Sabah

Attila İlhan 80 yaşında

Eserleri aşk ya da memleket acısı yaşayan yürekleri ferahlatan Attila İlhan “Hayatının yarısından fazlasını takiplerde geçirdiysen ölmek sıradan bir şeydir” diyor.

Kadından, paradan ve şöhretten uzak duracaksın

Esince yaz sıcağını dağıtan İzmir’in meltemi gibi, eserleriyle Türk edebiyatını serinleten aşk ya da memleket acısı yaşayan yürekleri ferahlatan Attila İlhan 80 yaşında.

İki kişiydik söyleşiye başladığımızda, iki saat sonra yüzlerce kişi… 80 yılını; şiiri, aşkı, mücadeleyi ve politikayı yoğuran dolu dolu bir hayatı anlatırken Attila İlhan, The Marmara Hotel’in kafesinde, yanımızdaki masa birden kalabalıklaşmaya başladı. “Ellerini tutabilsem eksiksiz ölürdüm” dediği Pia da oradaydı, “Süheyla değildi başkaydı adın” diye diretip “Gözlerindeki mavi kimin gökyüzü” diye sorduğu kadın da. Tüm içtenliğiyle “Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim” itirafında bulunduğu Aysel ise masanın en baş köşesinde, kendinden emin sonradan gelenleri gözetliyordu. Tam o sırada “Kallavi Sokağı’nda gördüğü”, Belma Sebil adını yakıştırdığı kadın, siyah saçları ve mavi gözleriyle çıkageldi. Hennelise ise Paris’ten getirdiği yağmur damlalarından şöyle bir silkelenerek kurtuldu ve masaya yaklaştı. Yine de kendilerine en çok güvenen “çarpılmışım başım sersem” diye seslendiği “jilet yiyen kız” gibi geldi bana… Masanın tüm sakinleri kadın değildi elbette, “Hayırsızın biriydi fikrimce” mısrasında kendisine haksızlık edildiğini durmadan tekrarlayan “Üçüncü şahıs” vardı ve başkaları da… Sadece bu kadar da değil, edebiyatın hemen her alanında eserler veren, senaryolar yazan, televizyon programı yapan, gazeteciliğini her fırsatta dile getiren İlhan’ın kahramanları doldurdu kafeyi… O, günlük yürüyüş güzergahının son noktası olan kafede, köşedeki masasında portakal suyunu yudumlarken anlatmaya başlayınca, pür dikkat kesildi hepsi…

– Bu yıl 80. yaşınızı kutluyorsunuz. 80 yıl sizin için rakamsal ya da yaşamsal olarak ne ifade ediyor?

– Hiçbir şey ifade etmiyor. Benim için 80 yaşımla 25 yaşım arasında hiçbir fark yok. Ne çalışma düzenimde ne hayata bakış açımda bir farklılık oldu. Asyalılar ölümü keşfedeli 3 bin sene oldu diye düşünüyorum. Bizde ölüm esastır. Ahmet Gazali ne demiş; ‘Dünyanın bir tek gerçeği var, o da ölüm.’

ÖLÜM ÇOK SIRADAN
– Ölümü Doğu ve Batı toplumlarını birbirinden ayıran bir kavram olarak görüyorsunuz. Siz nasıl yaklaşıyorsunuz ölüme?

– Bütün Doğulular gibi… Ölümün mevcudiyeti insanlığı dengeye götürüyor. Bir an şunu düşün; ölüm kalktı, isteyen yaşayabilecek. Her isteyeni yaşatacaklar mı, besleyebilecekler mi? Ölümü, hayatın diyalektik bir sonucu olarak alıyorum; hayat varsa, ölüm de var. Eğer 17 yaşında cezaevine girdiysen ve hayatının yarısından çoğunu takiplerle geçirdiysen ölmek sıradan bir şey…

– Yaşlılık ve gençlik nedir o halde size göre?

– İnsanın içindeki bir sorun bu. Biyolojik olarak yaşlanırsın; hoş onda da tereddütlerim oluyor benim. En son hastaneye gittiğimde, bütün iç organlarımın resimlerini çektiler. Çeken adam dehşet içinde, ‘Siz 21 yaşında falansınız’ dedi. İçerisi o kadar net, temiz. Temiz ama aksıyor (kalbini gösteriyor).

