“…´İnanç´ mı, ´Kazanç´ mı?..”

(Şimdi kimbilir kimler, kimbilir ne kadar kızacak?)

…zaman zaman düşünmüşümdür, Kapitalizm ‘in (son durağı, Emperyalizm) diyalektiğinde; ‘semâvî’ dediğimiz dinler bile, amaçlarını; ‘inanç’a göre değil, ‘kazanç’a göre ayarlamamış mıdır? Bırakın ‘modern zamanları’, ‘Haçlılar Dönemi’ nde, ‘Şarkın Yağması’ ‘seferler’ in gizli -ne kadar da güçlü’- dürtüsü olmamış mıydı?

İsterseniz, Halife-i rû-yi zemîn Vahidettin ‘in ve -dolayısıyla- Şeyhülislâmı Dürrizade Hocaefendi ‘nin, Mustafa Kemal ‘in ve ‘arkadaşları’ nın ‘katli vâciptir’ fetvasını hatırlayınız; bir de, zamanın Ankara Müftüsü, Börekcizâde Rifat Hocaefendi ‘nin -yirmiye yakın yürekli Anadolu müftüsü ile beraber- verdiği, buna karşıt olan fetvayı, aynı konuda, aynı kişiler için, birbirine taban tabana zıt, iki ‘fetva’! Savunulan fikrinizce, münhasıran ‘din-i mübîn’ midir; yoksa, İstanbul cihetinde, İngiltere Devlet-i fehimânesi’nin ‘çıkarları’; Ankara cihetinde ise, Anadolu ahalisinin ‘hürriyeti ve istiklâli’ mi?

‘Müslümanları Hıristiyan yapınız!..’

O sebepten denilebilir ki, Emperyalizm ‘in diyalektiği, bazen dinleri birbiriyle vuruşturduğu gibi, bazen de aynı dinin farklı yorumlarını, çatıştırır, bundan fayda umar. Dinler arası çatışmanın, ne mertebe sert yürütüldüğüne, kanıt mı arıyorsunuz? Buyurun size ‘Vatikan ve Kiliseler Birliği’ adına, ‘Dinlerarası Diyalog’ fikrini ortaya atan misyoner örgütünün lideri Louis Matignon ‘un, misyonerler zirvesinde söyledikleri:

”…Müslümanların, her şeyini, tahrif ve mahvettik. Dinleri, inançları, ahlâkları, dine bağlılıkları ve insani duyguları mahvoldu. Onların milli ve manevî değerlerini, Batı Medeniyeti potasında eriterek, kendimize benzettik. İslâmiyetten uzaklaştırdık. İslâmiyeti öğrenmeyi, yaşamayı, namaz kılmayı ve Kur’ân-ı Kerim’i öğrenmeyi, suç ve gericilik gibi göstermeyi başardık. Artık çoğu, hiçbir şeye inanmıyorlar. Ehl-i Sünnet itikâdı, başta gelen düşmanımızdır; bu itikâdı, geçmişte, sapık inançlara yönlendirdik; son yıllarda ise, Müslüman görünen bazı ilâhiyatçılarla, 14 asırlık dinlerini, ibâdetlerini tartışılır hale getirdik, derin bir boşluğa düşürdük. Bundan sonra siz misyonerlerin işi daha kolaylaştı: maaş bağlayarak, viza vasıtası, yurtdışında iş imkânı, hatta cinselliği kullanarak, Müslümanları Hıristiyan yapınız…” (gökçedurak **yahoo.com)

Böylece, Din-i Mübin denilir denilmez, Asr-ı Saadet hayranlığına düşenlerden, Tâlibân Tâifesi ‘ne; her boyadan ‘Ampul İslamcıları ‘ndan, Şiî Şeriatçılığı ‘na, amacı türlü çeşit, nice temâyüle rastlamaktayız. Bu bakımdan, ABD ‘nin, Ortodoksluk Dünyası içinde de, benzer bir dağıtma operasyonu planladığı, Moskova ‘nın Ortodoksluğu ‘na karşı, Sistem ‘in himâyesinde bir ‘Roma Ortodoksluğu’ nu geliştirip, durumunu pekiştirmek için hem Haliç ‘te bir ‘Fener Vatikanı’ örgütlemek, bunun için de, İstanbul ‘u Türkiye ‘den ayırmak istedikleri düşünülebilir.

