“…´Marka´yı Bir Gecede ´Yaymak´!!..”

Çağrışım/5 ”…şimdi diyeceksiniz ki, ne alâkası var; o iş başka, bu iş başka. ‘Cumhuriyet’ le ‘Demokrasi’ arasında, Regis Debray ‘nin altını çizdiği, önemli farklar olabilir; bunun neresi ‘İhtilâl İmâlatçıları’ na dokunuyor. Doğrusu ben de sonradan fark ettim ama, dokunuyor; hem de ayrıntılara değil, doğrudan doğruya ‘esâsa tâallûk eden’ bir dokunma bu!

Tutsaklığı, ticarete dönüştürmek!

Debray, ne diyordu? ‘Cumhuriyet liselerinin son sınıflarında Felsefe okutulur.’ Birey devletin himayesindedir: ‘Demokrasiler’de iş Tanrı’ya -yâni Kilise’ye- bırakılmıştır; yâni İncil okuturlar.’ ‘ Bunun uygulamadaki görüntüsü nedir? Halklar, ‘Hürriyet, Müsavat, Uhuvvet’ için, soyluların saltanat sürdüğü ‘Ümmet toplumları’ na başkaldırmışlardır: başarılı olunca, kurdukları cumhuriyet’lerde, hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir, ‘lâiklik esas’ tır, bu bir; devlet, yurttaşına hem sorumluluk verir, hem ona sahip çıkar; bu iki! Ayrıca iktidar, serbest seçimlerle, (liberal) burjuva partileriyle; (Sosyalist ya da Komünist) işçi partileri arasında değiştirilirse de, ne devletin temel yapısı değişir; ne de yurttaşların birbirine ve devlete karşı sorumluluğu!

Aslında Protestan toplumların, lâikliğin, yüzüne bile bakmaksızın, -hatta saltanatı ve soylu kısmını muhafaza ederek- sözde halka intikal ettirdiği ‘özgürlük’; hangi şartlar altında, nerede, nasıl olursa olsun: liselerin son sınıflarında öğrencilere, İncil eğitimi verir. Kısacası, gerçekleştirilen, -yeni deyimiyle- ‘Sosyal bir Darwinizm’dir, ‘serbest teşebbüs’ maskesi arkasında, ‘kuvvetli’nin, -yâni zengin kısmının- kuvvetsiz’i -yani işçi sınıfını ve mazlumları- bir güzel ezip, sadece kendi çıkarını düşünmesidir ki; cezası Allah’a -yâni ‘Kıyamet Günü’ne bırakılarak- sınıfın sınıfa hükmetmesi, insanın insanı ezmesi; o da lâf mı, hatta devletin devleti -şu ya da bu şekilde- tutsak etmesi imkân dahiline girer; yâni iş Allah’a kalmıştır.

İşte ‘ihtilâl imâlatçıları’ nın, Protestan mantığına uyarak, halkların ‘kendi kaderini kendisinin tayin etmesi hakkını’ hiçe sayıp; bir ‘tutsaklığı sağlamak için, işi ticaret’ e dökmesi bundandır…)

‘İhtilâlin’ imâl ve ihracı…

(Tesbit/7. ”…işte Belgrad’da böyle bir ‘İhtilâl Ticarethanesi’ sahibi olan, Aleksandar Mariç, ‘imâl ve ihraç ettikleri ihtilâlleri’, aynen böyle; yâni ‘serbest teşebbüs’ sahibi, bir ‘işadamı’ gibi anlatıyor:

”…1/ İhtilâl için bir slogan, bir parola gerekir; bunun ihtilâlci grup tarafından kolay hatırda kalabilmesi için, kısa, en fazla iki heceden ibaret olması zorunludur: Tıpkı Levi’s ya da Coca gibi; bu bir bakıma ihtilâl’in imzası, bir bakıma ‘markası’ olacaktır ( Evet, aynen böyle demiş! )…

”…2/ İkinci aşama, bu yeni ‘marka’nın ‘piyasaya’ girmesi oluyor. Nasıl mı? Buyurun size, yıldırım gibi bir kampanya örneği: 2003 yılı ilkbaharında, Soros Kuruluşları ( bak hele, sen! ) Aleksandar Mariç ve ekibini Gürcistan’a gönderiyor, amacı belli, bu ülkede yeni yeni, rejim karşıtı bir direniş oluşmaktadır, görevleri onları eğitmek! Direnişçiler, hepitopu yirmi kişi kadar, üstelik ‘firmalarının’ ‘markası’nı da seçmişler: Kmara, yâni ‘yeter’ anlamına gelen, iki heceli bir kelime!

…3/ Geriye ne kalıyor? ‘Marka’yı bütün Gürcistan’a yaymak! Belgradlı Che’nin, yâni Aleksandar Mariç’in sunduğu eylem planını, heyecanlı Gürcü gençler, derhal mevki-i tatbike koyuyorlar: bir nisan gecesi, başkent Tiflis’in ana caddelerinde, ayrıca Gürcistan’ın başka yedi şehrinde, yüzlerce ‘Kmara/Yeter’ amblame dolaşıyor. Alınan sonuç, umulan ve beklenilenin çok üzerindedir; ertesi sabah gün doğarken, herkes Kmara’nın sözünü etmektedir; o kadar ki, ‘bizzat’ Şevardnadze tuzağa düşmüştür: çoluk çocuğun bu hareketini, görmezden gelip geçeceği yerde, sabah akşam, radyolarda ve televizyonlarda ‘takbih ederek’; o bir avuç ‘Kmara’cıya, umulmadık ve beklenmedik bir reklam yapmış; onların, büyük bir kitle hareketi gibi görünmelerini sağlamıştır. Ne demek peki, bu? Şu demek: ‘Pazarlama’ operasyonu başarılı olmuş, ‘ihtilâl’in markası, bir gecede bütün yurda yayılmıştır..”)

İyi de, asıl sorun bundan sonra başlamıyor mu? Parayı nereden bulacaklar? Tabii bu soruya, herkes kafasına göre, farklı bir cevap veriyor; kimisine göre şuradan, kimisine göre buradan! Gerçek şu ki, bu sorunun cevabını, sonraki aşamayı, tartışırken öğreneceğiz.

Nasıl, beğendiniz mi?

Cumhuriyet, 01.07.2005