“…İkisi de, ´Ortodoks´ Ama!..”

Tesbit/2. Samuel Huntington, asıl adı ‘Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması’ da olan, ‘Medeniyetler Çatışması’ adlı eserinde, bu çatışmayı, adeta kesin ve kaçınılmaz olarak işliyor; diyor ki meselâ:

”… Clinton da dahil olmak üzere, bazı Batılılar, Batı’nın İslamla hiçbir sorunu olmadığını, ama yalnızca aşırı İslamcılarla sorunu olduğunu öne sürmektedir. 1400 yıllık tarih ise, aksini kanıtlıyor. (…) Liberal Demokrasi ve Marksizm/Leninizm arasındaki XX. yy. çatışması; İslam ve Hıristiyanlık arasında, derinden derine çatışma eğilimi olarak süren, ilişkiye kıyasla; sadece kısa ömürlü, yüzeysel bir tarihsel olgudur…” (a.g.e. s. 308)

”… Batı (Hıristiyanlık) için temel sorun, İslamcı köktendincilik değildir, sorun bizzat İslamdır; başka bir deyişle, halkı kültürünün üstünlüğüne inanmış ve gücünün azlığını takıntı haline getirmiş, farklı bir medeniyettir. İslamın sorunu ise, CIA veya ABD Savunma Bakanlığı değil, ama Batı’dır; halkı, kültürünün evrenselliğine inanmış; ve azalmakta olsa bile, gücünün, kendine bu kültürü dünyaya yayma yükümlülüğünü dayattığına inanmış, farklı bir medeniyettir. Bunlar, İslam ile Batı (Hıristiyanlık) arasındaki çatışmayı körükleyen, temel bileşenlerdir…” (a.g.e. s. 322)

Fakat Huntington, daha kitabının adında ‘meseleyi’ , ‘dünya düzeninin yeniden kurulması’ (yani ‘Hıristiyanlaştırılması’) için ‘medeniyetlerin çatışması’ şeklinde koyanların; kendileri, yani Batılılar olduğunu unutmuş görünüyor. Tabii, Hıristiyanlığın ‘kendi kültürünü dünyaya yayma yükümlülüğünü onlara dayattığını’, adeta itiraf ettiğini de!)

Clinton çok mu farklıydı?

(Açık İstihbarat/4 ‘… 24 Şubat’ ta (1994) ABD Başkanı Clinton, Başbakan Tansu Çiller ‘e bir mektup gönderdi. Clinton, ‘Patrikhane’nin uluslararası statüye kavuşması için, Türkiye’nin yardımcı olmasını’ istedi. Clinton mektubunda şöyle dedi:

”… Yunanistan’la olan ilişkilerinizdeki en son gerilimi azaltmak üzere, hükümetiniz tarafından bazı sembolik adımlar atılabilir. Bu sembolik adımlardan bir tanesi, İstanbul’daki Rum Ortodoks Patrikhanesi olabilir ve bu kurumun işlerlik kazanması konusunda, mevcut olan bazı zor koşulları kolaylaştırmanın yollarını, göz önünde bulunduracağınızı ümit ediyorum…”

”… Clinton, 1994 Nisan ayında Yunanistan’a yaptığı ziyarette ise, isteğini kamuoyuna açıkladı. 22 Nisan’da dönemin Yunanistan Başbakanı olan Papandreu ‘yla birlikte düzenlediği basın toplantısında, Fener Patrikhanesi’ne değindi: ”… Patrikhane’nin statüsünün tarihi misyonuna uygun biçimde yeniden düzenlenmesi tavsiyesi’nde bulundu. Türkiye’ye yaptığı tavsiyenin tutulacağından ümitli olduğunu açıkladı…” (a.g.e. s. 142) Okuduğunuz, Uğur Yıldırım ‘ın konuyu didikleyen ‘Dünden Bugüne Patrikhane’ den (Kaynak Yayınları) aktardığım satırlar, Huntington ‘ın İslamiyete karşı ‘çekimser’ bulduğu Clinton’ın da ‘kendi (Hıristiyan) kültürünü dünyaya yayma yükümlülüğünü’ pekâlâ ‘yerine getirme’ peşinde olduğunu kanıtlamıyor mu?)

’33 yıl sonra ithal öğrenci’ neden?

(Açık İstihbarat/5 ”… bu teşebbüsün nasıl başarıya ulaştırıldığının bir kanıtı da, şüphesiz daha önce başlığını gördüğümüz haberin, içerdiği gerçek: ”33 yıl sonra ithal öğrenci!”)

”…papazlar ve rahipler, 33 yıldır kapalı olan okulun ne zaman açılacağını soran Yunanlı turistlere, ‘En kısa zamanda açılması için dua ediyoruz’ yanıtını veriyor. Son gelişmelerden oldukça umutlu olduklarını söyleyen papaz ve rahipler, ‘Okul 2004’e yetişmeyebilir. Öğrencileri yurtdışından getirtmeyi düşünüyoruz, çünkü Türkiye’de okula öğrenci bulabileceğimizi hiç sanmıyoruz. İstanbul’da yaşayan Rum Cemaati topu topu 1500 kişi, onların da çoğu yaşlı dediler…”

”…okulda hızlı tempoyla hazırlıklar yapılıyor. Sınıflar, odalar, yatakhaneler, yemekhane bakımdan geçirilmiş. Müdür odası hazırlanmış. 60 bin kitabın bulunduğu kütüphaneyi, bilgisayar sistemine geçirmek için Atina Üniversitesi ile işbirliği başlatıldı. Okul yetkilileri: ‘… burada 100 öğrenciye hizmet verebiliriz ama, ilk aşamada 25 öğrenciyle işe başlayabiliriz; YÖK’e değil, Milli Eğitim’e bağlanabiliriz’ dediler. Okul açılırsa müdürlüğe gelecek olan Aya Triada Manastırı Metropoliti, Başrahip Apostolos Daniilidis, ‘YÖK’e bağlanırsak derslerin Türkçe verilmesi ve buraya kız öğrencilerin gelmesi söz konusu olabilir, oysa biz eğitimin eskisi gibi olmasını istiyoruz’ dedi…” (Milliyet, 6 Temmuz 2004)

Eskisi gibi, yani nasıl?

O kulun paydos etmesine neden olan koşulların, yeniden oluşturulması şeklinde mi? Yoksa, Patrikhane’nin Sen Sinod Meclisi’ne ‘dışardan’ ithal edilen üyeler gibi; dışardan ithal edilen öğrencilerle, görünüşte aynı fakat manası farklı bir öğretim mi düşünülüyor? İlk bakışta anlamsız gibi görünen bu sorunun, olağanüstü anlamı var: Zira ‘Sistem’, Polonya ‘olayı’nda Vatikan’a Lehli bir papa seçtirerek, işi arkadan ama usturupla nasıl yönettiyse; ‘Avrasya Olayı’nda, Moskova’ya karşı, İstanbul’da ‘Batılı’ ve ‘Ortodoks’ bir Vatikan oluşturmayı, tasarlamış olamaz mı?

Unutmuş olamazsınız, şuracıkta Asya Ortodoksluğu ile Batı Hıristiyanlığı arasındaki ‘hayati farkı’ ve yarattığı sorunları; hem de önemli birinin -Aleksandr Dugin’in-, kaleminden okumuştuk. Belki üzerinde biraz daha durmamız gerekiyor…

Cumhuriyet, 16.07.2004