“…Bu Bir ´Sürek Avı´dır!..”

(Görgü Tanığı/2, Rauf Denktaş …Denktaş , kendisine bir Kıbrıs Türkünden gelen mektuba uzanıyor, yazılanların burukluğunu aynen yaşıyor:

‘…mağdem ki Kıbrıs Türkü anavatanın başına dert olacaktı, neden bize anavatanımızın Türkiye olduğunu öğrettiniz? Neden bize Türk Mukâvemet Teşkilatı TMT’yi kurdurttunuz ve bizi eğittiniz? Neden bize, ‘yerinizde oturun, size sahip çıkacak halimiz yok’ demediniz? Neden 20 Temmuz Barış Harekâtı’nı gerçekleştirdiniz? Neden vatan için şehit olmanın, bir manâ ifâde etmediğini söylemediniz?..’

Denktaş, TBMM ‘de okumaktan vazgeçtiği mektubu katlayıp cebine koyuyor, kendi isyanını dile getiriyor:

”…eğer Türkiye bir gün altımızdan çekilecek idiyse, niye bize bunları yaptırdı? O şehit aileleri yakamıza yapıştığında, ne cevap vereceğiz kendilerine? Türkiye bizi bu mücâdeleye ‘millî davadır’ diye soktu. Benim elli yılım gitmiştir. Benim yaşıtım olan arkadaşlarımın çoğu can vermiştir? Bunları kimse geri getiremez, kimse canlandıramaz!..” (Nokta Dergisi, 19-25 Nisan 04)

O zaman soru şudur: Türkiye ‘yi yönettiğini zannedenlerden acaba hangisi, başını yere eğmeden bu sorulara cevap verebilir? Hele, altında bir de aşağıdaki çapanoğlu yatıyorsa!.. )

”AB’yi vaat et, Kıbrıs’ı al!..”

(Açık İstihbarat/2. ”İnternette yayımlanan ‘Ortak Savunma Harekâtı’ Raporu. ‘Kıbrıs İçin Yeni Güvenlik Yapısı’ adını taşıyan rapor, ABD (Western Policy Center’ (Batı Politika Merkezi) tarafından hazırlanmıştır. Ekibin başında görünüşte ünlü thin/tank kuruluşu Rand Corporation uzmanlarından biri; gerçekte, CIA’nin Ortadoğu şeflerinden olan Ian O. Lessar bulunuyor; plan için ilk hazırlık toplantısı, Kasım/Aralık 01’de Western Policy Center’in Washington’daki merkezinde yapılmıştı; bu toplantıya, Türkiye’den de iki uzman katıldı…”

Hadi, şimdi kimlerin katıldığını, işin içine karıştırmayalım; iki ‘uzman’ ın katıldığı kesin, üstelik isimleri de zikredilmiş ama, asıl önemli olan, hemen bu bilgilerin arkasından gelen, şu ilginç açıklama.

”…temmuz 2002’de aynı çalışma grubundan Henry Berkey, yeni bir ‘Kıbrıs Raporu’ hazırladı ki özeti şuydu: ‘Türkiye, Kıbrıs yüzün

den Batı’dan kopabilir; bunu önlemek için yeni bir formül bulmak lâzımdır.’ Bulunan formül şu şekilde öneriliyor: ‘Türkler Avrupa Birliği’ne girmek için can atıyorlar; Ankara’ya bunu vaat edip, Kıbrıs üzerindeki öneri ve isteklerimizi kabul ettirmek mümkündür…’ Hazırlanan Güvenlik Raporu’nda, bu göz önünde tutulmuş olsa gerek; bilinen şu ki, ( buraya dikkat! ) Ian O. Lessar, yanında bazı diğer uzmanlarla birlikte, Kasım 2003’te Türkiye’ye gelmiş, yönetim yetkilileriyle müzakerelerde bulunmuştur…” ( 4 Nisan 2004 tarihli Aydınlık Dergisinde, aynı bilgiler, ayrıca söz konusu belgenin tıpkıbasımı yayınlanmıştır.)

O gün üzerinde mutabık kaldıkları, bugün, uygulamaya geçirdikleri olmasın? )

Haklarımız teker teker kurşuna dizilecek…

(Görgü tanığı/ 3. Fuat Veziroğlu. ”…İsviçre macerasından sonra belli oldu ki, artık Annan Planı demek, imha planı demek! Bu bir sürek avıdır. Bütün haklarımız teker teker kurşuna dizilecek. İlk kurşun Avrupa mahkemelerinden gelecek. Pamuk ipliğine bağlı derogasyonlar, birincil hukuk haline getirilemediği için, Rumların Kuzey’e dönüşüne ve eski mallarına sahip çıkmasına ilişkin sözde kısıtlamalar, Avrupa Mahkemeleri tarafından, teker teker iptal edilecek.”

”…ondan sonrası fırtına. Ondan sonrası göç, işsizlik, çadır hayatına talim; eğer gelirse, Kızılay yardımlarına, yeniden muhtaç olma; 19 Temmuz 1974 tarihine dönüş! Oyunun son perdesi 29 Nisan tarihinde sahneye konacak. Bu da ya hep, ya hiç demektir; ya herru, ya merru; olmak ya da olmamak!..”

”…Ankara’daki Ak Parti iktidarı, Kıbrıs Türk halkına karşı, tarihin yazmadığı bir ihânet icra etmiş, bizi feci şekilde aldatmış bulunmaktadır. Olmazsa olmazlarımız var dediler, hiçbiri olmadı. Derogasyonlarımız birincil hukuk olacak, aksi halde bu iş biter dediler; gerçekten de bitirdiler, fakat olmazsa olmazları kabul ettirerek değil, teslim olarak bitirdiler…” ) (Volkan Gazetesi, Kıbrıs: 6 Nisan 2004)

Peki, anavatan yâni Türkiye ‘de herkes, yüreği kan ağlasa da, sesini kısmış, bir köşede oturuyor mu? Elbette hayır, sendikalardan siyasi partilere, sivil toplum kuruluşlarından üniversitelere, din, dil, ırk, mezhep farkı gözetmeksizin, çoğu Türk yurttaşında yapılan haksızlığa karşı şiddetli bir öfke, oyunu kuran ve uygulayan Batı’lı Sistem ‘e karşı şiddetli bir nefret dalgası yükselmektedir.

Bu da bir teselli! Çünkü, Millî Mücadele de öfke ve nefretle başlamıştı.

Cumhuriyet, 28.04.2004