“…´Şafağın Işığı´na, Kim, Nasıl Bakıyor?…”

(Tesbit/1. ”…meraklısı, elbette hatırlayacaktır. Çin Halk Cumhuriyeti ‘nin, yâni bir Avrasya ülkesinin; Ankara ‘daki büyükelçisi, Song Aiguo; Cumhuriyet’teki mülâkatında (27 Haziran 2004), kelimesi kelimesine şunları söylemişti:

Bunlar, yüz vermediklerimiz!..

”…Atatürk XX. yy’da, özellikle de 1920’lerde, son derece önemli bir örnek oluşturmuştur. Aynı zamanda da Kemalizm, pek çok ülke, özellikle kendi bağımsızlık savaşını veren, kendi millî mücadelesini veren ülkeler için, ‘Şafağın Işığı’ olmuştur. Biz Çin’de böyle deriz. Yani karanlıklar içinde birden bir ışık doğdu. Öbür ülkeler bu ışıktan umut aldılar; işte bu umut çerçevesinde, bu ülkeler de kendi mücadelelerini verdiler…”

”…1920’lerde Çin’de Mustafa Kemal Atatürk hakkında, önemli eserler basıldı. Aradan onlarca yıl geçmesine ve Çin’de rejimin değişmesine rağmen Atatürk’e olan sevgi ve saygı, eskisi gibi canlılığını koruyor. (…) Aradan 71 yıl geçtikten sonra, 1997’de Çin’de lise öğrencileri için basılan bir ders kitabında, yine Atatürk’ün resmi var. Demek ki Çin halkı Atatürk’ü ve onun ilkelerini çok benimsemiş. Atatürk’e olan saygı, toplumun her kesiminde, eskisi kadar güçlü”…)

(Tesbit/2. ”…Prof. Dr. Kadirbayef , Avrasyacılık üzerine yaptığı çalışmada, şu hassas fakat son derece önemli noktaların üzerine basmaktadır:

”…Avrasyacılık, daha iyi tanınmayı hak ediyor. O, genelleyici ve açıklayıcı düşüncelere, iki kıt’ayı kapsayan mirasçıları arasında Rusya ve Türkiye’nin bulunduğu imparatorlukların, hukuki açıdan haklılığının, kanuna uygunluğunun isbatına, ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor. ( Buraya dikkat! ) Bu Avrasya kavramı ‘yapıcıdır’, halkları ve dinleri karşı karşıya getirmeden; ‘bizim’ ve ‘yabancı’ gibi kavramlara ayırmadan, kültürel ve ekonomik işbirliği temeline dayanmaktadır ve Avrasya etkileşme sisteminin her üyesinin, barış içinde bağımsız gelişmesi, refahının yükselmesi ve nihayet dünya uygarlığının tepelerine erişmesini sağlamayı hedeflemektedir. Önde gelen Avrasya ülkeleri, Rusya ve Türkiye’ye gelince, ekonomi, politika, kültür alanlarında ve manevi hayatta yakınlaşma ve hatta entegrasyon, onların tarihten kaynaklanan doğal bir durumudur…” (Kadirbayef, s. 14)

‘Dostlarımıza’ gelince…

(Tesbit/3. ”Merkezi ABD ‘de bulunan ve mali desteğinin bir bölümünü Yunan kaynaklarından sağlayan düşünce kuruluşu ‘The Western Policy Center ‘in düzenlediği toplantıya; ABD ‘nin tüm dünyaya yayın yapan Voice of America radyosunun verdiği habere göre, Türk ve Amerikalı uzman ve gazetecilerle, Avrupa Birliği Yürütme Organı olan komisyonun Washington temsilcilerinden, Siyasi ve Akademik İşler Danışmanı olan Jonathan Davidson da katılmıştır…”

”… Davidson , ‘Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’ye üyelik için müzakere tarihi konusunda, önümüzdeki aylarda karar verirken, Türkiye’de yapılan reformları dikkate alacağını, ancak reform yasalarının ne derece uygulandığı konusunun da göz önünde tutacağını’ söyledi. (Buraya dikkat!) Avrupa Birliği yetkilisi Jonathan Davidson, ‘Türkiye’de, Atatürk tarafından, kontrol altında bir devlet sistemi yaratılmıştır. Bunun ise, ÜÜ-Avrupa Birliği standartlarıyla uyum içinde olmadığı açıktır’ diye konuştu.

”…ABD Dışişleri eski yetkililerinden ve Los Angeles merkezli Pasifik Konseyi ile Rand Araştırma Kurumu ‘nda, Akdeniz uzmanı lan Lesser de ‘Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik dışında başka seçeneği olmadığını’ söyledi ama, Amerika’ nın Türkiye’ yi ‘değerli bir Ortadoğu müttefiki’ olarak tanımlamasının yanlış olacağını belirterek, AB ‘ye giremediği takdirde ‘Türkiye’nin, uluslararası alanda Türkiye merkezli politika izleyebileceğini’ savundu. ” (21 Haziran 2004, omolla **hotmail.com) …)

Ne de ‘fırsat’ ya!..

(Tesbit/4. ”…ilginç değil mi? Özellikle Rand Corporation ‘da Akdeniz Uzmanı lan Lesser ‘in söyledikleri, belirgin bir çelişki içeriyor; hem Türkiye’ nin Avrupa Birliği ‘ne üyelikten başka seçeneği olmadığından bahsetmiş; hem de, bu gerçekleşmezse, ‘uluslararası alanda Türkiye merkezli politika izleyebileceğini’ ileri sürmüş; iyi de, bu ikinci söylediği, başka, -üstelik son derece önemli- bir ‘seçenek’ olmuyor mu? Meselâ, Avrasya seçeneği!

İnsan bu arada, yeniden oluşan iki farklı – AB/ABD çelişkisini de sayarsanız üç- kutuptaki yeryüzü faaliyetini izlerken, Türkiye ‘deki yönetimin ve sorumlularının, tutum ve davranışlarını da elbet merak ediyor. Görünen odur ki, son elli yıldır olduğu gibi, Ankara başrol oyunculuğu yerine, figürasyonda yer almayı; -bilinmez hangi yeni tavizler için- ağzına bir parmak bal çalmak amacıyla; ‘yönetmenlerin’ ona sunduğu, toplantı ve konferansları önemsemekle avunmayı, tercih ediyor. Örnek mi, buyurun.

(Tesbit/4. ”…NATO Zirvesi ‘nin, İstanbul için bir yük gibi görüldüğünü, görenlerin de çok olduğunu belirten ve bu durumu nasıl değerlendirdiğini soran gazeteciye, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ‘ün cevabı şöyledir:

”…Öyle gözüktüğünü biliyorum ama aslında bu her açıdan Türkiye için ‘tarihi’ bir fırsat!..”) (Sabah, 26 Haziran 2004)

Evet, handiyse yarım yüzyıldır sürekli Türkiye ‘nin aleyhine işlemiş bir ‘tarihi fırsat’!

Cumhuriyet, 12.07.2004