“…´Olmaz Olmaz´, Deme!..”

(Tesbit/3. ”…acaba XXI. yy. başlangıcında, Ülkücü delikanlıların afişinde, Başkan George Bush Jr. ‘ın koluna, Hitler ‘in ‘gamalı haç ‘ını taktıran düşünce, şu müthiş tesbitin tabii bir sonucu sayılamaz mı?”

”…son yüzyıl içinde Müslüman dünyasının tümü, Batı Avrupa Emperyalizm’i tarafından sömürüldü ve onun ekonomisine maddi dayanak oldu. Bu olay Müslümanların dinlerini derinden etkiledi. Batı Emperyalizm’i başlangıcında, ‘Haçlı Seferleri’ biçiminde yayıldı; daha sonra, ekonomik fetihlere dönüştü ama Müslümanların çoğunluğu bu savaşı, her çağdaş siyasal bir çelişki (belki çatışma?) olarak gördü: yâni İslâma yönelmiş bir mücâdele biçiminde!..”

”…zaten aksi olanaksızdır, çünkü Müslümanların gözünde İslâm Dünyası ulus, kabile farkı olmayan bir bütündür. İşte bu nedenle İslâm, pek çok Müslümanın gözünde, ezilmiş ve savunmaya terk edilmiş bir din olarak görülmektedir…” (Zinn’Nacional Nostej, 14 Aralık 1921, ‘Medotyanti Religiozni Propagandy Sredi Musulman’)

Şu iki soru…

Ş imdi, iki soru: İlki, şu: Geçen yüzyılın başında, Sultan Galiyef ‘in yaptığı bu tesbit, bu yüzyılın başında aynen geçerli midir, değil midir? Batı ‘her çağda, İslâma karşı bir ‘mücadele yürütüyor’ mu, ‘yürütmüyor mu?’. İslâm, pek çok ‘Müslüman’ın gözünde ezilmiş ve savunmaya terk edilmiş bir din olduğu’ için; onların nezdinde, günümüzün şımarık çocuğu ‘ılımlı’ Müslümanlar; gittikçe ‘işbirlikçi’ gibi göründükleri için, gözden düşüyor mu, düşmüyor mu?

Diyeceksiniz ki, bu sorunun âlemi ne? Onu anlamak için, önce Sultan Galiyef ‘in ta o zaman yazmış olduğu, şu satırları hatırlamakta fayda vardır; demişti ki, hazret:

”…Avrupa toplumunda bir sınıfın, yâni Burjuvazi’nin yerine konacak bir Proletarya (işçi sınıfı) Yönetimi, Mazlum Ulusların durumunda hiçbir değişiklik yapmayacaktır. Böyle bir değişiklik olduğu takdirde, bu Mazlum Uluslar halkı için iktidara, yeni bir efendinin geçmesinden başka bir mana taşımayacaktır…”

Galiyef bunları söylediğinde, henüz Avrupa Tarihi’nde iktidar olmuş ‘Sosyalist’ yönetimler bulunmuyordu; önce Halk Cepheleri şeklinde, İspanyol ve Fransız Sosyalist ve Komünist Partileri; II. Dünya Savaşı biter bitmez de İngiliz İşçi Partisi (Labour Party), -hem de epeyce patırtı ve şatafatla- iktidar oldular. Soğuk Savaş boyunca, bu iktidarların, III. Dünya ülkelerine, (eski sömürgelerine) neler çektirdiklerine hepimiz şâhit olduk! SFIO (II. Enternasyonal’e bağlı, eski Fransız Sosyalist Partisi), Cezayir sorununda, öylesine basiretsiz ve o kadar kaba ve çıkarcı davranmıştı ki, partiyi yaşatabilmek için, Mitterrand ‘ı başına getirmek, adını değiştirmek zorunda kaldılar.

Başka türlü ifade edilse de…

Buradan bakarsak, ne görülüyor? Edward Hallett Carr ‘ın, aşağı yukarı haklı olduğu mu? Ne demişti, hatırlarsınız:

”…Ulusun, Burjuvazi’ye (orta sınıfa) ait olup; işçinin, anayurdunun bulunmadığı, XIX. yüzyılda; Sosyalizm ‘beynelmilel’ (uluslararası/enternasyonal) idi. 1914’te yaşanan kriz, bu bakış açısının, -geri kalmış Rusya dışında-, her yerde eskimiş olduğunu bir çırpıda gösteriverdi. İşçi yığınları, çıkarlarının nerede, -yâni sömürgelerin devamında- olduğunu, içgüdüsel olarak görüyorlardı.

