“…´Millî Şef´in, ´Demokratlığı´!..”

… ‘Bir bilmecem var, çocuklar’ diye başlayıp; hepinize şöyle bir soru sorsam; acaba ne cevap verirdiniz; ve cevabınız, doğru olabilir miydi? Soru şu: ‘Millî Şef’ döneminde, basının -bu arada tabii rejim’in de- durumunu anlatan, şu çarpıcı paragraf, kimin kaleminden çıkmış olabilir?

”… Meclis, Hükümet hukûken vardılar; fakat politikayı, bizzat ve doğrudan doğruya, İsmet İnönü idâre ediyordu. ‘Milli Şef’in mahzurlu saydığı her şey, Türkiye’de yasaktır. Bundan dolayıdır ki, gazetelere gelen emirler arasında, bazen nasıl yorumlar yazılması gerektiği bildiriliyordu. Başka emirlerde ise, ‘Millî Şef’ ile, hatta ‘Millî Şef’in ailesi ile ilgili haberlerin ‘büyük’ verilmesi bildiriliyordu. Bu, mutlak hâkim İsmet İnönü’nün kudretini dosta düşmana gösterecekti. Bundan dolayıdır ki, bütün harp yılları esnasında, Cumhurbaşkanını bir konserde, bir temsilde, at yarışlarında gösteren fotoğraflar, çarşaf çarşaf yayımlandı…”

Eminim ki, bilemediniz; tahmin etmeniz bile zordu; zira bu satırlar, Millî Şef ‘in ‘damadı’ gazeteci Metin Toker ‘in kaleminden çıkmıştır; üstelik, yazdıklarının tamamı, sapına kadar doğrudur. (bkz. ‘Tek Partiden Çok Partiye’, Milliyet Yay. s. 21, 24, 26. 1970.)

Nâdir Nâdi Bey’in tanıklığı…

‘Millî Şef’ dönemini, ayrıntılarıyla, gazetecilerden dinlemek; insana hem hüzün verir, hem güldürür; bunlardan birisi de, Nâdir Nâdi Bey ‘in ‘Hatıralar’ ında sözünü ettiği, şu olaydır:

”1943 yılı başlarında idi; bir gün Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’e rastladım; yüzünde bir tuhaflık, daha doğrusu bir eksiklik vardı. Yücel’in, dikkat edince, bıyıklarının yok olduğunu gördüm. ‘- … Hayrola üstad, neden kestin o güzelim bıyıklarını?’, ‘- … Sorma, Millî şef istedi..’ Evet ‘Millî Şef’ öyle uygun görmüştü. Yalnız Hasan Âli Yücel’e değil, başta Başbakan Şükrü Saracoğlu, dudağının üstünde erlik belgesi taşıyan bütün hükümet üyelerine, bıyıklarını ustura ile kazımalarını emretmişti. Onlar da, bıyık yüzünden istifa edecek değillerdi ya! ‘Değişmez’ Genel Başkan’ın emirlerini yerine getirmişlerdi. Fakat Hükümet üyelerinin çehresine bıyık yakıştırmayan ‘Millî Şef’ nedense kendininkilere dokunmaya lüzum görmüyordu…” (Nâdir Nâdi, ‘Perdenin Aralığından’, s. 176/180.)

Dr. Necdet Ekinci , eserinde ne diyor; ‘Millî Şef ‘in -dolayısıyla CHP ‘nin- tartışmasız benimsemiş olduğu, o ünlü ‘Tek Millet, Tek Parti, Tek Şef’ sloganı yok mu, ülkede o zamanki duruma ve ‘halet-i ruhiye’ ye, -o da lâf mı her şeye-, tamamiyle hükmediyordu:

”… Bu anlayış, İkinci Dünya Savaşı boyunca, dış siyasal koşullara bağlı, ama bazı değişiklikler göstererek; çok partili düzene geçinceye dek Türkiye’nin iç ve dış politikasına hâkim olacaktır…” (a.g.e. s. 133)

Neresinden bakılsa…

İ stanbul ve mülhâkatı, o yıllar, inanılmaz bir Sıkıyönetim baskısı altında yaşamıştır; önce Edirne,

İstanbul, Kırklareli, Tekirdağ, Çanakkale ve Kocaeli illerinde, bir aylık bir sıkıyönetim ilan edilmiş, komutanlığına General Ali Rıza Artunkal getirilmişti. Hükümetin sıkıyönetim ilânına gösterdiği gerekçe şuydu:

“… Umumi siyâsetin gösterdiği lüzûm ve icâpları mütalâa eden İcra Vekilleri Hey’eti, Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu’nun 86. maddesince bir ay müddetle sıkıyönetim uygulanmasına, 20 Kasım 1940 tarihinde karar verdi..”

Diyeceksiniz ki, bir aydır, çabuk geçer, hayır öyle olmuyor.. savaşın sonuna, hatta çok partili düzene geçinceye kadar, sıkıyönetim sürekli uzatılıyor: 20 Aralık 1940 tarihinde üç ay; 19 Mart 1940 tarihinde üç ay; 20 Haziran 1942 tarihinde altı ay; 12 Aralık 1941 tarihinde, altı ay; 12 Haziran 1942 tarihinde altı ay 2 Aralık 1942 tarihinde altı ay, vb. şekilde yürüyüp giderek, son uzatılışını 1 Aralık 1944’te gerçekleştiriyor…

Bunun en büyük basıncı -Komünistler ve Türkçüler hâriç- tahmin edileceği üzere, basın üzerinde hissedilmiştir; eldeki rakamlara bakılırsa, Cumhuriyet 5 kere, Tan 7 kere, Vatan 9 kere, Tasviriefkâr 8 kere, Vakit 2 kere, Yeni Sabah 3 kere, Akbaba mizah dergisi 4 kere, Son Posta 4 kere, Haber 2 kere kapatılmış, bazılarında kapanış süresi ayları bulmuştur: Tan gazetesinin başına gelecek olan olaylardan, hiç söz etmiyoruz..

Buna rağmen, o zamana göre, o kısıtlı ve kıt imkânlarla; ülkemiz gazeteleri, sanırım görevini bugünkünden çok daha iyi ve bilinçli yapıyorlardı. 40’lı yıllarda; bir bakıma, Millî Şef ‘saltanatı’ nın en görkemli döneminde, eldeki rakamlara göre gazetelerin tirajları şöyleydi:

”… Cumhuriyet, 16.000; Ulus, 12.000; Tan, 12.000; Vatan, 7.000; Yenisabah; 10.000, Vakit, 4.000…” (Cemil Koçak, Türkiye’de Millî Şef Dönemi’, Ekler kısmı, s. 512, 513. Yurt Yayınları: Ankara 1986).

Yâni, neresinden bakılsa, ‘Millî Şef’ in ‘demokratlığına’ diyecek yoktu, doğrusu!

Cumhuriyet, 11.04.2005