Parola Vatan, İşareti Namus

“…Bu nereden geliyor, onu da söyleyeyim. İzmir’de gazetecilik yapıyorum o sırada. 1960’ların sonlarına doğru. Karşıyaka’da oturuyoruz. Araba ile gittiğim zaman Alsancak’tan dolaşıyorum. Alsancak’tan dolaşırken gözüme bir taş ilişti benim, dikili bir taş, etrafında bahçe. Gazetecilik o ya… Arabadan indim, gittim baktım bu ne diye. Üzerinde eski harflerle bir şeyler yazıyor. Ben eski yazı okuyamam. Onları tatbik ederek kağıda yazdım. Bu işten anlayan bir arakadaşa götürüp okuttum. “Vatan ve namus” yazıyor dedi. Oraya bir taş dikmişler. Niye dikilmiş bilmiyorum. Kurcalamaya başladım. 1922’de Fahrettin Paşa’nın süvarileri Manisa üzerinden İzmir’e giriyorlar. En önde Şerafettin Bey’in bölüğü var. Bu bölük Alsancak üzerinden Konak’a doğru gidecek ki, hükümet binasına bayrağı diksin. O yola girerken harap bir binanın içinde pusu kurmuş Yunanlılar ateş ediyorlar. Bu ateşle İzmir’e girmek üzereyken üç askerimiz şehit oluyor. İzmirliler bunu unutamıyorlar. Unutamadıkları için de bu abideyi dikiyorlar ve yazılabilecek yazıların en güzelini yazıyorlar. Çünkü İstiklal Savaşı’nın özeti o: Vatan ve namus. “Vatan ve namus” deyince gelmeyen zaten kahpedir. Bu çok açık. Onun için bu arkadaşların hepsine anlattım olayı. Şimdi yine aynı durumdayız. Kafalarına torba geçiriyorlar askerlerin, gık demiyoruz. Bize köpek muamelesi ediyorlar, gık demiyoruz. Daha ne kadar sürecek, ne dersiniz dedim. Meğerse bir kısmının içi yanıyormuş, “Tabii yapalım” oldu. Mesela komünist gazetesinde yazı yazıyor Tevfik Çavdar, orada. Öbür taraftan Yarın diye bir gazete var, müslümanların. Onlara telefon ettim. Dedim ki, çocuklar son zamanlarda çıkan en iyi fikir dergisi galiba sizinki. Gerçekten çok derli toplu yazılar çıkıyor orada. Böyle böyle bir şey düşündüm, gelir misiniz? İkinci konuşmamda, “tamam geliyoruz” dediler. O arada karar veremeyip, iş tatbikata geçtikten sonra karar verenler var. Onlar da daha çok müslümanlar.”

NTVMSNBC 2005