“…´Kahraman´, Tek Değil, İki Kişiydi”

( Tesbit/ 5 ”… önce galiba ‘inkılap tarihcileri’ mizin, ciddi bir ihmâlini tesbit etmek lâzım: hemen hepsi ve daima, ‘Anadolu Harekâtı’ nı, tek yanlı ve tek yönlü olarak anlatırlar: Mustafa Kemal Paşa, İstanbul ‘da kurtuluş imkânlarını araştırdıktan sonra, eline geçen ilk fırsatı kullanarak, Samsun ‘a müteveccihen hareket eder; 19 Mayıs 1919 ‘da oraya varır.

Oysa, daha Erzincan ‘da ( 1957 mi?) ‘Kurtlar Sofrası’ üzerinde çalışırken, bir nokta dikkatimi çekmişti: operasyon, bir kere tek yanlı ve yönlü değildir , ayrıca örgütlenmesinde en cansiperane çalışan bir başka kişi, meşhur ‘Hamidiye Kahramanı’ Rauf bey ‘dir ( Orbay ); yayımlanan ‘hatıralar’ da ve ‘araştırmalar’ da onun izini sürdükçe, açıkça görülüyordu ki, -hele Samsun ‘a hareketin yakınlaştığı günlerde- Mustafa Kemal Paşa ‘nın evine mekik dokuyan, odur; dahası, Gâzi ‘nin yola çıkacağı sabah, Galata Rıhtımı ‘na ondan evvel, ‘uğurlamak üzere’ o gelmiş; hatta ‘İngilizler’in Bandırma gemisinin, basılabileceği’ ihbârını yapmıştır.

Bu kadarla kalsa, iyi!”)

‘Enver aleyhtarı’ iki kahraman!..

( Tesbit/ 6. ”… ‘Hamidiye Kahramanı’ Rauf Bey (Orbay), Paşa ‘yı uğurladıktan sonra, onun Samsun ‘a selâmetle çıktığına dair telgrafını alıncaya kadar, ne heyecanlar çektiğini anlatıyor; neden mi, ‘operasyon’ tek yönlü değil, iki yönlü tasarlanmıştır da, ondan: Kuzey’den Mustafa Kemal Paşa, Samsun’dan itibâren, Doğu’ya yönelir, durumu tesbit ve teftiş ederken; Batı’dan Rauf Bey (Orbay) Bandırma üzerinden (Ege) işgal bölgesine hareket edip, Afyon’a kadar durumu tesbit ve teftiş edecektir. Öyle de yapılmıştır: Rauf Bey, Gâzi ‘den Samsun ‘a vardığını bildiren telgrafı aldıktan, bir ya da iki gün sonra, Bandırma ‘ya hareket eder. Başka türlü söylersek, Osmanlı Erkân-ı Harbiye-i Şahânesi, Yunanistan ‘a karşı örgütlenecek Kurtuluş Savaşı için, I. Dünya Savaşı ‘nın Enver aleyhtarı iki ünlü kahramanını seçmiştir: ‘Çanakkale Kahramanı’ Mustafa Kemal Paşa, ‘Hamidiye Kahramanı’ Rauf Bey (Orbay): nasıl, hiç de fena fikir sayılmaz değil mi?

Nitekim, plan mucibince, bölgelerini tesbit ve teftiş ederek, bu iki lider, daha önce o yörelere gönderilmiş ve görev başında bulunan, iki kolordu kumandanına, Ali Fuat Paşa ve Karabekir Kâzım Paşa ‘ya (12. ve 15. kolordular) mülâki olacaklardır; zira onlar da plandan haberdar ve uygulamasında vazifelidirler. Öyle de olmuş, Mustafa Kemal Paşa , yolu biraz uzasa da, eninde sonunda Erzurum ‘a; Rauf Bey ise, Ankara ‘ya varmıştır.”)