Düşünülebilir de lâf mı Allah aşkına, bunu denemişlerdir.

İstanbul’u üçe bölmek ve…

Meraklılar, Uğur Yıldırım ‘ın kaleme aldığı, o ayrıntılı ve kapsamlı çalışmadan, yararlı çok şey öğreneceklerdir (Bkz. ”Dünden Bugüne Patrikhane”/Kaynak Yayınları) . Bunların arasında, ABD ‘nin hazırladığı ‘Üç İstanbul Planı’ da var:

”…kamuoyu, Clinton’ın ‘tavsiyeleri’nin ayrıntılarını, dönemin başbakanı Tansu Çiller’den öğrendi. Çiller İstanbul’u ‘megaköy’ ilân etti; başta ‘Sabah’ gazetesi olmak üzere, ‘büyük basın'(!) günlerce, İstanbul’un kangrenleşmiş sorunlarından, ‘varoşlar’dan söz etti; çareyi, yine Çiller açıkladı; Clinton’ın önüne koyduğu, Amerikalı uzmanlarca hazırlanmış, ‘Üç İstanbul Planı’…”

”…ABD uzmanlarının hazırladığı plan, İstanbul’u üçe bölmeyi amaçlıyor; plana göre, Anadolu yakası, bütünüyle yerleşim alanı olacak ve kentin nüfus ağırlığı buraya kaydırılacak. Haliç’in doğusunda kalan ve ‘Pera’ (Beyoğlu) diye anılan bölüm, finans, ticaret, sanayi ve yerleşime ayrılacak. (buraya dikkat!) Haliç’in batısında, surlar içinde kalan en eski kesim ise, ABD, Avrupa Birliği, Avrupa Ülkeleri, Dünya Bankası, Dünya Kiliseler Birliği ve UNESCO’nun, maddi ve siyasi desteğiyle, ‘Dünya Kültür Kenti’ne dönüştürülecek; bu amaçla surların içi aşamalı olarak boşaltılacak ve ‘Bizans Özelliği’ öne çıkarılan bir ‘Açık Hava Müzesi’ olacak!..”

”…ABD Planı’na göre, uzun vâdede, devlet içinde ayrı bir devlet haline gelecek Patrikhane ‘egemenlik alanını’ surların dışına, bütün Trakya’ya taşıyacak…” (a.g.e.s. 142-143)

…niçin’i var mı bunun?

G örünen odur ki, o tarihte Millî Güvenlik Kurulu ‘nun müdahalesi üzerine, ‘Üç İstanbul Planı’ rafa kaldırılmış; fakat bu defa, ‘Fener ve Balat’ı Güzelleştirme Projesi’ devreye sokulmuştur. İyi de, niçin? ‘Niçin’ i var mı, bunun? Batı Hıristiyanlığı, açıkça kendi Hıristiyanlığı ‘ndan başka -Hıristiyanlık- din, kendi ‘medeniyeti ‘nden başka medeniyet, dolayısıyla, kendi ‘değerleri’ nden başka değer tanımadığını gösteriyor. Hesapta sadece Müslümanlar ‘ın Hıristiyanlaştırılması yok; Avrasya ‘daki Ortodoks Hıristiyanlığı ‘nın -ki özgün ve farklıdır- ‘evcilleştirilmesi’ de var; ‘Sistem’ in, dini ve siyasi kontrolünde oluşturulup, Ekümenik Fener Rum ‘Vatikan’ ı, bu amaç istikametinde geliştiriliyor.

Ne dersiniz, yanılıyor muyum?

Cumhuriyet, 21.07.2004