“…Hem Öfke, Hem Kahır, Hem Utanç!..”

(Bakın, söylemedi demeyin, bu söyleşi -daha kolay, daha açık anlaşılmak için- ’hileli’ tasarlandı, öyle başlıyor; maksad hâsıl olunca, eminim mâzûr görülecektir.)

’Kemalist’ Cumhuriyet, nerede?

Genç bir aydın, ’dünyanın kaç köşe olduğunu’ , artık iyi kötü öğrendiği için; ülkemizin edebiyat ve sanat -genellikle ’kültür’ – düzeyinde, hiç de iyi gitmediğini düşünüyordu; o gece, izlenimlerini yazmak istedi: neler dedi, öğrenmek istemez misiniz?

’’…Kültürümüz (Batı’dan gelen) yeni etkiler altında kaldığı zaman, kendinin asâlet ve şahsiyetini hakkıyla koruyamadı. Aydınların kültüründe, en önemli yeri tutan mimarlık ve edebiyat, Avrupa modellerini tutsakçasına taklide kapıldı. Mimarlık, I. Süleyman ve IV. Murat döneminin, soylu örneklerini unuttu; Fransız ’empire’, İtalyan ’rönesans’ ve klasik Yunan tarzının kötü taklitlerini yaptı; bazen de bunlara bir Doğu çeşnisi karıştırmak arzusuyla, daha kötü sentezler meydana getirdi. Osmanlı padişahlarının oturdukları Topkapı Sarayı’na, yüzyılların verdiği görüntünün kıymeti bilinmeyerek, o bütünün ahengini bozan Mecidiye Kasrı gibi, zevksiz binalar yapıldı…’’

’’…Edebiyat’a gelince, her kavmin edebiyat hazinesi olan halk eserlerine, öteden beri kıymet vermeyi bilmeyen edebiyatımız, Acem taklitçiliğinden Avrupa taklitçiliğine geçti; gerçi bu biçim değiştirmede, Türk Edebiyatının dili bir derece sadeleştirilmişse de, yapaylıktan bir türlü kurtulamamıştır. Katışık bir Doğu Müziği olan müziğimiz, Batı’dan görece daha az etkilenmiştir, fakat onun yanında İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde, gece kulüpleri ve pavyonlar vasıtasıyla, Batı’nın, özellikle Fransa ve İtalya’nın hafif ve adi müziği de bir yer almaya başladı. Genellikle Batı’nın sanat eserleri, köklerinin araştırılması yoluyla, ciddi bir şekilde incelenmediğinden, ülkemizde yaratılanlar, çoğunlukla mevcut örneklerin basit bir taklidinden ibaret kalıyordu…’’

Ne buyurdunuz? Doğru söylüyor değil mi? Öyleyse hileyi açıklayalım: bu ’tesbit’, günümüzün genç bir aydınının, çağdaş sanatımız hakkındaki değerlendirmesi değildir; bu Kemalizm ’in, Tanzimat sonrası Osmanlı sanatı ve edebiyatı hakkındaki değerlendirmesidir; ve Gâzi ’nin, Liseler için hazırlattığı Tarih kitaplarının, üçüncüsünde yer almıştır. (s. 250/251); yâni değerlendirme, adeta günümüzdeki durumu anlattığından; demek ki ’Kemalist’ Cumhuriyet; son elli sene içinde dönmüş dolaşmış; yeniden, Tanzimat Osmanlı ’sının bulunduğu, kötü mevkie düşürülmüştür.

Vah bize!

…çünkü tarih affetmez!..

Gâzi, bilindiği gibi, ’çağdaş’ bir terkip ( synthese ) istiyordu; çağdaş ama, ’ulusal’ bir bileşim! Tarih kitabı geçmişi değerlendirirken, soruna bu açıdan bakıyor; Tanzimatçılar’ın baktığı, ’onlara nasıl benzeriz’ açısından değil; nasıl mı, bakın nasıl:

’’…yabancı memleketlerin fabrika mamûllerinden olan malları daha çok revaç bularak, millet servetinin daha fazla dışarıya çıkmasına sebeb oldu; mesken inşâ ve döşemesinde, giyinmekte, yemekte ve özellikle içmekte ’alafrangalık’, yabancı malzemesinin, yabancı mobilyaların, yabancı kumaşlarının, yabancı şarap ve şampanyalarının bütünüyle ithâline; ’alafranga’ zevk ve sefa ise, Frenkler tarafından Beyoğlu ve Galata gibi Hıristiyan ve yabancıların çok bulunduğu semtlerde; lokanta, otel, baloz, kafeşantan benzeri eğlence yerlerinin açılmasına ve buralarda para isrâfına yol açtı. Saray ve konakların zevk ve sefâsında, ’alafranga’ çeşni arttı; bu da zaten müsrif olan Osmanlı padişah, paşa ve beylerinin, daha fazla isrâfına sebeb oldu. Eğlence yerlerinin sâhip ve oyuncuları da, çoğunlukla yabancılar olduğundan, millî servetin dışarıya akmasına bir yol daha açılmış oldu…’’

’’…Abdülmecit Devri’nde sarayın isrâf ve sefâhati son dereceyi bulmuştu. Yabancılardan kolaylıkla alınan borçların bir kısmı, devletin ciddi ihtiyaçlarına değil, padişahın saraylar ve köşkler inşâsına, düğün ve eğlenceler yapmasına sarfediliyordu. Bu borçların fâizlerini ödemek gerektiğinden, devletin malî durumu gittikçe sıkışıyordu. Osmanlı toplumunda yüksek tabakanın israfları, büyük memurların yalnız maaşlarıyla geçinmelerini imkânsız kılıyordu; bu açıdan, hat ve fermanlarda şiddetle yasaklanması emredilen rüşvet ve yiyicilik, giderilmek şöyle dursun, azaltılamıyordu bile; idârede, adliyede yiyicilik, rüşvet ve başka sûistimâller, Tanzimat’ın bütün vaatlerine rağmen, eskisi gibi devam edip gidiyordu…’’ (a.g.e.s. 250/251)

…vebâli, elbette büyük!

Okurken, neler hissettiniz? Hem öfke, hem kahır, hem utanç! ’Kemalist’ Cumhuriyet ’in, zamanında şiddetle eleştirerek yerdiği, Tanzimat ’ın ’taklitçi’ ve müsrif, komprador ’alafrangalığı’, günümüzde yaşadığımız ’Batıcılık’ tan, santim farketmiyor; başka bir deyişle, Gâzi sonrasında, devleti kim yönetirse yönetsin, Anadolu İhtilâl ve İnkılâbı ’nın ideallerine aykırı davranmış; Tanzimat ’la Osmanlı ’nın içine düştüğü ’taklit alafrangalık’ tuzağına düşerek, ülkeyi yeniden aynı ’çıkmaza’ sokmuştur.

Bunun vebâli ve sorumluluğu, elbette büyük; ama halk uyanmıştır, biliyor ki, ’Kemalist’ Cumhuriyet, bunun hesabını ergeç soracaktır, çünkü Tarih affetmez!

Cumhuriyet, 07.01.2004