“…O ´Korkulu Rüya´yı Görecek miyiz?..”

(… Öğretim ve eğitimi ’ecnebi’ , yapımı ’misyoner’ , okul ve üniversitelerle ilgili, o birkaç ’söyleşi’ , epeyce yankı yaptı; bir yandan, halkımızın o konuda ne kadar ’dolu’ olduğunu görmüş olduk; öte yandan, bu iş böyle sürerse, ’geleceğin’ ne mertebe ’karanlık’ olacağına ilişkin, ciddi ’işaretler’ önümüze çıktı. Sanırım, başlangıcı bu tür ’ecnebi’ bir öğretim sisteminin, ne türlü ’karanlık’ bir son hazırladığının en çarpıcı örneği, yurtdışında yaşayan bir hekimden gelen e-mail oldu; aynen şudur:

’’… Çok Sayın, Muhteren İlhan Beyefendi; 35 senedir Amerika’da çalışan bir tıp doktoruyum. Türkiye’de eğitim tamamen Türkçe olmalı, yabancı dil yan olarak öğretilmeli; yoksa geleceğimiz, hakikaten karanlık / Dr. C. Tunca…’’

Fakat asıl ’karanlığın dehşeti’ , besbelli gençliğini Amerikalılara kaptırmış hekimimizin, e-mail ’indeki, gönderen adresine bakınca anlaşılıyor. ’’Josh. C. Tunca!’’

Yorumsuz!)

Bizler kim zannediliyoruz ki…

Anlamlı tepkilerden bir tanesi, Demir Kuloğlu ’nun (asıl adı mahfuz) gönderdiği mesajda mündemiç; kısa, az ve öz sözle, sayfaların zor anlatacağı, acı bir gerçeği özetleyivermiş:

’’… Bu misyoner okulları ile ilgili olarak, internette ilginç bir belgeye rastladım. Site (buraya dikkat!), Amerikan Devlet Bakanlığı’nın web sitesi; ve orada, bir taraftan, ’yurtdışındaki Amerikan okulları, bize bağlı değildir’ diyorlar; ama diğer taraftan da, ’bu okullara yılda 400 milyon dolarlık bütçe veriyoruz’ deniyor; yâni bu ne perhiz dedirtiyor insana! Özetle, sizin ’misyoner okulları’ ile ilgili görüşlerinizi, tamamen haklı çıkarır nitelikte!..’’ (8 Şubat 2004)

Bir gün sonra, Nevin Güzeldağ ’ın (asıl adı mahfuz) mesajı geldi; onun söyledikleri, daha ziyade, eğitimi Türkçe olan büyük kalabalığın, kederini ve öfkesini yansıtıyor; demiş ki mesela:

’’… O özel bankanın ilânındaki bu ecnebi kökenlilik detayları, beni de çok şaşırttı ve çevremle paylaştım bunu; bu topraklar üzerinde var olan bizler kimiz ki, ya da kim zannediliyoruz ki; bu ülke vatandaşlarını istihdâm etmek görevleri bulunan, büyük bir holding bankası, kendi üniversitelerinden, ya da benzer, paralı ve ecnebi dilde öğretim veren üniversitelerden mezun gençlere bu imkânı veriyor. Uzun süredir öğretime dayatılan bu dil bilmecesi ve anadilde öğretimi dışlayan ve küçümseyen bilinçsizlik, nereye kadar yol alacak; ve bu konu kültür, siyâset vesaire dünyamızda, nerelere kadar dallanıp budaklanacak? Açıkçası ürküyorum…’’

’’… Türkçe eğitim almış ve bilim dalını da Türkçe okumuş bir üniversite mezunu olarak; bugün ve gelecekte, ancak parası olanın okuyacağı; meslek, iş ve mevki sahibi olduğu ve olacağı bir ülkede, hangi konuda nasıl ümit beslemeli bilmiyorum. Biz kimiz ve nereye gidiyoruz, sorusunu sormalıyız bence. Sizin geçen gece tv programınızda alıntı yaptığınız , Atatürk ’e ait şu sözler, şu an için bile ne kadar uygun: ’Başka devletler, neden bizim iyilimiğizi düşünsünler: bizim iyiliğimizi istesinler ki!’ benzeri bir sözdü…’’ (9 Şubat 2004)

Bu da bir başkası…

… Oysa bir gün önce, Cengiz Tantürk (asıl adı mahfuz), sorunla ilişkili başka bir çarpıklığa parmak basıyordu; onun üzerinde durduğu nokta, daha az önemli değil: Bakar mısınız ne diyor?

’’… Ben gıda mühendisliği son sınıf öğrencisiyim, paylaşmak istediğim konu filân gıda şirketinin internet sayfası, ilk defa staj yapacak fabrika ararken karşılaştım bu sayfayla, dehşete düştüm dersem, yeridir; çünkü sayfa tamamen İngilizce hazırlanmıştı; dikkatinizi çekerim, ’tamamen İngilizce’ diyorum, Türkçe olarak bir seçenek yok; ürün isimleri ve tanıtımlarına varıncaya kadar, her şey, baştan aşağı İngilizce tasarlanmış. Adresi com.tr ile bitip de, yabancı sayfalardan farkı olmayan bu sözde Türk kuruluşunun yaptığından utandım…’’

’’… Ama sessiz kalamadım, olayı bütün arkadaşlarıma anlattım, ne güzel ki bana katıldılar, hemen e-postalara sarıldık hepimiz; ama, maalesef değişen bir şey olmadı. Yılmadık, telefon ettik, onlarca kez. En son aradığımda çıkan bey, bütün düşüncelerimi paylaştığını, bunun yılbaşından itibaren düzeltileceğini ve sayfanın Türkçe yayınlanacağını söyledi. Üzülerek görüyorum ki, yeni yılın ikinci ayının ortasına yaklaşmamıza rağmen, sonuç hâlâ eski hamam, eski tas…’’

’’… Türk diline gönül vermiş yurttaşlar, bu yapılan Türk halkına hakarettir. Türk insanı Türkçeden anlamaz mı ki, İngilizce sayfaya bakmak zorunda bırakılmış. Sâde vatandaş, firmanın tarihçesi hakkında bilgi edinmek isterse, ne yapacak? Bir sene ’Hazırlık’ mı okuyacak? İhracat yapma amacı, kesinlikle geçerli bahane değil, bunlara kanmamalıyız. Hani ’bundan böyle dergâhta, mecliste, sokakta Türkçe konuşulacak, Türkçe yazılacak idi?’ Ne çabuk unuttuk, unutturuldu? Birlikten kuvvet doğar, bu utancı onların yüzüne vurmakta devam etmemiz gerek; elbet onlar da bir gün, yaptıklarının yanlış olduğunun farkına varacaklar; yeter ki biz sessiz kalmayalım?..’’ (8 Şubat 2004)

Çocuklarımız, ’ulusallığına’ sımsıkı sarılıp, ’yurttaşlık bilinci’ne böyle sahip çıkarsa; 35 senedir Amerika ’da kaybolmuş, o genç Tıbbıyeli’nin gördüğü korkulu rüyayı, herhalde görmeyiz.

Cumhuriyet, 01.03.2004