bu anlaşma, ‘Hıristiyan, Beyaz ve Batılı’ Emperyalizm’ in, yeryüzünün, nasılsa bağımsız ya da yarı bağımsız kalmış ülkelerini paylaşmayı öngörüyordu; ‘taksimat’ ta, Osmanlı İmparatorluğu ‘nun

dağıtılması en önemli madde!.. Bolşevikler, Çarlığın ne korkunç bir emperyalizm olduğunu kanıtlamak için, anlaşmayı açıklıyorlar: etkisi de oluyor, zira Ortadoğu ‘da I. Dünya Savaşı ertesinde, İngiltere ‘nin (Emperyalizm anlayın), uygulamayı düşündüğü plan aşağı yukarı budur, adı da Sevres Antlaşması’dır: Osmanlı , yalnız Arap Dünyası ‘nı değil; Batı ‘daki ve Doğu ‘daki Türklerle irtibatını da kaybedecektir; dahası, Anadolu parçalanacak, o toprağın üzerinde, üçü Hıristiyan, dört ‘devletçik’ kurulacaktır.

Bunun anlamı şu: toprakları üzerinde ‘güneşin asla batmadığı’ imparatorluk, Doğu ve Orta Asya ile olan bağlantılarını, Anadolu ‘nun parçalanmasıyla, Osmanlı engelinden kurtarmış; Kafkasya ‘da, Ermenistan, Gürcistan , hatta Azerbaycan ‘ı (Resulzade) kontrolü altına almıştır.

(Bundan âlâsı can sağlığı!’)

Niye mi anlatıyorum?

(…bunları niye mi anlatıyorum? Hiç kuşkusuz, İstiklâl Harbi’ni -dolayısıyla Lausanne ‘ı ve Sultan Vahidettin ‘in gerçek yerini daha iyi anlayabilmek, daha gerçekçi değerlendirebilmek için!

İşte tam burada, işin içine Almanlar karışıyor.)

Cumhuriyet, 01.08.2005