“…´İnkılâp´ Tek, Anti/ Emperyalist, Ulusal ve Demokratiktir…”

…peki o münasebetle, ne demişim, şunu mu?

”…Anadolu İhtilâli ‘kadrosu’nun, bana sorarsanız, en vahim ve tehlikeli çelişkisi şudur: Batı’yı giyimde, kuşamda, sofrada (yaşamakta) taklit etmeyi, ‘medeni olmak’ sanıyor; bu taklit eğilimini Anadolu’ya, ‘bizzat’ Batılıların soktuğunu unutuyordu…” (Cumhuriyet, 18 Ekim 2004)

Kaç Cumhuriyet Kuşağı, ‘Atatürk İnkılâpları’ diye neyi öğrenmiştir? Harf İnkılâbı, Şapka İnkılâbı, Kıyafet Inkılâbı, vs. Gerçekte ortada, ulusal ve radikal, tek bir inkılâp vardı: ‘Ulusal Demokratik Devrimi’; o da, anti/Emperyalist bir ‘Kurtuluş Savaşı’yla birlikte gerçekleştirilmiş; Anadolu halkına, ‘tam bağımsız’ bir uygarlık bileşimine ulaşmak yolunu açmıştı. Bu açıdan baktık mı, adına ‘inkılâplar’ dediğimiz, üstyapı değişikliklerinin topuna, denilse denilse, ancak ‘Kültür Devrimi’ denilebilirdi; ki, bilindiği üzere, ‘altyapısını’ geliştirmekte gecikmiş toplumlarda, üsyapının süratle değişmesi için, bazı yönetimler bu metoda başvurabilir; meselâ Çin Halk Cumhuriyeti ‘nde Maozedung böyle bir ‘Kültür Devrimi’ ne girişmiş; o dönemde, dillere destan olmuştu.

Gâzi ‘nin ‘Anadolu İhtilâli ‘, henüz tarımsal -üstelik yarı sömürge- bir ‘ümmet toplumu’ niteliğini taşıyan Anadolu halkını; ‘uluslaşmış’ bir ‘endüstri toplumuna’ dönüştürmek istiyordu; inkılâp diye, sadece üstyapıyı değiştirmek amacını gütmüyordu, zaten güdemezdi, zira böyle bir üstyapı, toplumsal ve ekonomik devrimle, kendi kendine zaten değişecekti; eğer Türkiye, beş yıllık sanayileşme planlarıyla, istediği gibi bir sanayi toplumuna hızla dönüşebilse, -‘kıyafet inkılabı’ ndan, ‘şapka inkılâbı ‘na, hepsi- kendiliğinden, yâni yasa çıkarmaksızın oluşacaktı.

Amma da atıyor muyum? Acaba?

‘Pantolon ihtilâli’

(Tartışma/1 Meraklısı bilir: Margot, yüzü handiyse Marlene Dietrich makyajlı, saçları erkek tıraşı, ressam bir kadındı; 50 ‘li yıllar Paris ‘inde, tepeden tırnağa ‘erkek giyinir’; Raspail Bulvarı ‘nda, piposunun dumanını savurarak dolaşırdı. Garip bir ‘istisna’ oluşturduğu söylenince, cevabı hiç değişmiyordu ”-…biraz acele ettiğim söylenebilir, fakat elli seneye kalmayacak, Batı’da kadınlar erkek kılığında dolaşacaktır!..” Doğrusu, elli yıl gerekmedi; on yıl kadar sonra, yine Paris ‘ten Yön dergisine yazdığım bir yazının, başlığı aynen şudur: ”Pantolon İhtilâli!..”

