“…´İşin´ İçinde, Kaç ´İş´ var!..”

Tesbit/2. İzmir Kitap Fuarı’nda, Karşıyaka Kaçamağı. ”… Cengiz ‘in (İlhan) evinde akşam çayı (bkz. ‘Mecelle – Hukuk’un Doksan Dokuz İlkesi) ; bin yıldır yaptığımız gibi, oturmuş ‘dünya ahvâlini’ konuşuyoruz; o her zamanki dikkatiyle, kimsenin üzerinde durmadığı, bir gerçeğin altını çiziyor:

Rum Kıbrıs,İsrail’in hoşuna gider mi?

”- … Kıbrıs’taki Rum hoşnutsuzluğunun altında, Amerika’nın İsrail zaafı olamaz mı? Anglo/saksonlar, Ortadoğu İslamlığı üzerine yürürken, aynı bölgedeki iki kavmin nüfuz savaşını hesaba katmıyorlar: Rumlar ve Yahudiler! Osmanlı’yı dağıtırken, İngiltere, Rumları ustalıkla kullanmıştı; oysa hepimiz, şunu biliriz, Balkanlar’ın kaybedilişi esnasında, Selânik Yahudiliği, -Bu arada Sabatayistler de- Osmanlı’dan yana çıkmışlardı; herkes sanıyordu ki, bu Osmanlı’ya sadakatlarının sonucudur; oysa sebebi basit. O topraklarda, iktidar Osmanlı’nın olursa; iki sektörde egemenlik azınlıklarda kalacaktı, özellikle, Museviler’de: Matbuat (Basın) ve iktisat (Ekonomi); oysa, Rum egemenliği altında, Musevilere böyle bir fırsat verilmeyeceği, kesindi. Nitekim, verilmedi. Selânik Museviliği’nin olduğu gibi Dersaadet’e göçmesi, bu yüzdendir…”

Çeşme’ye dönerken, alacalı akşam bulutları ve gurup pembeliği içinde, güneş denizin üzerine inmiş, inanılmaz bir güzellikte batıyor; kendi kendime, konuştuklarımızı düşünüyorum:

A/ Amerikan Avrasya ‘sının üssü olarak, güneyi İngiliz, kuzeyi Amerikan olacak bir Kıbrıs ‘ta, acaba Rumların mı borusu öter, İsrail ‘in mi?

B/ Hıristiyanların, yani Amerikalıların, İngilizlerin ve Avrupa Birliği ‘nin aksine Kıbrıs ‘ın Türk kalmasında; İsrail ‘in, çok daha yüksek bir menfaatı yok mudur?

Bu iki soruya cevap, ne kadar zor ve çetrefil olursa olsun, Batı’nın yeryüzü egemenliği hesaplarında; beni asıl daha önce, başına onca iş açmış olan Türkleri, nasıl hiç hesaba katmadığı düşündürüyor. Bak şu işe, yoksa Müslümanları mı demeliydim? Zira, zafer hesaplarında ihmal ettiği, hep onlar: halbuki sonunda, başını akla ziyan belâlara sokan da, onların -bir de elbet, öteki Asya ‘lı kavimlerin- ‘ölebilme kabiliyetler’ ve direnişleri!

XX. yy başlangıcında, Anadolu’da öyle olmamış mıydı? Evvelsi gün Vietnam’da, dün Afganistan’da, bugün Irak’ta, öyle olmuyor mu?

Peki, yarın Kıbrıs ‘ta ne olacak? )

‘İşte cevabı verdin!..’

( Görgü tanığı/3. Rauf Denktaş. / ”… Mülâkatın başlığı, başlı başına bir ‘serencâm’: ‘Denktaş: Kıbrıs’ta Yeni Direniş Başlar!’ Mülâkatçının soruları, Rauf Denktaş ‘ın cevapları, birbiri ardınca şöyle geliyor: ‘… Millî hareket heyecanı, Ada’da referandumdan sonra, daha farklı bir milliyetçi hareketin doğmasına yol açar mı? ‘AB’ye gireceğiz, dünyaya açılacağız diye kandırılmış bir halk çoğunluğu, beklenti içindedir; referandumda, bu inanç ve beklentiyle evet oyu verirlerse; eğer Rumlar da evet derse, bir sene sonra herkes, ‘vay başımıza gelen, neler oldu bize?’ demeye başlayacak, ama geriye dönüş yoktur artık, gitmiştir, bitmiştir…” İşi, aşı, evi elinden alınan insanı durduramazsınız diyorsunuz ya, o durduramayacağınız insanların heyecanı, nereye kadar yükselebilir? Farklı bir tehdit olabilir mi? ‘… bir sene sonra, göçmenler hâlâ rehabilite edilmemiş, bütün iktisadi hayat durmuş, birçok işyeri tekrar Rumlara dönmüşse, otellerimizi Rumlar almak için harekete geçmiş, bu kadar insan ne olacağını bilmiyorsa…’.

Derin bir nefes alıyor, Denktaş , tabloyu gözünde canlandırıyor: ‘… bazıları AB pasaportu almanın sevinci içindeyse, belki bunu bir süre hissetmeyecek; ama halkın yarısının, söküp dikeceği yeri olmadığı bir durumda, muazzam bir tedirginlik, muazzam bir kavga başlayacak!’.

İnsanları bu anlamda zapt etmek, tutmak çok olası değil! ‘… tabii canım, mümkün mü? Herkes çok iyi olacak diye kandırılmış, ‘evet’ demiş, sonra bakıyor ki, bir sene geçmeden eskisinden çok daha kötü olmuş, koyun sürüsü gibi oradan oraya sürüklenmiş…’. Yeniden örgütlenmeler mi başlar, yeni bir başkaldırı, belki de yeni bir ‘mücahit hareketi’ olabilir mi? Sessiz kalıyor Denktaş , uzunca bir süre sessiz. Yüzünde müstehzi bir gülümseme var. Başını hafifçe soluna eğip soruyor: ‘Sen olsan ne yapardın?’ Ben öyle yapardım. ‘İşte cevabı verdin!’

‘… Ne olacak bu işin sonu?’

( Hatıra/5. Belgin ‘le (Sarmaşık), (bkz. ‘Attilâ İlhan: ‘Açtırma Kutuyu!..’) aramızdaki o konuşma. ”… Hem onun hazırladığı, 1940’dan bu yana, benimle yapılmış röportajları topladığı, kitabı üzerinde konuşuyoruz, hem TV ‘de haberleri izliyoruz; iki ay kadar önce mi? Kıbrıs sürekli gündemde, her geçen gün biraz daha ağır, biraz daha sancılı olarak. Belgin , bir ara sordu: ‘- … sizce ne olacak bu işin sonu?’ Hayrettir, adeta insiyâki olarak, cevap vermiştim: ‘- … çok rahat, yeni bir Irak olabilir!’ )

Meraklısı için Not: a/ Cengiz İlhan, ‘Mecelle – Hukukun Doksan Dokuz İlkesi’ Türkiye Toplumsal ve Ekonomik Tarih Vakfı Yayını, İstanbul/Ekim 2003.

b/ Belgin Sarmaşık, ‘Attilâ İlhan: ‘Açtırma Kutuyu’, Röportajlar-1(1946-1983) , Bilgi Yayınevi, Ankara, Nisan 2004.

Cumhuriyet, 03.05.2004