Şair gitti, meydan müteşáirlere kaldı

Murat Bardakçı

Bazı şairlerimiz vardır, mısraları deyim haline gelmiştir. Meselá bugün atasözü olduğunu zannettiğimiz ‘Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir’ yahut ‘Yumuşak huylu atın çiftesi pektir’ gibisinden ifadeler Ziya Paşa’nın ‘Terkib-i bend’inin mısralarıdır. Önceki gece kaybettiğimiz Attilá İlhan, mısraları deyimleşmiş şairlerin sonuncusuydu.

‘Cenaze suratlı adam’, ‘feláketim olur’, ‘uğrunda asılırız’ yahut ‘ben sana mecburum’ gibisinden günlük konuşmamızın sıradan ifadeleri hálini alan daha birçok sözün Attilá İlhan’ın mısralarında geçtiğini artık kaçımız hatırlıyoruz ki? Şimdi, lütfen, hem Türk şiirine, hem de şiirimizin bu büyük evládına, sizler de birer Fatiha okuyun. Zira şair gitti ve meydan artık ‘müteşáirler’e kaldı.

Ramazan ayı boyunca bu sayfada her gün kültür ağırlıklı konuları yayınlıyoruz.
Sayfanın manşetinde tarihle, şiirle, musiki ile ilgili mevzular yeralıyor.

Bugün bu sayfanın ana konusunu yine edebiyata ama gayet hüzünlü bir konuya ayırıyorum: Attilá İlhan’ın vefatına, yahut kendi mısralarıyla ‘ölmek hakkını kullanıp, bir boşluktan başka bir boşluğa düşmesine’…

Bazı şairlerimiz vardır, mısraları deyim haline gelmiştir. Nábi, Neşáti, Şeyh Galip, Ziya Paşa ve Mehmed Ákif gibi isimler böyledir. Meselá bugün atasözü olduğunu zannettiğimiz ‘Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir’ yahut ‘Yumuşak huylu atın çiftesi pektir’ gibisinden ifadeler Ziya Paşa’nın ‘Terkib-i bend’inin mısralarıdır.

Mısraları böylesine deyimleşmiş şairlerimizin sonuncusu, Attilá İlhan’dı. ‘Feláketim olur’, ‘cenaze suratlı adam’, ‘uğrunda asılırız’ yahut ‘ben sana mecburum’ gibisinden günlük konuşmamızın artık sıradan ifadeleri olan daha birçok sözün Attilá İlhan’ın şiir başlıkları veya mısraları olduğunun şimdi kaçımız farkındayız ki? ‘Ne olur, kim olduğunu bilsem Pia’ diye başlayan şiirini yayınlamasından sonra Boğaz’daki sandalların neredeyse tamamının isminin birdenbire ‘Pia’ oluverdiğini hatırlayanımız acaba kaldı mı?

Attilá İlhan’ın 1970’lerde hiçbir yerde bulamayıp kendisinden tedarik edebildiğim ‘Zenciler Birbirine Benzemez’ini okuyup 17 yaşında Paris yollarına düşmemin, Montrmartre’ın dar sokaklarında şiirlerindeki Margot’sunu aramamın üzerinden 30 seneden fazla zaman geçti ve Attilá İlhan, benim için Türk şiirinin yaşayan ‘tek’ şairi olarak kaldı. ‘En büyük’ yahut ‘en iyi’ şairlerinden biri değil, ‘yaşayan tek şairi’.

Eski edebiyatta ‘sehl-i mümteni’ diye bir kavram vardır ve ‘kolay, basit gibi görünen ama söylenmesi aslında son derece güç olan ifade’ demektir.

Edebiyatçılar, ‘sehl-i mümteni’yi anlatırlarken, genellikle Süleyman Çelebi’nin Mevlid’indeki ‘Bir acib (acayip) nur kim güneş pervánesi’ yani ‘öylesine güçlü bir ışık ki, güneş bile onun etrafında pervane gibi dönmekte’ mısraını örnek gösterirler. Mısrada ‘ışık’ olarak tasvir edilen, Hazreti Muhammed’dir; şair güneşin bile ufak bir pervane misáli peygamberin etrafında dönmekte olduğunu söylemektedir. Mehmed Ákif’in Çanakkale Şehidleri’ndeki ‘Bir hilál uğruna yá Rab ne güneşler batıyor’ mısraı ve Necip Fazıl’ın ‘Ne hasta bekler sabahı / Ne taze ölüyü mezar / Ne de şeytan bir günahı / Seni beklediğim kadar’ dediği kıt’ası da işte, aslında basit gibi görünen ama son derece güçlü bir anlam veren, ifade edilmesi de gayet zor olan ‘sehl-i mümteni’nin örnekleridir. Şairi şair yapan da budur ve hatırda kalan mısralarıdır.

Şiire biraz meraklı iseniz, Rahmetli Attilá İlhan’ı okuduğunuzda, bu gibi mısralarını hemen farkedersiniz: ‘Ne kadınlar sevdim, zaten yoktular’, ‘Ayrılık sevdaya dahil’ veya ‘Elde var hüzün’ misáli sehl-i mümteniler yaratabilmek sadece bugünün değil, geçmişin de çok az şairine nasip olabilmiştir ve son 50-60 seneden buyana, Türkçe’yi geniş hayal gücünün yaratıcılığıyla böyle şık bir dantel gergef gibi işlemiş başka bir şair, yoktur.

Attilá İlhan, sonbaharın hüznünü nesillerin kalbine mısraları vasıtasıyla damla damla akıtmıştı ve onu hüzünlü bir sonbaharda kaybettik. Şimdi, lutfen, hem Türk şiirine, hem de Türk şiirinin bu büyük evládına sizler de birer fatiha okuyun. Zira şair gitti ve meydan artık ‘müteşáirler’e kaldı.