“…´Kılınç Paşa´ Ne Diyor?..”

Açık konuşmak, dürüst olmak! Ne hikmetse, çoğumuzun, beceremediği bu! (Ya da, çok iyi becerdiği!) Örnek mi? En basiti, belki de en yaygını şu: Ülkemizde halk, metropollerden içerilere -yâni Anadolu ‘ya- gittikçe, Batı ‘ya karşı hoşnutsuzluğunu gizlemiyor; yâni yabancı sermaye ve uydusu çevrelerden çıkıp da, halkın nabzını tuttunuz mu, sonuç budur: Söz olarak da, davranış olarak da, Türk halknın büyük çoğunluğu, Batı ‘ya tepki duyuyor.

Gerçekte, aydın kesiminde, ‘Batı karşıtlığı’ nı besleyen, biraz da bu değil midir? Acaba? Zira işin incesi aranırsa, ilginç sonuçlar çıkabiliyor: Meselâ bazıları Avrupa Birliği ‘ne de, Türkiye ‘nin AB üyeliğine de, atıp tutuyor; söylemedik lâf bırakmıyor; bakıyorsunuz, söz ABD ‘ye ve onun ünlü BOP ‘sine gelince, çıt yok! Bazılarıysa, bunun tam aksi konumdadır. ABD ‘den söz açıldı mı, ‘ulusalcı’ nın en önde gideni onlar, ne sömürücülüğünü bırakıyor, ne işgâlciliğini; ama söz Avrupa Birliği ‘ne dayandı mı, çıt yok!

Hazin, -hazin de lâf mı, düpedüz vahim- ama; durum insana neyi çağrıştırmaktadır, bilir misiniz; Mütâreke yıllarında, İstanbul, işgal altında kıvranırken; Beyoğlu ‘ndaki lüks otel lobby ‘lerinde, manda tartışması yapan, ‘alafranga’ aydınlarımız acaba hangisi tercih edilmeli, İngiltere mandası mı, yoksa Amerikan mandası mı? Bildiğiniz gibi, o zaman da Anadolu içlerinden yükselen ses farklıydı: ”Hürriyet” ve İstiklâl-i tam!..”

Günümüzde durum değerlendirmesi yaparken, ‘Ulusalcı’ nın bu tür ‘gizli mandacılar’ a karşı uyanık olması gerekiyor: Hangisinin, kimin davuluna oynadığına dikkat etmek, zorunluluk! Onun içindir ki Türkiye ‘nin geleceği ve savunması konusunda, öteden beri Avrasya Alternatifi ‘ne dikkati çekmiş Org. Tuncer Kılınç ‘ın (e); Cihet-i Askeriye ‘de varlığı bilinen, NATO’cu takımına oranla; Gâzi ‘nin, Müdafaa-i Hukuk döneminde tasarlayıp, 30’lu yıllarda uygulamaya geçirdiği, ‘Ankara Merkezli Dış Politika’ mantığına ve gerçeğine, hayli yakın nokta-i nazarı dikkati çekiyor.

‘Avrasya Açıkoturumu’ ndaki bazı çarpıcı ‘tespitleri’ ne şöyle bir baksak, bunu göremez miyiz?

Rusya, Çin, Türkiye ve İran!..

(Kılınç Paşa’nın Tespiti/1. ”…a/ ‘Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla, son on beş yıllık süreçte tek süper güç olarak kabul edilen ABD’nin, (buraya dikkat!) Avrasya’nın ‘kalpgâhı’ olarak kabul edilen Ortadoğu, Hazar Bölgesi, Kafkasya ve Orta Asya’daki yayılmacı faaliyetlerinin de, bölgede büyük sıkıntılar yaratacağı kaçınılmazdır…”

”…b/ Bugün Avrupa, zaman zaman ABD’nin ‘Dünya Hâkimiyeti’ne yönelik bazı teşebbüslerine karşı tavır alarak, frenleme görevini yerine getirmeye çalışıyor. (buraya dikkat!) AB’nin bu çabalarının etkili olabilmesi için, Avrasya bölgesi ülkelerinin, AB’yi örnek alarak oluşturacakları bir yapı ile ayrı bir güç haline gelmesi gerekmektedir…”

”…c/ Her ne kadar Şanghay İşbirliği Örgütü ile Rusya ve Çin, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan

ve Özbekistan’la birlikte, bir güvenlik ortamı oluşturmakta büyük bir mesafe katetmişlerse de; bu birliğin ekonomik ve siyasal alanda daha fazla genişlemesi ve caydırıcı güç merkezi oluşturmasında zaruret vardır…”

”…d/ (buraya dikkat!) Avrasya organizasyonu içinde, başta Rusya, Çin, Türkiye ve İran olmak üzere, Karadeniz çevre ülkeleri ve Ortaasya ülkeleri yanında, yüksek potansiyele sahip Hindistan ve Pakistan’ın yer almasının da son derece büyük faydası vardır. Bölgedeki böyle bir dayanışma, yalnız ABD’nin değil, ‘süper güç olma’ çabasındaki diğer ‘yayılmacı’ ülkelerin de, insanlık için sıkıntılar yaratabilecek, muhtemel teşebbüslerine fırsat vermeyecektir…”

”…e/ Yeteri kadar hızlandırılmadığı takdirde, Ortadoğu’da sıranın İran’a geleceği hususu göz ardı edilmiş olacaktır ki, böyle bir girişim dünyanın başına son derece büyük felâketler getirecek niteliktedir…” (Aydınlık, 12 Eylül, 2004)

İşe rüfâiler mi karışıyor?

H em sağduyu yüklü, hem de Gâzi Mustafa Kemal Paşa ‘nın Anadolu Yarımadası ve Türkiye için uygun gördüğü savunma stratejisine uygun olduğu için, Kılınç Paşa ‘nın tespitleri ve önerileri, fevkalâde akla yakın görünüyor. Cihet-i Askeriye ‘de, benzer düşünen, birçok beyin olduğu, kimsenin meçhulü değil! Anlayamadığımız, neden bu beyinlerin, tam anlamıyla ‘ulusal’ bu ‘savunma idrakini’, görevde iken bir türlü ‘uygulamaya’ geçiremedikleri!

Eskiler ne derdi? İşe Rüfâiler mi karışıyor, nedir?

Cumhuriyet, 06.10.2004