– Sağlıklı olmanızda sporun payı büyük olmalı…

– Futbol büyük bir hastalığımdı, 100 metre koşardım, iyi yüzerdim. Hiçbir zaman deforme bir vücut taşımadım. İkincisi, yaşarken riskli şeylere alışırsan daha tedbirli oluyorsun. Benim hayatımda iki kural hükmetmiştir. Bir; kendin için bir şey istemeyeceksin. İki; kadından, şöhretten ve paradan uzak duracaksın.

– Bunca aşk şiiri yazan biri olarak Kadından uzak duracaksın’ demeniz şaşırtıcı…

– Kadından uzak durmam şöyledir… Ben burada otururken bir kadın gelir ‘Ben size hayranım’ der. Ben birtakım duygularla, bazı çağrışımlarla bir şey yazarım. Ama sen ondan kendine pay çıkarma. Onda başka birinin payı var. İkincisi fevkalade müşkülpesentimdir o konuda. Yani, kadınlara zaafım yoktur…

– Ailenizdeki çocuklar hep güzel sanatlarla ilgili; Çolpan İlhan sinema sanatçısı, Cengiz İlhan hikayeci, siz birçok dalda eser veriyorsunuz. Nasıl bir ortamda yetiştiniz?

– Bizde çocuklar hakimdi eve. Babamız ‘Çocuğa dokunmayın’ derdi. Olmadık edepsizlikler yapardım oysa. Çok yaramazdım.

– Bütün oyuncaklarınızı kırıyormuşsunuz…

– Kıramadıklarımı da Emine Nine’ye kırdırırdım. Babam çok iyi para kazanan bir avukattı. Çocukluğumuz İzmir Karşıyaka’da 10-12 odalı yalılarda geçti. O zamanlar benim merakım, futboldu. Sanat nereden çıkıyor peki? Babam, zifaf gecesinde anneme Nedim divanından şiirler okumuştur. Annem birçok Nedim gazelini ezberden bilir. Babamın yayınlanmış birkaç şiiri var, Nijat B imzasıyla. İzmir’de yayınlanan Hizmet Gazetesi’nin mesul müdürüydü. Hapse de girdi. Kadere bak, sonra ben babamın yattığı o cezaevinde yattım… İlkokul üçteyken, ‘İlkbahar’ diye bir şiir yazdım.

– Çocukluğunuzun ikinci bölümü nasıl geçti?

– Babam bize hiçbir şekilde sebebini izah etmeden, Dahiliye Vekaleti’ne başvurmuş kaymakamlık istemiş. Bir gün denizden çıkmıştım yalıya geldim. Annem ‘Çocuklar, Konya’ya gidiyoruz’ dedi, ‘Konya’nın Ilgın kazasına’. Çolpan henüz doğmuştu, o İzmir saltanatını yaşamadı. Anadolu çocuğu olarak büyüdü, bizden gerçekçidir mesela. O zamana kadar hep “Sen ne güzel bulursun gezsen Anadolu’yu” diye öğrenmişiz biz ama hiç de şen bulmuyoruz! Sokağa ilk çıktığımızda çocuklardan korktuk. Ben futboldan bahsettim. Bilmiyorlardı. Onlara futbolu öğrettim.

YAKIN TARİH UYDURUK
– Son dönemlerde şiirden çok romana yöneldiniz. Neden böyle bir tercih yaptınız?
– Tercih yok. Ben uzun süredir gazeteciyim ama ciddi şekilde politikayı son zamanlarda yapıyorum. Yakın tarihimiz baştan aşağı efsanedir, uyduruktur. Bunları inceledikçe çıkıyor. Bunu da “Aynanın İçindekiler” diye roman olarak yazıyorum. 1890’lardan, 1960’lara kadar gelen bir seri. Tarihi kurcaladıkça öyle şeyler çıkıyor ki karşıma, dehşet içinde kalıyorum.

– O yüzden mi şiir geri planda kaldı?

– Öyle, çünkü doğru düzgün bir şey yazmam lazım. Kafadan atıp olmaz ki. Mustafa Kemal Samsun’a çıktıktan sonra Havza’ya geçmiş, orada bir şey olmuş. Kurcaladıkça enteresan şeyler çıkıyor. İçine girdiğin zaman politik bakımdan bazı şeyleri söylemek zorunda kalıyorsun. Özellikle İsmet Paşa, Mustafa Kemal Paşa’nın hedefini saptırmak için elden gelen yapmış.

– Son dönemlerde yazdığınız bir şiir var mı?

– Var; bir tanesi klasik şiirlerimden biri, harp yılları ile ilgili, diğeri de ölümle.

Halime S. Kahveci