…(sonuçta) Lenin, kendi ülkesinin yenilgisini, Sosyalist bir amaç olarak ilân etmekte; ‘sosyal şovenler’e karşı ‘ihanet’ feryatları koparmakta yalnız kalmış bir sesti. Uluslararası (Enternasyonalist) Sosyalizm, acıklı bir şekilde çökmüştü; onu yaşatabilmek için, Lenin’in giriştiği umutsuz artçı hareket, sadece Rusya’da ve orada da devrimci koşullar kaldığı sürece anlam taşıdı. Fiilî olarak ‘İşçilerin devleti’ yerleşince, ‘Tek Ülkede Sosyalizm’ mantıksal sonuç oldu: Rusya’nın sonraki tarihi ve Komünist Enternasyonel’in (Komintern) traji-komedisi; Milliyetçilik ile Sosyalizm arasındaki ‘ittifakın’, sürdüğünün parlak bir göstergesidir…” (Edward Hallett Carr, ‘Milliyetçilik ve Sonrası’, s. 33-34, İletişim Yayınları.)

Kim bilir belki Ülkü Ocakları afişindeki kolu gamalı haçlı Başkan Bush Jr. resmi ile ‘Kahrolsun Faşizm’ sloganı, bu gerçeğin, Türkiye ‘deki başka türlü bir ifade şeklidir.

‘Olmaz olmaz’ deme, ‘olmaz, olmaz!..’

l unmuyordu; önce Halk Cepheleri şeklinde, İspanyol ve Fransız Sosyalist ve Komünist Partileri; II. Dünya Savaşı biter bitmez de İngiliz İşçi Partisi (Labour Party), -hem de epeyce patırtı ve şatafatla- iktidar oldular. Soğuk Savaş boyunca, bu iktidarların, III. Dünya ülkelerine, (eski sömürgelerine) neler çektirdiklerine hepimiz şâhit olduk! SFIO (II. Enternasyonal’e bağlı, eski Fransız Sosyalist Partisi), Cezayir sorununda, öylesine basiretsiz ve o kadar kaba ve çıkarcı davranmıştı ki, partiyi yaşatabilmek için, Mitterrand ‘ı başına getirmek, adını değiştirmek zorunda kaldılar.

Başka türlü ifade edilse de…

Buradan bakarsak, ne görülüyor? Edward Hallett Carr ‘ın, aşağı yukarı haklı olduğu mu? Ne demişti, hatırlarsınız:

”…Ulusun, Burjuvazi’ye (orta sınıfa) ait olup; işçinin, anayurdunun bulunmadığı, XIX. yüzyılda; Sosyalizm ‘beynelmilel’ (uluslararası/enternasyonal) idi. 1914’te yaşanan kriz, bu bakış açısının, -geri kalmış Rusya dışında-, her yerde eskimiş olduğunu bir çırpıda gösteriverdi. İşçi yığınları, çıkarlarının nerede, -yâni sömürgelerin devamında- olduğunu, içgüdüsel olarak görüyorlardı.

…(sonuçta) Lenin, kendi ülkesinin yenilgisini, Sosyalist bir amaç olarak ilân etmekte; ‘sosyal şovenler’e karşı ‘ihanet’ feryatları koparmakta yalnız kalmış bir sesti. Uluslararası (Enternasyonalist) Sosyalizm, acıklı bir şekilde çökmüştü; onu yaşatabilmek için, Lenin’in giriştiği umutsuz artçı hareket, sadece Rusya’da ve orada da devrimci koşullar kaldığı sürece anlam taşıdı. Fiilî olarak ‘İşçilerin devleti’ yerleşince, ‘Tek Ülkede Sosyalizm’ mantıksal sonuç oldu: Rusya’nın sonraki tarihi ve Komünist Enternasyonel’in (Komintern) traji-komedisi; Milliyetçilik ile Sosyalizm arasındaki ‘ittifakın’, sürdüğünün parlak bir göstergesidir…” (Edward Hallett Carr, ‘Milliyetçilik ve Sonrası’, s. 33-34, İletişim Yayınları.)

Kim bilir belki Ülkü Ocakları afişindeki kolu gamalı haçlı Başkan Bush Jr. resmi ile ‘Kahrolsun Faşizm’ sloganı, bu gerçeğin, Türkiye ‘deki başka türlü bir ifade şeklidir.

‘Olmaz olmaz’ deme, ‘olmaz, olmaz!..’

Cumhuriyet, 09.02.2005