“…Hakkını Ödeyemeyiz!..”

.. bunda sanırım, ilk gençlik yıllarında okuduğum büyük yazarların, ciddi etkisi olmuştur: Maksim Gorkiy, Panait İstrati, Jack London, vd.: Eğer insanları, onların hayat serüvenlerini anlatacaksan, önce ‘dünyayı görmeye gitmek’ lâzım; bu tesbitin, kendime bile itirafa cesaret edemediğim, bir kararı almama neden olduğunu düşünürüm: 20 yaşımla 40 yaşım arasında, -tabir-i mârûfuyla, ‘bir baltaya sap olmayacak’ , edebiyatçı, -hele de romancı- olabilmek için, zorunlu ‘tecrübeyi’ edinecektim. Öyle de yaptım. Başarabildim mi, o sizin bileceğiniz iş!

E. Ayhan Çağlar diye bir genç

(Çağrışım/3 ”…Arada zaman zaman, İzmir ‘de molalar veriyorum; ne de olsa çocukluğumun şehri, baba ocağı orada; palmiyelerini, muz ve mimoza ağaçlarını; kumruları -hele onları- nereye gitsem özlüyorum. Bu molaların birinde; Ankara ‘dan bir mektup; Sâlim Şengil , çıkarageldiği ‘Seçilmiş Hikâyeler Dergisi ‘ni bırakmıştır; onun yerine, ‘Dost’ adında çok daha geniş kapsamlı bir edebiyat dergisi çıkarıyor; acaba, yazı göndermenin dışında, ona da katkıda bulunabilir miymişim? İşte dergiye gönderilen ‘genç istidatlar’ ın yazı ve şiirlerini incelemek, elemek, dergide onlara cevap vermek görevi, böylece bana düştü, bir hayli de sürdü: gerçekten çok yazı, şiir, hikâye gelirdi; üşenmez, birer birer hepsini dikkatle okur, dergide cevaplar vererek, onlara yardımcı olmaya çalışırdım. Bu cevapları kimin yazdığını kimse bilmiyordu, sanırım sadece Sâlim (Şengil) Nezihe (Meriç) ve ben!

Bir keresinde, tek ya da birkaç şiir değil; hayli zengin bir dosya göndermiş bir şair namzedi karşıma çıkmasın mı? Alışılmamış bir gamdan, alışılmamış bir mûsikisi vardı; yeteneği su götürmezdi, daha o zaman şiirlerinde hırçınlıklar gizliydi. İmzası E. Ayhan Çağlar! Sâlim Şengil ‘e bu genç kimse, şiirlerini hem yayımlamasını, hem de onunla özel olarak ilgilenmesini, rica etmiştim: sonraki yılların hırçın fakat güçlü şairi Ece Ayhan , işte oradan, Dost dergisinin sayfalarından yükseldi.)

Nezihe Meriç ve Tarık Dursun K.

(Tesbit/4 ”…Sâlim Şengil ‘in Türk Edebiyatı ‘na hizmeti, bu yönden de zengindir: En azından, iki ünlü ve değerli yazarımızın, Nezihe Meriç ve Tarık Dursun K ‘nın, tanınmasına, meydana çıkmasına, gelişmesine yardımcı olmuştur. Nezihe (Meriç) o yıllarda Kadıköy ‘de (İstanbul) oturuyordu; birkaç kere görüşmüşlüğümüz, hayli mektuplaştığımız olmuştur: Su gibi akan, duru ve etkileyici bir Türkçesi vardı; o dönemin kadın yazar kıtlığında, hepimize ilaç gibi gelmişti. Bir ara, -Salim Şengil ‘le evlendikten sonra- yazarlığı bırakmış gibi gözükse de, bunun sadece uzunca bir haftaym olduğuna daima inanmışımdır: Haksız mıydım?

Tarık Dursun (K) , bir yazarın, hele bir hikâye yazarının sahip olması gereken, o zorunlu yeteneğe, yâni arındırılmış, tertemiz bir Türkçeye sahipti; Seçilmiş Hikâyeler Dergisi ‘nin, ona tahsis edilmiş özel sayısını okuduğum zaman, -galiba İstanbul ‘daydım- Türk Edebiyatı ‘nın güçlü bir hikâyeci kazandığını düşünmüştüm. Yalnız hikâyeci mi? Tarık Dursun , sonraki yaşantısı ve çalışmalarıyla, daha başka birçok sahada (Sinema dahil) başarılı olabileceğini kanıtladı. Sinema dahil deyişim boşuna mı? Hayır, Yeşilçam ‘ın en hızlı döneminde, biz sinema meraklısı birkaç genç, o kadroya katılarak, sinemamızı içinde yalpaladığı yarı Arap yarı İtalyan melodram bataklığından kurtarabileceğimizi sanmıştık: Metin Erksan, Halit Refiğ, Tarık Dursun ve ben!

Bazı ta’vizler pahasına da olsa, Metin ‘le (Erksan) Halit (Refiğ) o dönem için muhtevaca zengin, şekilce üstün filmlere imza attı: Yanılmıyorsam, Tarık Dursun ‘un da, Kemal Film ile (Osman Seden) böyle bir deneyi olmuştu. Fakat o ve ben, yazdıklarımızdan mı nedir, Yeşilçam ‘ın ‘ağalarına’ bir türlü güven veremedik. Ne gam? Televizyon gelecek, er veya geç, ne olduğumuzu halka gösterebilecektik!..)

Öteki taraftan, bizi izliyor..

Sâlim Şengil ‘in meydana çıkardığı, uzun süre şiirlerini yayımladığı bir de şair vardır ki, yıllardır kayıplara karışmıştı: S. Aldanır ! Meraklısı, bazı dikkatli antolojilerde, adına ve şiirlerinden örneklere rastlıyordu; ama o nerelerde, meçhul! Son aylarda derginin birisinde, -bilmiyorum hangisinde ve ne sebeble-, bir şiirini görerek sevindim: İmge zenginliği, ifâde kolaylığı, konu özgünlüğüyle, -hele o dönemde- hiç de yabana atılabilecek bir şair değildi.

Evet, Sâlim Şengil gitti; ama hiç şüphem yok, öteki taraftan, geride bıraktıklarını izliyordur: Dikkatli ve verimli olmalıyız, aksi halde hakkını ödeyemeyiz!.

Cumhuriyet, 22.07.2005