“…´Hangi´ CHP?!..”

(…’Soğuk Savaş ‘ın, Türkiye açısından, karanlık dönemi: 12 Mart ile 12 Eylül arası!. Yayınevi’ndeki çalışmamızı bitirmiştik; İlhami (Soysal) ile ben, TunalıHilmi ‘ye (Ankara) çıkmış; akşam kalabalığı arasında; ‘Kuğulu Park ‘a yürüyoruz; sohbetimiz, içerde başlayıp da, bitiremediğimiz: ‘Ne olacak bu CHP ‘nin hâli?’ ; çünkü, Ecevit ‘in başlattığı ‘Demokratik Sol’ hareketiyle, İsmet Paşa ‘nın şekillendirdiği örgüt, uyuşamıyorlar.

Park’ın önünde durduk; üzerimizde, yapraklardan süzülen gurup kızıllığı; kulaklarımızda, asfalttan geçen lüks arabaların, vahşi vınlaması! Hiç unutmam, İlhami (Soysal) elimi sıkarken; insana daima itimad ve aydınlık düşünceler vaat eden tebessümüyle,

”-…Bu gidişle sen…” demişti-… ‘Hangi Sol?’ , ‘Hangi Batı?’ dan sonra; bir de ‘Hangi CHP?’ yazacaksın?”

Haksız mıydı?)

Sise boğulmuş, bulanık resimler…

”…Zümre, kapitalistlerin tasniatları mahsûlü ve emperyalistlerin müdâhale ve tahakküm vesilesi olan dış borçları ve ecnebi imtiyazları, masum halk hesabına en zalim külfet sayar. Umûmi kardeşliği kurmak isteyen Halk Zümresi, muhârebe ve mücâdeleyi, ancak tahakküm ve istilâlara engel olmak ve Emperyalizmi imha ve insanlar arasındaki fitneyi gidermek için meşrû görür; ve bu vazifeyi istisnasız her fert hakkında, gücünün yettiği kadar, hem mâlen hem bedenen mecbûri sayar…”

Halk Zümresi’nden Halk Fırkası’na…

…Bildiğimiz o ki, ‘Halk Zümresi’ nden Halk Fırkası’ na kadar, bir hayli zaman geçecektir; önceki örgütlenmelerden, Halk İştirakiyûn , mayasındaki ve terkibindeki İttihatçılık virüsü; Hakkı Behiç Bey ‘in, Komünist Fırkası ‘ysa, -kimbilir belki de- o sıralar, aynı zamanda İşgalci Yunanlı’yla flörtü olan Çerkezlik bulaşıklığı yüzünden, ne umulanı başarabilmiş, ne bekleneni verebilmişti. En önemlisi, Hâlide Edip Hanım ‘a atfedilen, o ‘tesbit’ ; Mustafa Kemal Paşa , bir zaman Sosyalizm üzerinde tetebbuatta bulunduktan sonra, bir akşam sofrasında dava arkadaşlarına sonucu açıklamıştır:

”…Sosyalizm, amele sınıfının fikriyâtıdır; memleketimizde sanayi yok ki, amele olsun, binaenaleyh Sosyalizmi icâbettiği gibi tahakkuk ettiremeyiz…”

Peki ne yapabilirdik? O, yine solda kalıp, soldan hareket ederek, Halk Fırkası formülüne gelmiştir ama, o formül, acaba ondan sonra uygulandığını gördüğümüz ve yaşadığımız mıdır?

Doğrusu aranırsa, Gâzi ‘nin Halk Fırkası ‘nı, onun ‘fikriyâtını’ ; bunu halkın arasında nasıl oluşturup örgütlendiğini, ilhâmını nerelerden aldığını, bize neslimize kimse öğretmedi; Gâzi Cumhuriyeti ‘nin ‘hızlı’ Kemalistleri’ne ait kitaplar, yakın zamanlara kadar güneş yüzü görmüyordu; tamamiyle, ortalıktan kayıp! Mustafa Necati ‘yi, Mahmut Esat ‘ı; hatta Rûşen Eşref, Yakup Kadri ve Fâlih Rıfkı ‘yı; (bilhassa ‘Kadro’ yu ve ‘Kadrocuları’ ı doğru dürüst ele alıp, anlatanı ara ki bulasın! ; CHP ‘nin kuruluşu, sise boğulmuş; Cumhuriyet ‘in ilk yılları, bulanık fotoğraflar; birbirini tutmayan, bir sürü rivayet!.

Merak dürtüsüyle, ilk TBMM ‘ye eğilen kim olursa olsun, orada kurulan ilk iki ‘siyasi fırka’ nın, ikisinin de Komünist olduğunu; işin daha da tuhafı, birisinin kurulmasına bizzat Mustafa Kemal ‘in imkân sağladığını öğreniyor; aynı Meclis ‘te ortaya çıkmış, bir manada geleceğin Halk Fırkası ‘nı haber veren ‘Halk Zümresi ‘ni, bizim kuşak bile, neden sonra duyabilmiş, hakkında zar zor bilgi edinebilmiş!… Hâlâ o dönemi, o insanları bilmeyenimiz, ne kadar çoktur? Acaba neden? Yoksa şöyle sapına kadar ‘ulusalcı’ , sapına kadar ‘tam bağımsızlıkçı’ bir gerekçeyle, ortaya çıktıkları için mi?

Toplumculuğu, bireyciliğe egemen kılmak!

”…Memlekette kayıtsız şartsız halkı hâkim kılmak üzere, ‘Halk Zümresi’ teşekkül etmiştir. Asrın icâbına ve halkın ihtiyâcına göre, gereken yenilikleri ve tesisleri temin etmek, zümrenin gâyesidir. Zümre, İslâmiyet’in kutsal esaslarına dayanarak Asr-ı Saadet’teki müşterek samimiyeti geri getirmeye ve Batı’dan gelen ahlâk bozukluklarını, tahakküm ve ihtirasları tahrip ve imhâya çalışmakla, Hak yolunu Allah yolu bilir…”

”…Zümre’nin esas mesleği, halkın umûmi refâha eşit olarak ulaşması ve hâdim olmak hakkını kazanmasına hizmet ve delâlettir. Zümre’nin nazarında, beden ve fikir emeğinin karşılığı olarak yaşayan; rençber, amele, hırfet ve sanat erbâbı, müderris, muâllim, memur, hademe gibi faaliyet ve mesâi unsurları, insanlığın gerçek hizmetkârlarıdır. Terbiyede ve istikbâle ait hazırlıklarda, umûmi toplumculuk ve kardeşliği; egoist bireyciliğe egemen kılmak, Zümre’nin en belli başlı umdelerinden birisidir…”

Cumhuriyet, 11.02.2005