“…´İhtilâl İmâlatçı´sının ´Ticaret´ Yolları!..”

…insan düşünmeden edemiyor: Fransız İhtilâl-i Kebir ‘inin uluları, sözün gelişi St-Juste, Marat ya da Robespierre ; tıpkı onlarınki gibi, adı ‘ihtilal’ amacı ‘demokrasi’ olan bu soytarılıkları işitselerdi, acaba ne derlerdi? İsterseniz daha yakınlara gelelim; 1917 Sovyet İhtilâli ‘nin en önemli liderleri Vladimir İlyiç Lenin, Trotstky, Zinovyef, Bukharin, Sultan Galiyef, Radek ve diğerleri; ‘Mazlumlar Dünyası’ na, aydınlık bir yol açabilmek için; ne sürgünlere gitmiş, nasıl kurşuna dizilmiş; insanlığın kurtuluş tarihinde, böylece birer âbide olmuşlardır.

Sigarayı ekmeğe katık etmek…

(Çağrışım/4. ”…yoksa yazmış mıydım? İzmir Mapushânesi’nde, Ömer ‘Yoldaş’ (Karaman) II. Ferâne’nin ‘meydancısı’ idi; yâni bir çeşit ‘gelberi’, onun bunun işine koşup, geçinebilecek kadar para kazanıyor. (1941 Şubatı) Yanılıyorsam, doğrusunu bilen açıklasın, KUTV’de eğitim görmüş, o ‘Profesyonel Devrimciler’den biriydi; 30’lu yıllarda Stalin, bunlara verilen her türlü ‘harcırah’ı kestiğinden, Nazilli’deki fabrikada ustabaşılık yapıyor, ek olarak kasabanın bando şefliğiyle geçiniyordu. Bize -bana ve Cemşid’e- ‘Enternasyonal Marşı’nı, gizlice öğreten odur.

Ciddi bir yokluk içinde kıvranıyordu. Hiç unutmam o akşamüzeri onu, Ferâne’nin bir kuytusunda, ekmek yiyip sigara içerken bulmuştum, buna anlam veremedim. O işi şakaya döktü. Nasreddin Hoca’nın ünlü fıkrasına telmihen dedi ki: ”-… ekmeğe cıgarayı katık etmeyi, ben icat ettim ama, ben de beğenmedim…”

”Aslında o gün katık alacak parası yoktu…”

‘İhtilâl imalâtçılığı danışma bürosu…’

Hani demiştim ya, ‘Washington Demokrasiyi Kullanıyor’ diye, aslında az bile söylemişim; herifçioğulları işi alenen ticarete dökmüş; o kadar ki kullandıkları adamlar, ‘İhtilâl İmalâtçılığı Danışma Bürosu’, ya da ‘- her türlü plan ve program eğiti

mi veren- ‘ İhtilâl İmâlat Ofisi’ açıyorlar. Bunlardan birisinin Vincent Javert ‘e ettiği gevezelikleri okurken, aklımdan ister istemez bunlar geçiyordu. Allahaşkına, adamın şu dediklerine bakar mısınız?..

(Tespit/6 ”…Srdja Popoviç, Belgrad’ın göbeğindeki, sahip olduğu Movie Bar’da, ‘reçetenin’ püf noktasını şöyle açıklıyor: ‘…Lenin’in dediği gibi, bir ihtilâlin başarıya kavuşması için, üç şey gereklidir. Örgütlenme, örgütlenme, yine örgütlenme!, buna ben bir şey daha ilâve edeceğim (buraya dikkat!) bir ihtilâli başarıya kavuşturabilmek için, üç şey lâzımdır: gençler, gençler, yine gençler! Neden mi? Çünkü onlar heyecanlı ve cesur olurlar; iktidarların onların üzerinde kontrolü zayıftır; zira bu gençlerin, ne bakmak zorunda olduğu bir aileleri, ne de kaybedecek bir işleri vardır…’

”…işe daha da çok yarayan, hınzırca başka bir sebep daha zikrediyor:

‘…ne zaman ki herhangi bir rejim, silâhsız gençleri kendine hedef edinir, onları vurur ya da hapse atar; karşısında bir anda onların babalarını, büyük babalarını, amcalarını dayılarını, teyze ya da halalarını bulur; kısacası yalnız şunu bunu değil, herkesi karşısına almış olur; bizim de istediğimiz budur, amacımız bunu sağlamaktır…’

Korkunç bir örnek!

‘Movie Bar’daki konuşmasına, Srdja Popoviç, korkunç bir örnek vererek devam ediyor; hem de sırıta sırıta:

‘…size küçük bir hile öğreteyim, ister misiniz? Sert geçeceğe benzer bir gösteride, en öne genç kızları koyunuz, hepsine beyazlar giydiriniz; sonra polisin saldırısını bekleyiniz; sonuç ‘garanti’dir; birkaç darbeden sonra mutlaka biraz -ya da maalesef bir hayli- kan akacaktır; yâni beyaz elbiselerde, kıpkızıl lekeler belirecektir. Elbette bu, fotoğrafçılara mükemmel fotoğraflar çekmek imkânını sağlayacak, çektikleri resimler, dünyanın dört köşesinde yayımlanacaktır. Arzu edilmeyen bir rejimi düşürmek için, bundan âlâsı olamaz!..”

”…Popoviç, İhtilâl İmâlâtı’nın başarılı sonuç vermesi için, sanki bilgisayar mantığı gibi, sağlam bir mantık geliştirmiş: ‘ihtilal’in bir senaryoya göre gerçekleştirildiğini belirttikten sonra, demiş ki:

‘…seçimlerden aylarca önce, yeterince heyecanlı ve ateşli gençlerden oluşmuş, bir grup oluşturmak gerekiyor. Onlar ‘ihtilâl’in saldırı mızrakları olacaklardır; bir bakıma, ‘ihtilâl’in araçları, tabii bu gruba bir de isim bulmak lâzım. Ama nasıl?’..’

Çok münâsebetsiz bir sual!..

Pazara mal üretir gibi üretilen bu ‘ihtilâlin’ bundan sonraki safhasını, Popoviç ‘in rakibi ve başka bir İhtilâl Danışma Bürosu kurmuş olan; Otpor ‘un üç büyük liderinden birisi Aleksandar Mariç ‘den dinleyelim, ihtilâl’e bir isim, bir slogan bulmak bahsinde, uzmanmış o; üstelik isim filân da demiyor, düpedüz ‘marka’ diyor, tıpkı ticârette bir mal pazarlayıcısı gibi..

Hay Allah, yoksa halkımız da, hele gençlerimiz de; son yarım yüzyılda, bilerek bilmeyerek, benzer senaryolarda ‘rol’ mü almışlardı?

Evet haklısınız, çok münâsebetsiz bir sual!

Cumhuriyet, 29.06.2005