“…İikinci Bir ´Soguk Savasş´ Basladı mı?!..”

(Çağrışım / 10. ”…acaba hatırlayan çıkacak mı? 70’li yıllar, Bilgi Yayınevi ‘nde danışmanım; Salvador Allende , ülkesi halkının oyları ile iktidara gelmiş, bu yiğit solcu lider; ABD ‘nin tertip ve telkinleriyle bir darbe düzenlenerek alaşağı edilmiş; Allende , Başkanlık Sarayı’nı terk etmemiş, elinde tabancası, vuruşarak ölmüştü. İşin gerçek mahiyetini, kamuoyuna anlatmak amacıyla, Yayınevi’ne Armando Uribe ‘nin yazdığı, tepeden tırnağa belge, kitabın çevrilmesini önerdim; çevrilip yayımlanan bu eser, bazı ‘şaşkın’ aydınlarımızın yeni yeni anlar gibi olduğu, bazı önemli gerçekleri, patır patır anlatıyordu: (Bkz. ”Şili’de Amerikan Darbesi”, Bilgi Yayınevi.)

Çağrışımın sebebi ne? Vincent Javert , ne demiş; şu anda Asya ‘daki bazı despotlara karşı, ‘ihtilal imalatçıları’ harekete geçeceklermiş ama, o despotlar buna şiddet kullanarak karşı koyuyorlarmış! Gel de, o yıllardaki made in USA markalı bir dizi ‘darbe’ yi hatırlama!

Aradaki fark şuydu ki, o dönemde Washington ve gizli servisleri, şimdiki gibi eyyamcı ‘çiçek çocukları’ nı değil; göz diktiği ülkelerin, düpedüz ordularını kullanıyordu. Başka birçok ülkede olduğu gibi, Şili ‘de, harekete geçen Silahlı Kuvvetler’in; bilhassa, Donanma ve Hava Kuvvetleri’nin nasıl ABD denetiminde olduğunu, Armando Uribe eserinde açıklamıştır. Ama asıl altını çizeceğim başka bir şey! Asya ‘da ulusal topraklarını ‘Küresel Emperyalizm’ e karşı korumaya çalışan ‘despotlar’ , acaba ‘Sistem’ in darbeyi müteakip Şili ‘ye münasip gördüğü ‘Başkanı’ hatırlatıyor mu? Bilindiği gibi bu zat General Pinochet adında bir subaydı ki, halkın seçtiği Allende ‘ye karşı, elinde silahla iktidar olmuş, ‘despot’ un tekiydi.

Kıssadan hisse, Uluslararası Emperyalizm için, ülkenin başına despotun en zalimi geçse bile, hiç fark etmez; o ‘demokrat’ sayılır; buna mukabil, ‘Küreselleşme’ -aslında ‘Küreselleştirme’ – numarasına ‘yatmayı’ benimsemeyen liderler, ‘despot’ diye alaşağı edilir. Vincent Javert ‘in o kadar doğruyu açıkladıktan sonra, bu yanlışa düşmesi garip!..

Yoksa hepsi Müslüman ve Türk de ondan mı?)

İhtiyar Ayı’ya ihtilâl öğretmek!

(Tesbit / 16. ”…önce bir soru yönelterek başlayayım: 2004 yılı sona ererken ünlü Fondation Freedom House ‘ın, Putin ‘in Rusya ‘sını, ‘özgür olmayan’ ülkeler sınıfına koyduğunu biliyor muydunuz? Hangi gazetemiz yazdı, hangi televizyonumuz söyledi ki, bilebilesiniz. Oysa Vincent Javert ‘in verdiği bilgiye göre, keyfiyet budur:

‘…tabii sonra Vladimir Putin geliyor: Fondation Freedom House, 2004 senesi nihayetinde, Rusya’yı özgür olmayan ülkeler sınıfına koymuştu; böyle bir olay, Sovyetler Birliği’nin yıkılışından bu yana, ilk defa vaki oluyordu. Yeni icat ‘Che’lerin, Rus liderinin kafasını, av tablolarına ilave etmek arzusu, en büyük hayalleridir. İçlerinde bunu, amaçların en önemlisi, en doğrusu diye kıymetlendiren de yok değil. Hatta bazıları, yeni yeni palazlanmaya başlamış ‘devrimci’ grupları eğitiyorlar. Kırım’da, hatta Rusya’nın göbeğinde, bu yaz için seminerler düzenlenmesi öngörülüyor…’