Artık gelişmiş Batılı toplumlar, giyimde kuşamda, kadın/erkek tefrikini, handiyse bütünüyle ortadan kaldırmış görünmüyor mu? Neden ve nasıl? Bunu anlamak için, sanırım ünlü Marie Antoinette filmini; o filmde, kadın ve erkek oyuncuların, nasıl giyindiklerini hatırlamalısınız: Fırfırlı etekler, anıtsal peruklar, pul pul yaldızlı taytlar, ponponlu yelekler vs… Kadınla erkek, süste püste, adeta yarışmaktadır; hatta, makyajda da, namlı bir karakter oyuncusunun (Joseph Schilkaudraut) pudralı yüzünü, kalemle çizilmiş kaşlarını, hiç unutmam! Bilirsiniz elbet, Fransız toplumu, o kılık kıyafetten, günümüzdeki kılık kıyafete gelmek için, yasa masa çıkarmamış; yasak filan koymamıştır; çünkü çiftçi derebeyi toplumundan, sanayileşmiş burjuva toplumuna geçiş, hayatı olduğu kadar, giyim kuşamı da etkiliyor; her şeyi değiştiriyordu.

Amma da yaptım mı? Hele bir düşünsenize, sanayileşme, gevşek ve rahat feodal toplumun kuralsızlığını; örgütlü ve sistematik fabrika düzenine sokuyor; saate bağlı yaşamak kurallaşıyor; sabahın bilmem kaçında iş başı yapabilmek, o fırfırlı kılıklarla, pudralı peruklarla, zarif pabuçlarla nasıl mümkün olacak? Saçlar kesildi, sakallar tıraş edildi, hareket serbestliği getiren, pantolon-ceket düzenine geçildi. Kadınlar, biraz daha beklemek zorunda kaldılar, bu doğru! Ancak, I. Dünya Savaşı, onları da fabrika yaşantısına sürükleyince, eşleri gibi, onlar da saçlarını kesip, süsü püsü gevşettiler, ufak ufak, pantolona doğru kaydıkları görüldü. O halde, Türkiye Cumhuriyeti, eğer o tarihte yarı feodal yarı sömürge kırsallıktan, tam bağımsız ve özgür bir sanayi toplumuna geçebilseydi kılık kıyafet değiştirmek için yasalara gerek kalmayacak, o iş kendiliğinden olacaktı. Bunun örneği de yok değil: Bildiğim kadarıyla, feodal kılıkları, Avrupa ‘nınkinden süste hiç de aşağı kalmayan Japonların, Meiji Devrimi ‘nden sonra, adım adım sanayi toplumuna doğru gitmeleri, aynen Batı toplumlarındaki gibi, onları da, daha pratik, daha modern bir giyim kuşam mantığına getirmiştir.

Peki, bu neyi kanıtlıyor?

‘Pantolon ihtilâli’ neyi gösterir?

(Tesbit/1. ”…her şeyden önce, Anadolu İhtilâli’nin yapısı itibarıyla, bir giyim kuşam, bir yaşama biçimi, bir kültür ihtilâli olmadığını kanıtlıyor; önce (Ulusal) anti/emperyalist bir demokratik devrim, yani kırsaldan sanayi toplumuna akmak isteyen, sosyal ve ekonomik, radikal bir değişme çabası!.. Eğer değişme o doğrultuda, aynı hızla sürseydi, üstyapının zaten kendiliğinden değişmiş olacağı, hem Avrupa’daki hem Asya’daki örnekleriyle, meydanda!..”

”…hal böyle olunca, Anadolu İhtilali ‘ni döndürüp dolaştırıp, Batılı gibi giyinmek, Batılı gibi yaşamak şeklinde anlamak; gerçekte bu üst/yapının, ancak ulusal ve tam bağımsız bir sosyal ve ekonomik altyapının, gerçekleştirilmesi sayesinde oluşabileceğini, unutmak anlamına geliyor ki; bunu ancak ‘Batılı Beyaz ve Hıristiyan’ Emperyalizm bize telkin edebilirdi; çünkü Osmanlı ‘ya böyle yapmıştı, sömürgelerinde böyle yapıyordu: Giyim kuşam, yiyip içme bahsinde kendine benzettiği yerli aydınları kullanarak, ülkeyi ve asıl halkı, ‘medeni bir şekilde’ bir güzel soyuyordu.

Peki, Anadolu İhtilâli ‘nin lideri, böyle telkine inanır mıydı? İnanmamıştır; hem kılık kıyafet bahsinde ciddi uyarıları vardı; hem de, Batı ‘nın asıl amacının ne olduğu konusunda, çok açık konuşmuştur. Nasıl mı? Ona da bakarız.

Cumhuriyet, 27.10.2004