“…O, Kendisi İçin Bir Şey İstemiyordu!..”

…durup durup, hatırlıyordum; kafamda sanki bir şimşek aydınlığı; ne vesileyle, hangi münasebetle Şükran (Kurdakul) aklıma gelse -Paris ‘serencam’ ımızda, bir başka bin yıllık dostum Tacettin Karan ile, dilimize pelesenk ettiğimiz- o mısra, bir hüzün kervanı halinde, zihnimden geçiyor:

”… gün gibi âyân oldu içime/ encâmı fenâdır bu gidişâtın!..”

Onun bir şiirinden miydi, yoksa ‘fedailer mangası’ nın başka bir şairinin mi, unutmuşum; unutamadığım, bin yıllık bir dostumun, dönüşü olmayan o yolculuğa hazırlandığı!. Her defasındaki telefondaki sesi, kulağımda biraz daha kırık, hatta uzak; ”-…biliyorsun, artık göremiyorum; üstelik ilaçlar beni bunaltıyor!…”

Eşi az bulunur bir ‘fikir ve sanat işçisi’ idi; biz o ‘fedailer mangası’ nın (Dinamo, A. Kadir, Rıfat Ilgaz, Ö. F. Toprak, Suat Taşer, Akıncıoğlu, Cahit Irgat vd.) ikinci kuşağıyız; biz, yâni kimler: Enver Gökçe, Ahmed Arif, Arif Barikat, Şükran Kurdakul, Berin Taşan, vs. İçimizde, yalnız Şükran ve ben, şiirle yetinmedik; o, daha o yıllarda, İzmir ‘in çok da elverişli olmayan koşullarına rağmen, iki dergi çıkarma teşebbüsüne katılmıştı: ‘Adım Adım’ ve ‘Genç Nesil’ (1947 Sonbaharı). Mektupları beni, o sırada neredeysem (İstanbul, Bahçe, Sındırgı) orada bulur; dergilere katkım, onunkiler gibi, şiir olarak görünürdü: ‘941’de İzmir’, ‘Cemşid Hun’la Hasbıhal’, vs. Peki ya onun katkısı? Meselâ Beklenen’;

”…tamamiyle gönül verdik macerasına dünyanın/ Hangi derdin sevincin bizim oldu ki/ Vapurlarda trenlerde görmezlikten geldik yüzünü/ Bir gün olsun içimizi bile kıpırdatmadı/ Çizgileri çehrenin/ Dünya asırlardan beri döndü dolaştı/ Asırlardan beri anan ağladı senin…?

”…hangi derdin hangi sevincin bizim oldu ki/ Güya yirminci asırdadır yaşadığımız günler/ Dünya dönmekte berdevamdır/ Şimdi bir parçan gece işinde/ Bir parçan güvertelerinde gemilerin/ Hudutlarımızda nöbetimizi bekleyen/ Asker tarafın da vardır…”

O kalın, o yüreklendirici gülüşüyle…

… sanırım Sındırgı ‘da, yeşil yansımalı yaprak zengini, bir yaz tatili; hiç beklemediğim bir mektup: Naci Ağbiy (Sadullah) İzmir ‘de günlük bir gazete çıkarıyormuş; Şükran ona yardımcı oluyor; ne gönderebilirsem, göndermeliymişim! ‘Havadis’, İnönü Cumhuriyeti ‘nin ‘karanlığında’, yoksul ama yürekli bir gazete idi; Nâzım ‘ın ancak kısa elyazmalarını görebildiğimiz Kurtuluş Destanı ‘nın, ayrıntılı ilk parçalarını orada okumuştuk. Aramızda ne zaman o bahis açılsa, gözlerindeki pırıltılar hem yoğunlaşmış, hem çoğalmıştır.

Erzincan dönüşü; terhis olmuş; İstanbul ‘da Yeşilçam ‘parantezini’ yaşamaktayım; Şükran, Gümüşsuyu ‘nda ‘Ataç Kitabevi’ ni açmış, her cumartesi beraberiz. Ardı ardına, adı değişen dergiler çıkarıyor, niyeti yayıncılık; o buluşmamızın nedeni bu, ama neden o gün Beyoğlu Postahanesi ‘nde gerçekleşmişti, hatırlamıyorum; mevcut yayınevleri, birikmiş şiirlerimi yayımlamıyorlar; Şükran o kalın, o yüreklendirici gülüşüyle: ”-… gel, ortak basalım!” demişti; bunu söylerken bazı ‘şûyî’ dostlarının (bir kısım solcular) ona kızacaklarını bilmiyor muydu; evet bilirdi ama, aldırmazdı: olay sayılan ‘Ben Sana Mecburum’ u, arkasından ‘Belâ Çiçeği’ ni, en mühimi ‘Kurtlar Sofrası’ nı o yayımladı; hayli hacimli olduğundan, paramız yetmemişti; romanı bir kerede basamamıştık, ikiye bölünmüştü; ilk cildini İstanbul ‘da gördüm, ikincisini Paris ‘e gönderdi; Neuillysur-Seine ‘deki yalnızlığıma!

Bekliyorum – bekliyorsun – bekliyor…

Şükran (Kurdakul), bir başkalarının yaşantısından da, aklından da çıkabilir; benim, -yâni ‘dava arkadaşı’ nın- ne yaşantısından çıkar, ne de aklından; ama çıksa da üzüntüye mahal yoktur: o da, başta Nâzım ‘ın bulunduğu, fedailer mangası’ gönüllülerinin, yanına gitmedi mi? Hepimiz orada buluşmayacak mıyız? Şu anda onlara, kim bilir neler anlatıyordur; artık ‘Yürüyüş’ gibi, ‘Pınar’ gibi, ‘Başak’ gibi, ‘Yeryüzü’ gibi, ‘Beraber’ gibi, biri çıkıp biri batan dergilerin, kaybolduğunu mu; Post/Modernizm ‘hainliğinin’, yalnız ‘Toplumcu Gerçekçi’ sanatçılarımızı değil, ‘Eleştirel Gerçekçi’ olanları da, unutturmaya çalıştığını mı; yoksa.. evet yoksa, Kemalizm/Sosyalizm bileşkesinde, yeni bir ‘dip dalgası’ nın yükseldiğini mi?

O zaman gel de, ‘Beklenen’ in son mısralarını hatırlama:

”… Tamamiyle gönül verdik macerasına dünyanın/ Kalplerimiz ıstırabı peynir ekmek kabul ediyor/ Harmanlardan tut mağden ocaklarına kadar bizim/ Memleketim yemekten içmekten kesilmiş/ Bekliyorum – bekliyorsun – bekliyor…” (Genç Nesil, Ekim 1947, İzmir)

Cumhuriyet, 03.01.2005