‘…gel gör ki, Kremlin’in bugünkü efendisini alaşağı etmek, sanıldığı kadar kolay bir iş değil; zira Putin’in gizli servislerini ve de Silahlı Kuvvetleri’nin önemli bir kısmını denetiminde tuttuğu biliniyor. Özbekistan’da Kerimof’un gösterdiği kanlı tepkiyi, açıkça destekledi; böylelikle, Rusya’da da böyle bir kalkışma olursa, lüzumu halinde kalabalığın üzerine ateş açabileceğini hissettirdi. Ayrıca, Rusya’nın Başkanı ‘imalatçı takımı’nın faaliyetlerini baltalamak amacıyla iki çareye başvuruyor. Bir kere, kendine ait bir Gençlik Hareketi yaratmak yoluna gitmektedir; öyle bir hareket ki bu, adı bile adeta OTPOR’un, KMARA’nın ve benzerlerinin bir kopyası; iki heceli bir kelime: HASHİ, yâni ‘Bizimkiler’i; hatta tişörtler, tebaesemler bile aynı; değişen sadece söyledikleridir ki, bunlar hem sert hem de ulusalcı…’

”…hepsi bu kadarla kalsa, iyi: FSB (eski KGB) de boş durmuyor; ortalığı iyice karıştırmak amacıyla kimisini kullanıyor, kimisine haberler uçuruyor, bazı muhalif grupların içine sızıyor; bunlar yetmezmiş gibi, (sahte, yani onun denetiminde) muhalif gruplar yaratıyor. ‘İhtilal İmalatçıları’nın, Moskova’da işleri zor; işin içindeki pişmiş, ihtiyar ayıya, İhtilal’in nasıl yapılacağını öğretmeye kalkışmak kolay değil!..’ (Le Nouvel Observateur, 1 Haziran 2005, s. 18)

Ne alâkası mı var?..

(Tesbit / 17. ”…çok teknik, hatta sıradan hissi veren bir haber; o kadar ki, gazetelerimizin birçoğu hiç iltifat etmedi, kimisi birkaç satırla geçiştirdi; bakar mısınız söz konusu olan nedir:

‘…AB referandumu sonrasında, İngiltere ile bütçe krizi derken; iç ve dış siyasette zor günler yaşayan Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, 10 milyar Euro’luk nükleer füzyon reaktörü çekişmesinden, alnının akıyla çıktı. Geleceğin temiz ve ucuz enerjisini üretmesi planlanan nükleer füzyon reaktörü Cadarache’da inşa edilecek…’ ” (Hürriyet, 29 Haziran 2005, s. 15)

Bunun ‘Sistem’ le ne alakası var diyeceksiniz? Yalnız ‘Sistem’ le değil, daha fazlasıyla var: Proje altılı bir uluslararası konsorsiyum tarafından destekleniyor; bu altı ülke Rusya, Çin, ABD, AB ve Güney Kore! Ne kadar ilginç değil mi? Nükleer Füzyon Reaktörü’nün Fransa ‘da inşa edilmesi kararında, acaba kim kimi desteklemiş? Çin, Rusya ve AB Fransa ‘yı desteklerken; ABD ve Güney Kore, Japonya ‘yı desteklemiş!

Sadece bir soru soracağım: Fransız halkının, AB Anayasası ‘nı reddeden referandumdan sonra, Çin ve Rusya (yani Avrasya ) tarafından desteklenmiş olması, aklınıza bir şeyler getiriyor mu, getirmiyor mu? Getirmiyorsa, ne gam! Siz rahatınıza bakın!

İsterse yeryüzünde, ikinci bir ‘soğuk savaş’ başlamış olsun!

Cumhuriyet, 15.07.2005