( Tesbit/ 7. ”… hal ve keyfiyet bu merkezde iken, Sultan Vahdettin’in ve Sadrazamı’nın durumdan haberdar olmadığını söylemek, yalnız saflık olmaz; üstelik tarihi tahrif etmek olur; elbette haberdardılar, Sultan Vahdettin tarafından kabul edildiğini, bizzat Gâzi ‘hatıraları’nda belirtir; belirtir de, iş bu kadarla kalmamıştır.

Bilindiği gibi Mustafa Kemal Paşa, Anadolu ‘ya 3. Ordu Müfettişi (aslında kumandanı) olarak hareket ediyor; maaşını Osmanlı hazinesinden alacaktır; kısacası Osmanlı devletinin görevli bir askeri; o kadar böyle ki bu, ona verilen ‘fevkalâde görev dolayısıyla’, Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye tarafından, yetkilerinin nasıl ve ne kadar genişletildiğini, saklamaz; açıkça söyler.

O zaman, sanırım sorulacak soru şudur: muhtemelen Intelligence Sevice ‘ın malûmatı dahilinde, girişilen bu harekâtta, İngilizler ‘in birdenbire pirelenmesi ve telâşlanması; Mustafa Kemal ‘i durdurmak, tevkif etmek gibi rivayetlerin yayılması; acaba gerçekten özel bilgiler edindiklerinden midir, yoksa Paşa’yı halk nazarında büsbütün ulusal kahraman mertebesine çıkarmak için midir?

Her ikisi de, mümkün görünüyor. Gâzi ‘nin Yunanlıları yenecek kahraman olabilmesi, halk tarafından benimsenmesi için, İngilizler ‘in ona düşmanlık göstermesi; hatta Padişah ‘ın onu görevinden alması; etkileyici kurnazlıklardır; öyledir de, İngiliz İstihbaratı ‘nın Paşa ‘dan pirelenmesi için, başka nedenler de yok sayılamaz!…

Ne gibi mi?..”)

Ya ‘Teşkilât-ı Mahsusa’ da, işe karışıyorsa?

( Tesbit/ 8. ”… Mustafa Kemal Paşa, maiyeti erkânıyla Bandırma vapurunda giderken; İngilizler, Dersaadet ‘te İttihatçılar ‘dan kalma ‘Teşkilât-ı Mahsusa’ bakiyesinin, görevlerini sürdürdüğünden haberdar idiler. Bunun böyle olduğunu anlamak için, örgütün son başkanı olan, Kaymakam (Yarbay) Hüsamettin Ertürk ‘ün hatıralarını okumak yeterlidir.

Anlaşılıyor ki, Miralay İlyaçef ‘Yoldaş’ -adı başka, ya da bir başka şahıs da olabilir- Rusya ‘dan, muhtemelen Enver Paşa adına, hem emirleri, hem de ‘miktar-ı kâfi meblağı’ onlara ulaştırmış; ‘direnişçi’ ‘Karakol Teşkilatı’ böylece örgütlenme aşamasına ulaşmış; hatta faaliyete geçmiştir: Dersaadet ‘in çeşitli semtlerinde, direniş yuvaları kurulmakta, bazı ‘eylemleri’ cephane hırsızlığına, hatta işgal subaylarını öldürmeye kadar uzanmaktadır.. Bu hem Sovyetler ‘in, hem de İttihatçılar ‘ın -aslında belki de Almanlar’ın – devreye girme teşebbüslerinin somut işareti sayılamaz mı?

Peki , -Almanlar ‘a ve İttihatçılar ‘a olan nefreti ve karşıtlığı bilinmesine rağmen- acaba Mustafa Kemal Paşa , el altından bunlarla işbirliğine girmiş olamaz mı?

Film gittikçe daha gerilimli, daha heyecan veriyor öyle mi? Eski deyimle, ‘mabâdi Cuma-yı şerife!’

Cumhuriyet, 10.08.2005