“…İşçiler, AB´yi Artık Öğrenin!..”

…ayıp mı yâni? O sözü bana, Maison de la Pensee Française ‘de, ‘partili’ bir dostun söylediğini, gayet iyi hatırlıyorum da; o dost kimdi, kimin nesiydi, aklıma katiyyen gelmiyor: muhtemelen kış, belki Noel Yortusu , belki orada yapılan mutad toplantılardan biri; söz sanırım Cezayir ‘den, Fransız İşçi Sınıfı ‘nın -o davaya gereken desteği gösterip göstermediğinden açılmıştı; ben, şiddetle azımsıyordum; o ise -her kim idiyse- damdan düşercesine, şöyle bir şeyler söyledi:

”-…sen ne diyorsun camarade? Avrupa Proletaryası, Dünya işçileriyle, en büyük dayanışma imkânını; 1917’de, Bolşevikler ayaklandığı zaman bulmuştu. Tınmadılar bile! Çünkü Uluslararası sömürüden, ellerine geçen ‘dolaylı’ payı bırakamadılar: sen, Moskova niye ‘üçüncü’ bir Enternasyonal kurmak zorunda kaldı sanıyorsun?..”

‘…nereden bilecektim ki?..’

H erhalde bu kelimeleri kullanarak, bu şekilde konuşmamıştı ama, söylediği buydu; daha o anda kafamı allak bullak etmiş; yüreğimi, işin bu tarafını hiç düşünememiş olmaktan dolayı, gizli bir utanç kaplamıştı. Sultan Galiyef ‘in mevcudiyetinden henüz haberdar olduğum; II. Enternasyonal ‘i, -pek de anlamadan küçümsediğim yıllar!.. Batı Avrupa ‘da işçilerin – partilerin ‘aşırı solcu’ , hatta ‘devrimci’ görünüş ve iddiasına rağmen- sömürgelerin yağmasına, el altından ortak olabileceğini, nereden bilecektim ki!

Sultan Galiyef ‘in ünlü, başına binbir dert getiren iddiasını, yıllar sonra, -Benning ve Quelque’jay ‘ın- kitabından okuyacaktım; o iddia ki, İngiltere ‘de ve Fransa ‘da, II. Enternasyonal yandaşı partiler, iktidarda da olsalar sömürü düzenini aynen sürdürdükleri için, düpedüz kanıtlanmıştır; günümüzde de, AB ‘nin ve ABD ‘nin Üçüncü Dünya ile ilişkilerinde takındığı tavır, doğruluğunu bir kere daha doğrulamaktadır.

Galiyef , anlam olarak, diyordu ki: ”Batı ülkelerinde iktidarda işçiler de olsa, bu, uluslararası sömürü düzeninde, hiçbir şeyi değiştirmez!” (Bkz. ‘Sultan Galiyef ve Sovyet Müslümanları’ , Hür Yayın, 1981).

İşin erbabı perdeyi yırtıyor…

B u ilginç ‘girizgâh’ , sizce niye? Uzaktan da olsa, İşçi Sınıfı ve Türk Sendikacılığı’nın sorunlarıyla, nasıl uğraştığını; -uzaktan da olsa- merakla ve dikkatle izlediğim, Yıldırım ‘ın (Koç) , geçenlerde bir yazısını okudum: Avrupa Komisyonu Türkiye İlerleme Raporu , yayınlanmadı mı; aynı Komisyon, Avrupa Konseyi ‘ne ve Parlamentosu ‘na verdiği 18 sayfalık ‘tavsiye metnini’ açıklamadı mı; ülkemizdeki bazı kalemler Avrupa Birliği ‘ne uyum sürecinin, işçilerimiz ve memurlarımız için çok büyük yararlar sağlayacağını, bağıra çağıra ilân etmek fırsatını bulmuşlardı. Yıldırım (Koç) olayın perde arkasını iyi bilen bir aydın olarak, acı ve çıplak gerçeği gizleyen perdeyi, dayanamayıp bir kere daha yırtıyor. (Bu kaçıncısı?) Öfkesini, yazısının başlığından bile çıkarabilirsiniz: ”AB’yi Artık Öğrenin!..”

(Tesbit/1. ”…Türkiye, Avrupa Birliği’ne katılım sürecinde, AB ‘muktesebâtına’ (mevzuât bütünlüğüne) uyum sağlamak zorundadır. Bugün AB muktesebâtı içinde, işçilerin ve memurların ücretleri, sendikal hak ve özgürlükleri ve grev hakları konusunda, herhangi bir düzenleme yoktur. Avrupa Birliği Konseyi’nin bu konuda yönerge çıkarması mümkün değildir…”

”…( buraya dikkat! ) Avrupa Birliği’nin bugün bu konularda, Türkiye’nin uymakla yükümlü bulunduğu, bir düzenlemesi yoktur ve olamaz. Artık öğrenin bu gerçeği! Avrupa Birliği ülkelerindeki gelişkin haklar, ulusal mevzuatlarla sağlanmıştır ve Türkiye’nin bunlara uyum yükümlülükleri bulunmamaktadır!..” (Aydınlık, 17 Ekim 2004, s.38)

Kısacası, beyhude hayal kurmayın!

‘…Bu, bir tuzak!..’

… hepsi bu kadar mı?.. Ne münâsebet? Yıldırım (Koç) gerekçeleri, birbiri ardına sıralamış; ibret-i âlem için, hiç değilse birkaçını, buradan da duyuralım diye düşündüm; en önemlilerinden biri, şu; bir bakar mıydınız?

(Tesbit/2. ”…Avrupa Komisyonu -hukuku çiğneyerek- Türklerin (Avrupa’da) dolaşımını kesinlikle engellerken; Avrupa Birliği vatandaşlarının, Türkiye’de çalışmasının önündeki engellerin kaldırılması konusundaki, (verilmiş) sözlerin yerine getirilmesini talep etmektedir. (2004 İlerleme Raporu, s.81-82/a.g.yazı)

…yâni, onlara şapır şupur, bize Yarabbi şükür! Avrupa ‘lı işçilerin, suret-i Haktan görünerek, bilinmez kaç yüzyıldır, ‘Mazlum Ülkeler’ in ‘mazlum’ işçilerine oynadığı oyun bu: Sömürgecinin yağmasından pay almak! Bizim ‘gariban’ amelemiz, AB hayalleriyle gidip oralarda para kazanacağını sanıyor ya, işin uzmanı uyarmış, bu bir tuzak; sen bak ki, ülkendeki işini onlar almasın!

Yalnız o kadar mı?

Cumhuriyet, 05.11.2004