“…´İç Muhâlefet´, ´Millî´miydi?!..”

…meraklısı elbette hatırlayacaktır, Leopar’da (‘Il Gatttapardo’, 1958). Palma Dükü Giuseppe Toması di Lampedusa, ne demişti: ” Bazı şeylerin değişmemesi için, bazı şeylerin değişmesi zorunludur ; ya da, buna benzer bir şey! ‘İstiklâl Harbi’ ni müteâkip, Ankara ‘daki belirli ‘muhitler’ de hâkim olan ”mantalite” apaçık buydu; zaten, Kadrocular ‘ın – Gâzi ‘nin de özendirmesiyle- karşı çıktığı da, bu; çünkü onlar, ‘tam bağımsız’, ‘özgür’ ve ‘ilerici’ bir Türkiye Cumhuriyeti istiyorlar!

Cumhuriyet ‘in ilânı, Halifeliğin lağvı ve Halife’nin yurtdışına çıkarılması; tam da Musul, Kerkük ve Süleymaniye ‘meselesi’ nin çözümlenmesi için, Haliç Konferansı ‘nın toplandığı tarihe rastlıyordu; Halk Fırkası ‘na mukabil ve karşıt, yeni bir fırka’nın örgütlenme hazırlıkları hızlandırılmıştı: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası! (buraya dikkat!) Aslında bu, ‘Komprador Alafrangası Osmanlılığın’ devamı; böylece, kalıcılığı meydana çıkan Bolşevik Rusya’ya karşı, Akdeniz’e bir Türk seddinin oluşturulması anlamını taşıyordu ki, Londra’da ‘Majesteleri’nin Hariciye Nezareti’nde tasarlandığında hiç kuşku yoktu!

Peki, Ankara ‘da hiç mi teşebbüs olmamıştı?

‘…bir mülâkat hatırlarım!..’

İsmet Paşa, Hatıraları’ nda -âdeti üzere- bunu, yine çok üstü kapalı; hayli dolaylı yollardan; fakat dürüstçe anlatmıştır:

”…Fevzi Paşa ile, bugünlerde, bir mülâkat hatırlarım: ikimiz, baş başa konuşuyoruz. Fevzi Paşa bana, ‘bundan sonra yapılacak ıslahat ve icraat için; Atatürk’ün, eski arkadaşları ile, ileri gelen arkadaşlarla görüşüp; yapılacak işleri beraber kararlaştırmayı, usul ittihat etmesini’ teklif etti. Kendi aralarında görüşmüşler; Fevzi Paşa vasıtasıyla bana teklif ediyorlar; ben de ‘evet’ dersem, Fevzi Paşa gidip Atatürk’e bu kararı söyleyecek; ve bundan sonraki çalışmaların böyle yürütülmesini teklif edecek. İşte bütün ihtilâflar bundan çıkıyor. Şikâyet eden arkadaşlar, herkes, yarın ne yapılacağını bilmiyoruz; emrivâki karşısında bulunuyoruz. Düşünce bu; bunun ilerisi nereye varacak, onun endişesi içindeler; bunları bir esasa, bir beraber çalışma arzusuna bağlayalım arzusundalar…”

”…Fevzi Paşa vaziyeti anlattı, ‘sen bu fikirde mutâbık olursan, ben hepimiz namına Atatürk ile konuşurum’ dedi. Fevzi Paşa’ya şunları söyledim: ‘devletin resmi müesseseleri, devlet işlerinin, tertiplerin konuşulacak, müzakere edilecek ve mutabık olunacak zamanları ve vazifeleri tayin edilmiştir. Benim bütün hayatımda inandığım usul budur. Bunun için bir iç müessese ile devlet reisini kordon altına almanın doğru olmadığı mütalaasındayım. Ve kendisi ile böyle bir konuşma yapılmasına benim muvafakatım yoktur. Böyle bir teşebbüste benim beraberliğimi istihsal etmek şöyle dursun, böyle bir teşebbüsü ben doğru bulmam.’ Kendisine bu cevabı verdim. O tabii olarak, ‘Demek, istemiyorsun?’ dedi. ‘Hayır’ dedim. Mesele böyle kaldı…” (Hatıralar, s. 172)

‘Mesele’ elbette ‘böyle’ kalmadı: Bu ‘içerden’ bir ‘muhalefet’ teşebbüsü idi; çoğunluk onlarda ya, bu türden toplantılardaki iç baskılarla, İnkılâb ‘ın tutturduğu radikal istikamette gelişmesine engel olacaklar; İsmet Paşa ‘nın, yerinde ve demokratik muhalefetiyle, iş suya düşünce; tek çare olarak kalan, ‘dış muhalefet’ yoluna başvuracaklardır: Birbirini izleyen tarihlerde, Karabekir Kâzım Paşa, Ali Fuat Paşa, Refet Paşa kumandanlıklardan istifa derler; Rauf Bey, Halk Fırkası ‘ndan ayrılır; sonunda bir araya gelip, Mustafa Kemal Paşa ‘nın ’emrivakilerini önlemek için’, Terakkiperver Fırka ‘yı kuracaklar.

Hem de tam ne zaman? İngiltere ‘nin, Musul Meselesi ‘ni büyüttüğü; Ankara ‘ya, reddedilen malûm ve mahût ‘ültimatomu’ verip; üstelik, Hakkâri ‘yi de talep ettiği; dahası, Şeyh Sait ve tayfasının, ‘Şeriat İsterük!’ çığlıklarıyla, Cumhuriyet ‘in üzerine saldırdığı sıralar!…

Onu da görmek lâzım!…

İ smet Paşa ‘nın, Başvekil ve Halk Fırkası Genel Başkanvekili olarak, ‘koyduğu’ dürüst ve demokratik tavır; Paşa ‘nın ruhundaki demokratlıktan, meşrûiyet itiyâdından, Mustafa Kemal Paşa ‘ya mutlak inancından mı ileri geliyordu; yoksa aslında öyle düşünmüyordu da; daha önce açıkladığı gibi, ‘o şartlar altında, böyle olmasının doğru olacağına’ aklı mı yatmıştı… Bu ilginç ve kafa karıştırıcı sorunun, tam ve net cevabı; ancak yıllar sonra, Paşa, Kâtib-i Umûmi Recep Bey ‘le (Peker) beraber, ‘Fırka’ nın nizamnâme ve programını değiştirmeye kalkıştığı zaman anlaşılacaktır.

Ona da bir göz atmak lâzım, lâzım ama, siz hiç o sırada kurulan Terakkiperver Fırka ‘nın -özellikle ekonomik- programı ile; meselâ Londra ‘daki uluslararası iş çevrelerinin, Türkiye hakkındaki görüşlerinin, ne kadar birbirine benzediğine dikkat ettiniz mi? Mübarek, sanki günümüzdeki ‘liberal’ (küresel) hükümetlerimizle; IMF ya da Dünya Bankası ‘nın, bu hükümetlere ‘tavsiyeleri’ !…

Tabii, onu da görmek lâzım!

Cumhuriyet, 18.02.2005